Advert
Genişliğe uzanmanın anahtarı, sabır!
Hilmi Şanlı

Genişliğe uzanmanın anahtarı, sabır!

Hazreti Peygamberimiz bir gün Medine sokaklarında bazı sahâbîlerle birlikte yürüyordu. Kabristanın yanından geçerken, çocuğunun kabri başında feryat figan eden bir kadına rastladı. Evlât acısına yüreği dayanamayan kadıncağızın bu hâlini gören Efendimiz ona, “Allah’tan sakın ve sabret!” dedi. Kederinden bunu söyleyenin Peygamber olduğunu fark edemeyen kadın, “Benim başıma gelen senin başına gelmedi de böyle konuşuyorsun!” dedi. Bir müddet sonra kadına onun, Allah’ın Resûlü olduğu söylenince, bu kederli anne söylediği sözden dolayı pişmanlık hissetti. Özür beyanında bulunmak üzere Rahmet Elçisi’nin kapısına geldi ve “(Kusurumu bağışla) Allah’ın elçisi olduğunu bilemedim.” dedi. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.s), ona şu karşılığı verdi: “Sabır, musibet ilk başa geldiği anda ortaya konulan tavırdır.” (Buhârî, Cenâiz, 31)

Aslında bir beşer olan Peygamberimizin de başına benzer musibetler gelmişti. Biricik oğlu İbrahim, henüz on sekiz aylıkken hayata gözlerini yummuştu. Bu acı olay karşısında bir baba olarak o da gözyaşlarını tutamamıştı. Ölenlerin ardından yaka paça dövünerek ağlamayı kesinlikle yasaklayan Rahmet Elçisi, oğlu için ağlamasına şaşıranlara şu cevabı vermişti: “Akan bu gözyaşları merhamettendir. Göz ağlar, kalp hüzünlenir. Ama biz ancak Rabbimizin razı olacağı şeyleri söyleriz.” ( Buhârî, Cenâiz, 43)

Her canlının mutlaka tadacağı bir gerçektir ölüm. Dünyaya veda edip gidenin sevenleri açısından son derece elim olan bu olay, büyük de bir musibettir aynı zamanda. Bununla birlikte insanoğlunu saran sıkıntılar ölümle sınırlı da değildir. Ruhsal, fiziksel ve ekonomik sıkıntılar, kaza ve felaketler, hastalık ve geçimsizlikler, takatimizi zorlayan çeşitli hâdiselerdir. Aslında olumsuz gibi görünen bu durumlar hemen her birimiz için sabır ve imtihan vesilesidir. “İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece ‘iman ettik’ demekle bırakılacaklarını mı sandılar?”( Ankebut, 29/2) ayeti, mü’minlerin hayatta meşakkat ve sıkıntılara her an hazırlıklı olmaları gerektiğine vurgu yapmaktadır. 

İnsanlık tarihinde en çetin imtihanlara peygamberler tâbi tutuldu. Yüce Rabbimiz, Hz. Âdem’i cennetteki yasak ağaçla sınadı ve akabinde yeryüzüne gönderdi. İbrahim Peygamber, ateşe atılmak ve biricik evladını kurban etmekle sınandı ve neticede Halilullah payesini kazandı. Yakup Peygamber, evladı Yusuf’un hasretiyle gözlerini kaybetti. Yusuf (a.s), sultanlığa giden yolda karanlık kuyudan ve zindandan geçti. Eyyûb Peygamber, yaraları bütün bedenini saran bir hastalığa tutuldu ve Rabbine sığındı. Hz. Musa, Firavun’un zulmünü yok etme mücadelesinde zorlu yolları aştı. Babasız olarak dünyaya gelen İsa (a.s), inkarcıların ayıplamalarına ve öldürme teşebbüslerine maruz kaldı. Habibullah Muhammed Mustafa (s.a.s), Hakk yolda evinden, yurdundan ve sevdiklerinden oldu. Bir beşer olarak en zor imtihanlardan geçti. O, bizzat yaşadığı musibetler karşısında sabrın, metanetin ve mümince duruşun nasıl olması gerektiğini bizlere gösterdi. Üzüntü ve kederi sükûnet ve vakar ile karşılamayı tavsiye etti. Acımız gözyaşına dönüşse de gözyaşımızın isyana dönüşmemesi gerektiğini anlattı. Yüreğimiz, acının kıskacında ezilse de, belimiz zahmet yüküyle bükülse de, dilimizden bizi bu imtihan dünyasına gönderen Rabbimize karşı en ufak bir isyanın dökülmemesi gerektiğini hatırlattı.

Allah Resûlü’nü hayatına model olarak seçen bizler, imtihanın ne zaman ve ne şekilde geleceğini bilemediğimizden, “Hanginizin daha güzel işler yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratan O’dur.” ( Mülk 67/2) ayetinin bilinciyle hareket ederiz. Bununla beraber, “Biz Allah’a aidiz ve yine O’na döneceğiz. Allah’ım! Sıkıntılarımın mükâfatını senden bekliyorum, bunun karşılığını bana ihsan et, benim için onu daha hayırlısıyla değiştir.” ( Ebû Dâvud, Cenâiz, 22.) diye gönülden dua ederiz.

Mümin olmak, nimetlere erişince Allah’a şükretmektir. Mümin olmak, sıkıntı ve meşakkatle karşılaşınca isyana sürüklenmeden sabır ve metanetle Allah’a teslim olmaktır. Mümin olmak, acıyı isyana değil, kazanıma dönüştürebilmektir. Mümin olmak, can sıkıcı bir durum karşısında soğukkanlılığı ve feraseti elden bırakmamaktır. Mü’min olmak, “Sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma ile deneriz. (Ey Peygamber!) Sabredenleri müjdele!” (Bakara, 2/155)  ayetindeki “müjdelenenler” den olabilmek için çaba sarf etmektir.                                            

NOT: Terörle mücadelede ne gerekiyorsa yapılmalı, milli seferberlik ruhuyla bu musibet, bu melanet kökten tümden, hepten bitirilmelidir. Beşiktaş- Bursa spor maçı sonrası Polis ve sivillerimize karşı yapılan terör saldırısını nefretle lanetliyorum. Allah (c.c) tez zamanda döktükleri kanda boğsun. Şehitlerimize yüce Allah’tan rahmet, gazilerimize acil şifa ve başta şehit yakınları olmak üzere Yüce Türk Milletine başsağlığı diliyorum.

Geçtiğimiz hafta Diyanet İşleri Başkanlığımız tarafından hazırlanan “İNSANLIK ÖLMESİN” ana temalı hutbe bütün camilerimizde okundu ve akabinde bir Türkmen Şehri olan HALEP için yardım kampanyası yapıldı. Maddi ve manevi olarak Halep’i yalnız bırakmayalım. Dualarımızla, yardımlarımızla kardeşlerimizle destek olalım.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500