Advert
Advert
Bir konser

Bir konser

Türkiye’nin en büyük şirketlerini yönetenlerden  25 erkek, 20 kadın. Sahnede sıralanmışlar. Erkekler smokinli, kadınlar tuvaletli.

Bir yıldır, iki kardeş Yıldırır, onları bu gece için çalıştırmışlardı. O sabah, çok mutlu olacakları bir güne uyanmışlardı haberleri dinlemeselerdi eğer.

O mutlu uyanan insanların yüreğine,kahvaltılarını yaparken dinledikleri, televizyon haberleri ile bir ateş düşer.

Kahvaltılarındaki zeytinlerde, tadına baktıkları peynirlerde, yudumladıkları çayın lezzet derinliklerinde, alevler içinde yanano yüzler, o çaresizler vardı..

O akşam verecekleri konserin şarkılarından birinin güftesinden  bir iki kelimesi takılmıştı dillerine, “ bî çare gönüller..” diye mütemadiyen tekrarlıyorlardı..

Gözlerinden  süzülen bir iki damlada, hepimizin yüreğindeki acı vardı..

Sahnede sıralanan o insanlar, yıllık asgari 50 milyar dolarlık ciro yapan, bir ekonomik gücü temsil ediyorlardı; kriz yönetmeyi biliyorlardı. Kazanmayı da kaybetmeyi de, biliyorlardı; ama o kardelenlerin, cahilliğin, tedbirsizliğin alevlerinde yanıp kavrulmasını, kapkara olmasını görmenin bedelinin ne olduğunu bilmiyorlardı..

Oysaki bir yıldır yürüdükleri yol, yüzlerce defa mırıldandıkları şarkılar, talihsiz doğanlar, ya da hayatlarında uğradıkları talihsizliklerle yarım kalanlar içindi..

Enflasyon tahminlerinden, ekonomik büyüme endekslerinden, dolar paritelerinden, sıyrılıp, Nergis Yıldırır hanımın “C-Majoru”’na koşmuşlar, ”İşten sesler korosu”nda  engellilere yardım yapan meleklere dönüşmüşlerdi.

Gelmiş geçmiş en büyük keman virtüözlerimizden biri olan Muhammed Yıldırır orkestrası da, bu yardım meleklerine  kanat açtıkları yeni ufuklarda tutunacakları melodileri sunmuştu.

Dünya Engelliler Vakfı Başkanı Metin Şentürk, Kubat, Nebil Özgentürk, Metin Uca, Zara da koşup geleceklerini müjdelemişlerdi.

Konser günü, saat 16’ya kadar tartıştılar, sonra  karar verdiler..

Bu bir yardım konseriydi ve elde edilecek gelirden pay alacakların çoğu çocuktu..

Bu konser  ertelenmemeli, o engelli yaşayanlara, o hayata asılmaya çalışan engelli çocuklara bu yardım  gecikmeden yapılmalıydı..

Ben de kar kış demeden, Muhammed hocamın davetiyle koşup gelmiştim.

Salonda ,konserin başlamasını beklerken; o koristlerin dudaklarında  yarım kalan mısraları, Türk çocuğunun eğitiminin ve eğitim yaşamının, tarikatlara, cemaatlere ve” ana okuldan terk” zekâlara bırakıldığını hatırlayıp,  umutsuzluğa düşerek  biz tamamlıyoruz..

“biçare gönüller, ne giden son gemidir bu,

Ne de hicranlı hayatın son matemidir bu?”

Söyleyenler hüzünlü, dinleyenler hüzünlü..

Nebil Özgentürk Nazım’dan okuduğu mısralarla bütün salonu gözyaşına boğdu.

“Saçlarım tutuştu önce,

gözlerim yandı kavruldu.

Bir avuç kül oluverdim,

külüm havaya savruldu.

Benim sizden kendim için

hiçbir şey istediğim yok.

Şeker bile yiyemez ki

kâat gibi yanan çocuk.”

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500