Advert Advert
Advert
Yunan’a değil, kendimize kızalım…!

Yunan’a değil, kendimize kızalım…!

Hainlerin 15 Temmuz planı halkın iradesine toslayıp suya düşünce bir kısmı derdest edilerek ‘yargılanmak üzere’ tutuklandı. Adil Öksüz gibi bir kısmı nedense elden kaçırıldı. Bir kısmı önceden yurt dışına kaçtı. Sekiz kişilik bir hain asker grubu da hain planları suya düşünce askeri helikopter ile Yunanistan’a kaçtı.

Yunan Makamları anında helikopteri geri verdiler ve ardından hainler için sınırlarını ihlal ve izinsiz topraklarına girdikleri gerekçesiyle dava açılacağını süreç sonunda da büyük bir ihtimalle iade edileceği algısı yaratıldı. Türkiye olarak davanın seyrini takip etmeye başladık.

Bu süreçte yasalarımızda olmayan idam cezasının yeniden yasallaşması üzerine tartışmaya başladık. Hatta tartışmadan hemen bu hainleri asalım fikri meydanlara kadar düştü. Cumhurbaşkanının da bu cezanın lehine bir duruş alması, iade konusunda sonun başlangıcını gösterdi.

Hepimizin bildiği gibi Türkiye’ye suçluların iadesi konusunda karşımıza duvar gibi dikilen idam cezası sayesinde geçmişte de katiller ve hainler Avrupa’da fink atarken bizde idam var diye iade edilmiyorlardı.

30 bin insan katili etiketli İmralı Haininin bile iadesi idama takılıyorken, idam varken bile edilmeme garantisi ile kargo paketi olarak teslim edildi.

İdam olmalı olmamalı tartışmasında benim aklım olmamalı diyenlerden yanadır. Bunu hümanist ukalalık olarak değil, sulandırılmamış bir cezanın idamdan çok daha ağır bir bedel olduğunu düşünerek ifade ediyorum. Yakın tarihimizde beğenmediğimiz Yunanistan’da bile darbeci cuntacılar afsız, ertelemesiz, ziyaretçisiz olarak cezaevinden mezarlarına gittiler.

Hal böyle iken ve hukukun temek prensipleri gereği ceza yasaları geriye işlemezken, idam diye tutturmanın ne FETÖ başını, ne de FETÖCÜLERİN bize iade etmeyin demekten farkı yoktur.

Biz yaparız olur diyerek bir şey olmadığını yıllar bize öğretti. İnsanlık olarak Dünya’dan bize ne diyemeyecek kadar küçülttüğümüz alemde kimse her istediğini yapamıyor ki!

Şimdilerde Ege’yi ısıtmaya başlayan Kardak misali adalar üzerindeki Yunanistan tasarrufları, tulumba suyunun çekilmesi sonucunda KKTC’nin yörüngeden çıkma sinyalleri verme ihtimali varken, bir de iade sorunu yaşamamız, ilişkilerimizin sürecini refleks göstererek değil, soğukkanlı bir şekilde yorumlamamızı ve kendimizi sorgulamamızı gerektirmiyor mu?

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500