Advert
Advert
Castro’nun arkadaşı CHE
Ertuğrul MAT

Castro’nun arkadaşı CHE

Rahmetli Uğur Mumcu’nun, "Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar" sözü, müthiş bir tespittir. Biz, kim olduklarına bakmadan insanları severiz, peşlerinden gideriz. Ne söylediğine bakmadan meydanlarda gırtlaklarımızı yırtarız. Partilerin programlarına bakmadan, o ne söylediğine aldırmadığımız  siyasetçinin partisine seçimlerde oy yağdırırız.

Ömrümün 70 yıla yakın bir kısmı, talebe cemiyetleri ve siyasi parti faaliyetleri içinde geçti, size katiyetle söyleyebilirim ki, o her gün gazete sütunlarında ahkâm kesenler, meclis kürsüsünde öksürenler, hiçbiri, ama hiçbiri, partisinin tüzük ve programını okumamıştır. Buna liderler de  dahildir.

Böyle olmasa, Deniz Baykal, Gürsel Tekin’in gazına gelip, Ümraniye’de çarşaflı kadının göğsüne altı oklu rozet takar mıydı; halkçı bir partinin genel başkanı olan Ecevit, halkın kadın çoğunluğunun başörtülü olduğunu unutup, mecliste Merve Kavakçı’nın üstüne yürür müydü?

1944‘de İnönü’nün  milliyetçileri toplatıp, İstanbul Sirkeci’deki Sansaryan hanın kapısında “Burada Allah yoktur “yazan tabutluklarında tırnaklarını söktürdüğü Alparslan Türkeş,  Bandırma’da görev yaparken arkadaşı Kurmay  Albay Fuat Uluç’un evinde Cumartesi akşamları bir yudum rakı içerken, o davudi sesiyle, Nazım’ın, Saint Petersburg’da Çar’ın süvarilerini  kovalayan, kızıl ordu atlılarından birinin atının tökezlemesiyle yere düşerken yaşadığı hüznü anlatan “Salkım Söğüt” şiirini okur muydu?

Komünizmin tanrı tanımazlığını unutan Bülent Arınç, gidip Moskova’da Nazım’ın mezarını ziyaret eder, sağ siyasetçiler, Nazım’ın mezarının Türkiye’ye getirilmesi için teşebbüslerde bulunurlar mıydı?

Akılları ile değil; yaşlarının romantizmiyle, üniversitelerimizde, parkaları, postalları ve Che'li tişörtleriyle gezen gençlerimizin kaçı, CHE  Guavera’nın, hayatını  biliyor; kaçı, ondan bir mitolojik silahlı isyan kahramanı yaratılmak istendiğini anlıyor..

Evet, onlar okumak, anlamak istemiyorlar ki, devrim hakkında bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olup, devrimciliğe özeniyorlar..

Bunun moda olduğunu gören Nişantaşı ve Cihangir ‘in”  ana okuldan terk” kenar mahalle dilberleri de sırtlarına birer CHE’ li tişört geçirip, kendilerini objektiflerin önüne atıyorlar.

İşte size, son komünist Castro’nun arkadaşı Che  hakkında, sukut u hayale uğrayanların sözleri:

“Hüseyin İnan’ın sınıf arkadaşı, ODTÜ eylemlerinin kadın yoldaşı, işçilerde devrim şuuru yaratmak ve sendikal eylemlere destek vermelerini temin etmek ve onlarda devrim şuurunu yaratmak için, üniversite eğitimini bırakıp fabrikalarda işçi olarak çalışan silahlı devrimin kadın militanı;  Aydınlık’ın o günlerdeki cesur yazarı  Gülay Öztürk’ün, şimdi o  günleri nasıl  anlattığını, CHE hayranları acaba öğrenmek isterler mi?

“Che’nin yaşasaydı, Castro gibi biri olacağını ve Castro’nun basiretsiz, sıradan kanlı bir üçüncü Dünya diktatöründen başka bir şey olmadığını kimse söylemiyor. Che’nin saf romantik devrimciliğinin, Kongo’daki başarısız isyan hareketinde,  ya da Bolivya’daki sekiz aylık gerillacılık oyununda kaç yiğit delikanlıyı boşu boşuna kırdırdığını saymıyor hiç kimse. Koca bir kuşağın Türkiye’den Paris’e, Latin Amerika’ dan Prag’a milyonlarca gencin göğüslerinde O’nun resmiyle yürüdüğü  ‘o romantik’ maceranın acı bilânçosunu hesaplamıyorlar. ” 

O günlerde idamdan kurtulan ve 1971 kalkışmasının en önemli isimlerinden olan Nahit Töre 1978 ‘de Niğde Cezaevinde Uğur Mumcu’ya, ‘Bir Guavere’nin Bolivya deneyinin yanlış olduğunu, şahsen kafamızı duvara vurduktan sonra öğrendik.’   

                                                                             

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500