Advert
Biz sazanlardan mektup

Biz sazanlardan mektup

Hesaplarımıza el konulacakmış diye, endişeyle bankamatiğe koşan 657’ye tâbi emekli memur telâşıyla Facebook sayfamızı korumaya alışımızla yine dalganı geçmişsin.

Sevgili kardeşim, daha bir kahveni içmedik ama mesajlarını haddimiz olmayarak takdirle, TV sohbetlerinizi de hayranlıkla takip ediyoruz.

Çok şey öğreniyoruz.

Hele, Kemal Kılıçdaroğlu’na suikast teşebbüsünü, elifi elifine tam 24 saat önce haber vermeni unutmuyoruz.

İyi bir istihbarat avcısısın. İyi… Güzel… Ama bu son zamanlarda “sazan avcılığın” da nereden çıktı.

Biz, FETÖ olayını bu memlekette yaşamış olan Facebook narsisleri olarak, birilerinden “Aman bu uyarıyı hemen sayfasına yapıştırın” uyarısı yapılınca, biraz bekliyor, sonra da, “Muhalefet liderine yapılacak suikastı 24 saat önce bilen kardeşim alarm vermediğine göre” diyerek, başta ben, bir işe yaramayan yaşlı sazanlar dahil, oltaya değil, ağın içine atlıyoruz.

Doğrusunu istersen, darbeyi öğrenip de, her nedense istirahat halindeki Cumhurbaşkanına ulaşamayan istihbarat teşkilatlarının bulunduğu bir ülkede, istihbarat kaynakları kuvvetli olan bazı kardeşlerimizin, biz sazanlara acımamasını anlıyor ve iyi niyetle “Rastgele kardeşim, bereketli olsun” diyoruz. Ama sen yine hınzır hınzır gülüp…

“Arkadaş memlekette dönen garipliğin haddi hesabı yok; Facebook'ta dönen garipliğin telaşesi sarmış milleti... Lan kim ne yapsın senin g.t. b..lu hesabını? Sanırsın herkes KGB ajanı... Altı üstü Mevlana'dan iki söz aşırmışsın, sağdan soldan üç beş yazı çalmışsın, ziftlendiğin ne varsa resmini koymuşsun, dudakların büzük iki de selfie’n var...

Hayatın ele geçmiş; dert etmemişsin, hesabın ele geçse ne olur?” diye soruyorsun.

Doğrusunu istersen, Neyzen Tevfik’in ağzına ve mısralarına yakışan küfür, senin “…”lı satırlarına da yakışıyor.

Ama bazı değerli hanımefendilerin, yazarlık ahlâkının mehaz göstermek gerektiğini unutarak, “kopyala, kes, yapıştır” metoduyla sizin beyanınızı paylaşmaları, sazanların kendi oltalarına takıldığını sanmaları yakışmıyor.

FETÖ’nün kirli donunu kaynatıp suyunu içenleri biliyoruz da, “Benim saklanacak bir şeyim yok. Yiğidin malı meydanda” diyerek donsuz gezenleri bilmiyoruz.

Biz, donsuz gezenlerden değiliz ama yüzlerce kilometre uzakta yaşadığımız halde, bizim donumuzu koklayıp, taharetsiz gezdiğimizi anlayanların koku alma yeteneklerine de şaşıp şaşıp kalıyoruz.

Haklısın, FETÖ zaten birçoğumuzun “hayatını ele geçirmiş”, şimdi de polis sanal hayatımızı ele geçirmek üzere. Bu devletin sizden saklısı gizlisi yok, son OHAL kararnamelerinden birine göre, “Polis sanal ortamda istihbarat faaliyeti yapacak. Telefon ve diğer iletişim araçları üzerindeki ‘istihbarî amaçlı’ faaliyetini internet ortamında da yürütebilecek. Bu çerçevede polis internet üzerinden yapılan her türlü birebir mesaj ve paylaşımı izleyebilecek, içeriklerini inceleyebilecek.”

Devletin “kozmik odalarına” girildiği, sahte delillerle generallerin içeriye tıkıldığı “Ergenekon” ve “Balyoz” davaları dönemini yaşamış bir ülkenin sazanlarına gülmek size yakışıyor mu?

Siz o zamanın sazanlarından değil miydiniz?

Şimdi, bir marifetmiş gibi, “Bu paylaşılan metni ben yazdım” diye, biz sazanlarla dalgasını geçen Ömer isimli bir avukat var ya, yarın “Kamuyu heyecana veren, kargaşalık ve endişe yaratan yalan haberler” falan diye, kafasına dayanıldığını görürse şaşmasın.

Doğru, biz sazanlar bazen Mevlâna’nın “Etme”si, bazen “Demedim mi?” ile dertleniyoruz, yamuk yumuk selfie'lerimizle, binlerce kilometre uzaktaki çocuklarımıza “ben iyim” mesajı gönderiyoruz; tesadüfen karşılaştığımızda bizi tanısınlar diye, 40/50 yıllık dostlarımıza yamuk yumuk selfie’lerimizle, “Bugünkü muşmulaya dönen suretimiz budur“ diye masum uyarılarda bulunuyoruz.

Bize bunu niye çok görüyorsunuz, sevgili kardeşim…

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500