Advert Advert
Advert
Bazı soruları kendi kendimize sormalıyız

Bazı soruları kendi kendimize sormalıyız

 

“Türkiye’nin millî birlik ve beraberliğe ihtiyacı var” diyoruz da, bir türlü beceremiyoruz.

'Yeni kapı ruhu diyoruz' tam umutlanıyoruz, bir bakıyoruz ki, iktidar bunu muhalefetin kendisine tam bir biatı, icraatıyla tam mutabakatı olarak algılıyor.

Muhalefet de bu görüntüyü verirse, tabanının altından kayacağını sanıyor; sonra da hırçınlaşıyor.

“Türkiye’nin bugün tek mes’elesi  başkanlık sistemi midir?” diyenlere, “Elbette değil..” cevabını vermemek mümkün değil.

Ama bence muhalefetin, bunu toplumu germe aracı olarak kullanması da doğru değil..

Bu bir yasama faaliyetidir; bununla mücadele de, meclis çatısı altında yapılmalıdır.

Meclis çatısı dışında mücadele ise, bunun mecliste kabulünden ve halk oyuna arz edilmesinden sonra başlatılmalıdır.

İktidar da, Türkiye'nin en önemli meselesinin, başkanlık sisteminin yarım yamalak kabul ettirilmesi olmadığını kabul etmelidir.

İktidar için de, muhalefet için de, Türkiye’nin tek ve en önemli meselesi, tarihte misli görülmemiş bir saldırıya uğrayan ülkenin selâmeti için milli birlik ve beraberliktir.

Bu birlik ve beraberliğin, kurulamamış olmasının temel sebebi, yaşam tarzına müdahaledir..

Sayın Cumhurbaşkanı, bunu reddediyor..

Ama kadroları reddetmiyor, sayın cumhurbaşkanının bu beyanını, siyaset icabı yapılmış bir taktiksel beyan olarak kabul ediyor ve bildiklerini okumaya devam ediyorlar.

Türkiye’de “yaşam tarzı” tarifi yapılmazsa, bu müdahale devam edip gider.

Bazılarına göre, kamusal alanlarda, kamu kurumları tarafından içki servisi yapılmasının men’i, laik devlet tarifi içinde, dindarların, laiklere kendi yaşam tarzının dayatılmasıdır.

Oysaki, dini yaşamak, sadece , içki içmemek, değildir.

Yalan söylememek,  9 yaşında kızla evlenmemek, oğlan çocuklarına cinsel tacizde bulunmamak, kamu malına el uzatmamak, başka dini inanışlara saygı göstermek, aileyi kutsal saymak, yalan söylememek de var.

Ya laikliği, Atatürkçülüğü, sadece bir kadeh rakı içmek sananlar; sakalı var diye babaları, başını analarımız gibi yarım örtmüş d anaları, Astsubay ordu evindeki çocuklarının düğününe sokmayanlar, Onları orduevinin bahçesinde gözyaşı içinde tutanlar, Milli Güvenlik kurulu toplantısında rakı isteyenler, yok deyince yaverini çağırıp, “Git bir şişe rakı al” diyenler milli birlik ve beraberliği yıkanlardan değil midirler?

Bazılarına göre, Türkiye’de, 100 bine yakın cami varken, 2/ 3 milyona yakın imam hatip okulu mezunu olması; buna rağmen hâlâ, klasik ve laik eğitim veren okullarımıza, imam hatip formatı verilmeye çalışılması, dindar kesimin, laiklere kendi eğitim anlayışlarını dayatmasıdır.

Üzerinde düşünülmesi gerekmez mi?

Düşünmemiz gerekmez mi, 15 Temmuz ayaklanmasını yapanlar, halka kurşun sıkanlar, hangi eğitimi almıştır?

Laik eğitim mi, İmam Hatip Eğitimini mi, yoksa Fethullah’ın Okullarının eğitimini mi?

Bunu tarafsız olarak düşünürsek, eğitim sistemini gözden geçirmek ihtiyacını duymaz mıyız?

Reina katliamından sonra Diyanet İşleri Başkanı’nın, "Bir eğlence yerinde öldürülenlerle , bir mabette öldürenler arasında fark yoktur" sözlerini önemsiyoruz; ama, sayın başkanın, Diyanet Fetva Kurulundaki, 11 . yüzyılda, “Artık içtihat kapısı kapanmıştır" deyip, İslamiyet’ten felsefeyi uzaklaştıran İmam Gazali artıklarını da unutmamasını temenni etmez miyiz?

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500