Advert
İktidarların namus borcu

İktidarların namus borcu

 

CHP Genel Başkanı sayın Kılıçdaroğlu’na suikast iddiası bizi 1970’lü yıllarına götürdü. Tabii ki, bütün vatandaşları korumak gibi, sayın Kılıçdaroğlu’nu korumak da hükûmetin namus borcudur. Bu suikast iddiası bizi, 1977 yılına götürdü ve seçimi kaybetmek bahasına bu görevin gereğini yapmak isteyen rahmetli Demirel’in devlet anlayışına götürdü.

1977 Türk siyasi hayatının en önemli dönemlerinden biri yaşanıyordu. Sokaklarda söylenen enternasyonallerle heyecanlanan bir muhalefet ve memleketi suikastlarla karıştırmak isteyen bir kontrgerilla vardı.

Sokak hareketleri ile Türk- İş’ i geride bırakmış bir DİSK, 1 Mayıs 1977 günü Taksim’ de bir  miting tertip etmişti.

Bu mitingde etraf kan gölüne dönmüş, 36 kişi ölmüş, 136 kişi de yaralanmıştı..

Bu miting hakkında çok şehir efsanesi vardır..

Kontrgerillanın Sular İdaresi tarafından ateş açtığı, olaydan bir gün evvel The Marmara Oteli’ne esrarengiz bir Amerikalı grubun geldiği, olaydan iki saat sonra otelden ayrıldığı, bu grup tarafından uzun namlulu silahlarla kalabalığa ateş edildiği, halkın panik halinde Kazancı yokuşuna doğru kaçarken, yolu daralttığı için birçok kişinin ezilmesine sebep olan bir kamyonetin oraya kasten bırakıldığı iddiaları bunlar arasındadır.

Gençliğini Aydınlıkçı ve MAO'cu grubunun aşırı fraksiyonlarında yaşamış olan Prof. Halil Berktay bunların yalan olduğunu, aslında o kanlı gün yaşananların birbirinden nefret eden sol fraksiyonların kanlı bir hesaplaşması olduğunu, meydana DİSK’le Türkiye Komünist Partisi’nin hâkim olduğunu, polisin müdahale etmediğini, otelden ateş açılmadığını; sular idaresi tarafında toplanmış olan Halkın Yolu, Halkın Kurtuluşu ve Halkın Birliği gruplarının, ellerinde gürgen sopalar bulunan DİSK görevlilerinin kendilerinin meydana girmelerine izin vermemesi üzerine,” revizyonist barikatları yıkacağız” diyerek, silah sesleriyle ve ellerinde bıçaklarıyla kalabalığa hücum ettiğini, Kazancı yokuşunun girişine bırakılmış olan kamyonetin de, DİSK’ e bağlı Gıda İş Sendikası’na ait olduğunu, diğer söylentilerinin kendini temize çıkartmak isteyen Türk Sol’unun yazdığı senaryodan ibaret olduğunu söylemektedir.

Bu şartlar altında başlayan seçim propaganda dönemi esnasında, 29 Mayıs 1977 tarihinde İzmir’e giden Bülent Ecevit’e Çiğli Hava Meydanı’nda, uzaktan ve uzun namlulu silâhla ateş edildi. Ecevit kurtuldu ama, yanındaki İstanbul Belediye Başkanı Ahmet İsvan’ ın kardeşi Mehmet İsvan bacağından yaralandı.

Bu olaydan beş gün sonra, CHP’ nin Taksim mitingi yapılacaktı ve suikast teşebbüsünün İstanbul’da tekrarlanacağı ihbarları vardı.

Demirel, bunu Ecevit’in büyük bir siyasi şova döndüreceğini ve bu şovla seçimi kazanacağını biliyordu.

Ama devlet adamlığı vasfı galip geldi ve Ecevit’ten 3 Haziran’ da yapılacağı ilân edilen Taksim mitingini iptal etmesini bir mektup yazarak istedi.

Ecevit, tam da Demirel' in tahmin ettiği gibi davrandı..

2 Haziran 1977 tarihinde Ecevit’in radyoda seçim propagandası konuşması vardı. Ecevit mikrofonun başına geçti ve gayet dramatik bir sesle, “ Yarın siz Taksim’ e gelmeyin, ama ben Rahşan’la orada olacağım.” demişti.

Tabii ertesi gün Taksim’de misli görülmemiş bir kalabalık toplanmış, bu konuşmayı duyan halk CHP’ li olsun, olmasın, 15 Temmuz 2016’da olduğu gibi meydana koşmuştu. 1977 seçiminde CHP birinci parti olmuştu.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500