Advert Advert
Advert
Heybedeki avlanmış keklik mi?

Heybedeki avlanmış keklik mi?

Başkanlık sistemi ile ilgili olarak bugüne kadar yazdıklarım, Meclis'te tartışılmakta olan anayasa değişikliği tasarısı ile ilgili değildir. Kırk beş yıldır yazdıklarımın tekrarından ibarettir.

Meclis'te görüşülmekte olan anayasa değişikliği tasarısına gelince, biliyor ve görüyorum ki bu tasarının metni, Meclis'te kabulü umulan anayasa değişikliği metni değildir. Meclis'te müzakeresi esnasında değişikliğe uğrayacaktır; çünkü, milletvekillerinin, bu anayasa değişikliği tasarısı hakkındaki düşünceleri berrak değildir.

Eğer, anayasa değişikliği için yapılacak oylamada, milletvekillerinin oylarını kullanmalarının gizliliği tam olarak temin edilirse, bu tasarının meclisten geçmesi mümkün görünmüyor.

Yani, MHP’nin desteğine rağmen, mecliste yapılacak her iki oylamada da gereken 330 oy, avcının heybesindeki avlanmış keklikler değildir.

Milletvekillerinin tereddütlerinin giderilmesi için AK Parti tarafından başlatılan istişârî toplantılar;  İl İlçe Parti ve Belediye Başkanlarının Ankara’ya davet edilmesi; ardı ardına  yapılan  toplantılar,  avcının heybesinin şu anda boş olduğunu gösteriyor.

Davet edilen teşkilât ve belediye başkanların görevi, milletvekilleri üzerinde baskı kurmalarıdır.

Unutulmamalıdır ki, 1973'te Cevdet Sunay’ın görev süresinin iki ay daha uzatılması için yapılan anayasa değişikliği oylamasında, kendisinin seçtiği on beş kontenjan senatöründen çoğu “Red” oyu kullanmış ve tasarı bir oyla reddedilmiştir.

Evet, iktidarda bu endişe doğmuştur; çünkü bugün yasama, kamu oyunda, bu değişikliğe teşebbüs tarzıyla, devletin düzgün yönetilmesi yerine, yürütmenin başı olan sayın Cumhurbaşkanı’nın görevi icra tarzını, başkanlık sistemi olarak takdim ve tanzim gayretinde olduğu intibaını yaratmıştır.

Oysaki parlâmentonun güçlendirilmesinin ve parlâmenterlerin kültürel ve ahlâkî değerlerinin yükseltilmesinin, parti liderlerinin bazen keyfî, bazen cezaî , bazen tâltif mahiyetli  duyguları ile milletvekili aday listelerini tanzim gayretlerini yerle bir edecek 'dar bölgeli'  milletvekili seçim sistemini siyasi hayatımıza getirmenin peşinde olmalıydılar.

Demokrasimizin en büyük eksikliği bu olayda tezahür etmektedir. Ve belki de bunun için, yetkileri kesin çizgilerle belirtilmiş kuvvetler ayrılığını temin edecek, dar bölgeli milletvekili seçimine dayalı gerçek bir başkanlık sistemine ihtiyaç vardır.

Dar bölgeli seçim sistemi, keyfi parti yönetimlerinin ve yürütmenin, yasamaya müdahalesinin panzehiri olmasına rağmen, bugüne kadar, güney ve güney doğudaki aşiret liderlerinin meclis girmelerine sebep olacak düşüncesiyle ve Milli Güvenlik Kurulu tavsiyesiyle reddedilmiştir.

Bu engelleme, partilerin bazı dini cemaat ve tarikat şeyhlerini, eğitimsiz ve dünyadan habersiz aşiret liderlerini listelere koyması ile aşılmıştır.

Ayrıca, alınan tedbirlerin aksine bugünkü seçim sistemi içinde ayrılıkçı politikalar güden, terör şiddetini reddedemeyen partiler, güneydoğuda ve doğuda seçimlerde tulum çıkarmaktadırlar.

Oysaki dar bölgeli seçim olsa, oradaki Türkmen, Alevi, Süryani, Yezidi gruplar gibi; bazı tarikat ve cemaat mensupları da “dar seçim bölgelerinde” milletvekili çıkarma imkânına sahip olacaktır.

Umarım ki, aşiretlerin veya dini grupların kendi iradeleri ile dar bölgelerde temsilcilerini meclise sokma imkânını kazandığını ve bu gruplar üzerinde otoritesinin kalmadığını gören siyasi partilerimiz, ayrılıkçı ve din üzerinden siyaset yapma politikalarını terk etmek mecburiyetinde kalır.

Böylece belki, temsilî ve laik cumhuriyetin, tam demokratik temellere istinat etmesi umudu yeşerir.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500