Advert
Advert
Aile dediğin birbirini tanımalı
Mehmet Çetinkaya

Aile dediğin birbirini tanımalı

Arap Dünyasının büyük şairlerinden biri İmruü’l Kays’dır. “duvar gazetesi” dediğimiz gelenek yaygındı.

“Muallakatu’l-seb’a” denilen bu gazetelerde her hafta şiirleri birinci, ikinci, üçüncü gelen şairler ilan edilirdi.

Bu şairlere hatırı sayılır para ve eşyalar hediye edilirdi. Kays’ın şiirleri her zaman birinci olur ve bu durum diğer şairlerin, onu kıskanmasına sebep olurdu.

Kıskanç şairler büyük şairi ortadan kaldırmaya karar verdiler ve bir plan yaptılar.

Şair oldukça kalabalık kitleye şiirlerini okuyordu. Bu arada bir çocuk, Kays’ın kulağına evde bir sorun olduğunu söyledi. İki kişinin dışarıda beklediğini bildirdi. Büyük şair özür dileyerek iki- üç dakika izin istedi ve dışarıya çıktı. İki serseri genç, büyük şairi önceden hazırladıkları tuzakla, ellerini, ağzını bağladılar ve çölün yolunu tuttular. Dinleyiciler şairi bekledi, evine gittiğine hükmederek birer birer dağıldılar.

Tetikçiler şairi çölde bir vahanın kenarına yatırdılar. Kendisini “Çok sevdiklerini söyledikten sonra: “Kusura bakma üstad, ekmek parası için sizi öldürmek zorundayız” dediler. Elleri bağlı olan Kays gülümsedi çok soğukkanlıydı. Ağzı daha önceden çözüldüğü için sakin bir tavırla hatta sevgi dolu bir bakışla iki serseriye baktı, sonra konuştu:

“Haklısınız evladım ekmek parası, ne demek olduğunu bilirim. Ben eskiden çok yoksuldum ama insaniyette ölene son arzusu sorulur, bana son arzumu sormayacak mısınız?” dedi. Serseriler “Elbette efendim” dediler.

Kays devam etti: “Benim son arzum kızlarıma küçük bir mektup ulaştırmanızdır. Ondan sonra kanım, katlim sizlere helal olsun” dedi.

Ellerini çözdüler. Cebinden not defterini çıkardı. Kays aynı zamanda hattattı. Kızlarına özgün bir yazıyla şu mısrayı yazdı.

“Eya! Ya benate  Kays i’lemme inni ebakuma!...”

Mektubu iki serseriye teslim etti. Küçük serseri büyüğüne dedi ki: “Bu bize bir tuzak hazırlıyor olmasın?” Büyük serseri: “Ne tuzak hazırlayacak canım, adam kızlarına: “Ey Kays’ın kızları muhakkak ki ben sizin babanızım bunu böyle bilin” diyor. “Adam karısından şüphesini dile getiriyor. Bundan bize ne?

Hem adamı öldüreceğiz, son arzusunu yerine getirmemek haksızlıktır” diye cevap verdi.

Küçük serserinin pek aklı yatmadı ama “Eh, hayırlısı” dedi ve arkadaşına boyun eğdi. Şairin tekrar ağzını, elini kolunu bağladılar ve tarif ettiği şatoya doğru yol almaya başladılar. (Şair orada bekleyecekti.)

Şato iki katlı taştan yapılmış çok görkemli bir binaydı. Merdivenleri hızla çıktılar. Kapı tokmağını vurdular. Kapı aralandı ve çok güzel iki genç kız göründü.

İki serserinin de dizlerinin bağı çözüldü. Kızlar babalarını beklerken iki serseriyi görünce irkildi nerdeyse silaha sarılacak oldular.

Büyük serseri dedi ki “Korkmayın bacım, bizi babanız gönderdi. Size bir notu var. Şiirlerini okuması uzun sürecekmiş, rahat olsunlar” dedi.

Elindeki notu uzattı.  Evet, yazı ve sözler kızın babasına aitti. “Bir dakika kardeşim. Teşekkür ederim. Bize biraz izin verin” dedi. Kapıyı örttü, içeriye girdi. Yazıyı masaya koydu. Küçük kıza dedi ki bu yazıdan ne anladın? Küçük kız şaşkındı. “Hiç bir şey anlamadım” dedi. Büyük kız, küçük kıza: “Kardeşim, babamızın başı dertte” dedi.

1- Benim babam iki genç kızın evine bu saate iki serseriyi göndermez.

2-  Bu mısra babama ait. Bu yazı da onun yazısı. Babam ömründe hep beyit ( anlam bütünlüğü olan iki mısra) yazmıştır. “Demek ki babam bir şey söylemek istemiş, fakat diyememiş. Beyti tamamlamayı bize bırakmış” dedi. Sonra ekledi: “Gelenlere dikkat ettin mi? insanlık kırıntısı yok suratlarında.” Dört adım geriye çekildi kükreyip ilerledi. Mısrayı tekrar okudu. İkinci mısrayı altına yazdı.

“katilun, katil’lahu minmel, bissari etaküma  !...” beyit ortaya çıktı.

Ey Kays’ın kızları ben sizin babanızım bunu böyle bilin. Hakkından gelin, beni öldürecek olan bu iki katilin”

Kızlar, serseri çocuklara babalarının mektubunu getirdiği için teşekkür ettiler ayrıca yemeleri için bir tas hurma ikramında bulundular.

Serseriler huzur içinde yola koyuldu. Kays’ın kızları oklarını, yaylarını kuşanarak ustaca onları izlediler. Serseriler Kays’a ulaştığında, kızlar çalıların arkasından izlemeye koyuldular. İkisi de nişan almış durumdaydılar.

Kaysın ağzı çözüldü. “Gittiniz, verdiniz mi?” diye sordu. – “Evet, eviniz ve kızlarınız gerçekten güzel bize hurma ikram ettiler efendim” diye yanıtladılar. Kays çok üzüldü.

Kendi kendine “Çocuklarına kendini anlatamayan ve çocuklarının kendisini tanıyamadığı bir baba ölümü hak ediyor demektir” dedi.

Kays’ın gözleri bağlandı, serseriler kılıçlarını çektiler tam da Kays’a vuracakları sırada, iki kız oklarını fırlatıp iki serseriyi oracıkta öldürdüler. Kays bu olay karşısında çok mutlu oldu çünkü hem öldürülmekten kurtuldu hem de kızları kendilerine gönderilen mesajdan babalarının başının belada olduğunu anlamış ve babalarının yardımına koşmuşlardı.

Günümüzde ebeveyn ve evlatları arasındaki iletişim kopukluğu ebeveynlerden mi yoksa evlatlardan mı kaynaklanıyor? Bakın aynaya anlarsınız!!!

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500