Advert
Advert
Kendimizi aldatmayalım
Ertuğrul MAT

Kendimizi aldatmayalım

1969 yılında milletvekili olunca, gördüm ki biz de parlâmenter sistem dediğimiz şey, aslında kabineyi kuran genel başkan otoritesinin, sadece bakanlar kurulu üzerinde değil; meclis üzerinde de hissedilmesidir.

Meclis Başkan adayı grupta genel başkanın işaretiyle seçilir.

Grup başkanı, o parti iktidarsa, o partinin genel başkanı; yani başbakanıdır.

Meclis Başkanı, grup başkan vekilleri, iktidar partisinin grup başkanının, yani başbakanın talimatlarına göre, gündemi tayin ederdi.

Hangi kanunun nasıl çıkacağı, hangi sorunun nasıl cevaplanacağı, soruşturma önergelerinin reddi veya kabulü, yüce divana sevk taleplerinin gizli oylamasında nasıl oy kullanılacağı, genel başkanın yani, başbakanın arzusuna göre kararlaştırılırdı.

Genel başkanın, yani başbakanın arzusu hilâfına bir netice hasıl olmasın diye, tedbirler alınır, grup başkan vekillerinin uykuları kaçardı..

Bazı konularda, genel başkan, yani başbakanın arzusu hilâfına oy kullanmak, yaratılan baskıyla vatana ihanet gibi algılanırdı.

1973’ de Cevdet Sunay’ın görev süresinin bitmesiyle ve bir nevi sivil darbeyle kontenjan senatörü olarak Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Faruk Gürler’in TBMM'ye sokulup cumhurbaşkanı adayı olmasıyla, O’na rey vermek, bizim için vatana ihanet gibi görünmüştü.

Faruk Gürler’e oy verdiğinden şüphelenilen İstanbul Milletvekili Prof. Mehmet Yardımcı’ya oyunun yazması için hanımların kullandığı bir kaş kalemi verilmiş ve tasnifte Gürler’e oy verip vermediği böyle kontrol edilmişti.

Bursa’da parti içi mücadelenin iki temsilcisi olarak, Rahmetli Kasım Önadım’la ben, birbirimize oylarımızı gösterip kullanmış, buna razı olmayan rahmetli Bursa senatörü Cahit Ortaç’ın senato yenileme seçiminde müşterek gayretimizle siyasi hayatını sona erdirmiştik.

1973 yılının başında, görevi sona erecek  olan Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın görev süresinin uzatılmaması için, Genel Başkan’ın emriyle, bütün Türkiye’de “Adalet Partisi Genişletilmiş İl Divanları” toplayıp, Cevdet Sunay’ın görev süresinin uzatılmaması için genel merkeze yüzbinlerce telgraf çekip, 3/ 4 ay sonra, Org. Faruk Gürler gibi diktatör temayülü taşıyan birini seçtirmek için, meclis localarının, koridorlarının, kulislerinin yüksek rütbeli subaylar tarafından işgal olunduğunu, milletvekillerinin, “Tanklar harekete geçti, biraz sonra meclis sarılacak” diye tehdit edildiğini görünce, AP ve CHP parlâmenterleri olarak buna direttik, teslim olmadık, Gürleri seçmeyi reddettik; ama "Ehven-i şer" diyerek de Cevdet Sunay’ın Cumhurbaşkanlığı’nın süresinin 2 sene daha uzatılmasına razı olduk.

Bunun için anayasa değişikliği gerekiyordu ve bu değişiklik, tek oy farkıyla reddedilince, Ecevit ve Demirel, Fahri Korutürk üzerinde anlaşınca ve biz bu anlaşma uyarınca oy kullanınca, kriz sona erdi.

Doğru muydu bu?

Elbette ki, hayır.

Gerçek bir parlâmenter sistem de, yürütme, yasamanın gündemini tayin etmez..

Gerçek bir kuvvetler ayrılığında, milletvekilleri, reylerini genel başkanlarının arzusuna göre kullanmaz..

Gerçek bir parlâmenter sistemde, Mehmet Yardımcı’nın eline kaş kalemi verilmez, Ertuğrul Mat’la, Kasım Önadım gizli olması gereken oylarını birbirine göstermez ve parlâmento başbakanının takdirlerine göre karar vermez.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500