Advert
Advert
Sesinizi duyurmak mı?

Sesinizi duyurmak mı?

 

Demokratik düzenin işlemesi sadece anayasa ile mümkün değildir. Anayasa temel ilkeleri koyar.

Bir de evrensel değerler vardır.

Bazen anayasalar evrensel değerlere tam uyum sağlamaz..

Bazen de evrensel değerlere ve anayasaya rağmen, bazı kanun, kararname ve yönetmelikler ile evrensel değerler ve anayasa arkadan dolanılır.

İşte, muhalefet burada önemlidir.

Bu kanun, kararname veya yönetmeliklerin iptali için kanun yollarına başvurur.

Türkiye’de muhalefetin temel zaafı buradadır.

Anayasa ve evrensel hukuk değerlerini arkadan dolanan bu gibi mevzuatı, tam bir taramadan geçirmeden, sadece o an Türk siyasetini meşgul eden konuları anayasa mahkemesine taşıyorlar; Anayasa Mahkemesi’nin önünde poz veriyor, şahsi seçmenlerine selâm gönderiyor ve sonra da unutuyorlar..

Anayasa mahkemesi o kanunu iptal ederse, yeniden zafer pozları..

Ya sonrası yok.

Sonra da çıkıp, “Halk Tv dışında sesimizi duyuramıyoruz" diye şikâyet ediyorlar.

1960'lı yıllarda, muhalefet olarak, biz Adalet Partililer de,  en çok sesimizi o zaman tek televizyon olan TRT ‘de duyuramamaktan şikâyet ederdik..

Ama biz şikâyet etmekle kalmaz, bu durumla mücadele de ederdik.

Anayasa mahkemesi, o zaman, Yassıada’da Menderes’i, Polatkan’ı ve Fatin Rüştü Zorlu’yu, “Sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor “ diye asan hâkimlerle doldurulmuştu, bunu için netice alamıyorduk.

1970'te Ferruh Bozbeyli’nin başkanlığında bir parlâmento heyeti olarak Japonya’yı ziyaretimizde, bizi Japon Radyo ve Televizyonu’na da götürdüler.

Bu ziyaret esnasında, genel müdürlerine, TRT’den yüreği yanık bir siyasetçi olarak , “Siyasi Partilerin faaliyetlerine, haber bültenlerinizde hangi ölçüler içinde yer veriyorsunuz? Siyasi ideolojilerine mi, yoksa aldıkları rey oranlarına  göre mi?" diye sordum.

Adamın şaşkınlığını unutamıyorum, “Bize ne onların ideolojilerinden, aldıkları oy nispetinden? Biz siyasetçilerin Japonya için ne söylediklerine bakarız.” diye cevaplamıştı..

Ben nasıl anlatırdım ki onlara Trakya’da CHP’ de değil, Öztrak ailesi vardı .İsmet Paşa’nın zamanından başlarlar,  önce dede Faik Öztrak, sonra Orhan Öztrak, İlhan Öztrak, şimdi de torun Faik Öztrak..Ve o tarihte bu aileden Adnan Öztrak TRT Genel Müdürüydü.

Tabii ki, O da, ise bizim ne dediğimize bunun ülke yararına olup olmadığına değil, CHP’nin ne dediğinin bakıyordu.

Bu kanunun değiştirip, oraya daha demokratik, daha tarafsız bir görünüm vermek için anamız ağladı. Daha sonra Özal,herşeyi göze alarak, ortaklarından biri oğlu olmasının riskine aldırmayarak, özel televizyonların yolunu açtı.

Daha sonra Tansu Çiller, "Radyomu istiyorum" kampanyası ile iktidara geldi.

Siz CHP olarak, görsel ve yazılı medya dünyasını, iş adamlarının tekelinden kurtarmak için kılınızı kıpırdatmaz, sadece ağlarsanız, biz daha çoook, 20 televizyonda birden muhtarlar toplantısını dinler, bıkınca da, televizyonu kapatırız.

Rahmetli babam, “Radyonun icadından daha mühim olan, onu istediğini zaman kapatabilmendir" derdi.

Çünkü o tarihlerde, tek olan radyoda, ne zaman açsanız Millî Şef haberleri vardı.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500