Advert
 İslam’ın ilme ve okumaya verdiği önem
Hilmi Şanlı

İslam’ın ilme ve okumaya verdiği önem

       Bilindiği gibi fert ve toplumların maddi ve manevi alanda ilerleme ve yükselmelerini sağlayan unsurların başında, okumuş ve eğitilmiş insan kaynağı ve bunların ortaya koydukları ilmî keşifler gelmektedir. Yüce dinimiz de mensuplarının eğitimine büyük önem vermiş, bu sebeple okuma ve öğrenme ilk olarak emredilenler arasında yer almıştır. Bir Müslüman’ın Rabbini tanıma ve ona kulluk edecek kadar doğru bir bilgiyle donanması farz olan görevleri arasında sayılmıştır.

Bu sebepledir ki Yüce Kitabımızda söze, “oku” emriyle başlanmış ve “kalemle yazma”nın önemi vurgulanmıştır. Yine tarağın dişleri gibi eşit kabul edilen insanlar, bir taraftan “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”(Zümer 39/9) “Allah içinizden iman edenlerle, ilme nail olanların derecelerini yükseltir.” (Mücadele,58/11) şeklinde ifadesini bulan bilgi ölçüsü ile diğerlerinden ayrılıp yüceltilirken, diğer taraftan da “Sakın cahillerden olma” (,En’am S.6/35) “Cahillerden yüz çevir” (Araf,7,199) gibi emirlerle de cahil ve bilgisizler yerilmiştir

        Bilgi ve ilim, insana verilen en üstün payelerden birisidir. Bu yönü ile insan, meleklere tercih edilmiş, yeryüzünün seçkini sayılmıştır. İnsanları eğitip terbiye etmek ve cehaletten kurtarmak üzere görevlendirilen Peygamber Efendimiz de ilk vahyi aldıktan sonra Mekke’de Erkam’ın (r.a.) evini, Medine’de ise, hicreti müteakip inşa ettiği Mescid-i Nebi’nin bir bölümünü eğitim ve öğretim için tahsis etmiştir. Müşriklerle yaptığı ilk savaş olan Bedir savaşında, esir alınanların serbest bırakılmalarını, on Müslüman çocuğa okuma-yazma öğretme şartına bağlamıştır. Ayrıca “Ben muallim olarak gönderildim.” (İbn-i Mace Mukaddime,17) buyurmak suretiyle

Peygamberlik vazifesinin aslında bir öğretmenlik görevi olduğunu ifade etmiştir.

Okumak, öğrenmek, bilgi sahibi olmak, insanın en fıtrî ihtiyaçları arasında yer alır. Her gün yeme, içme, hava ve suya ne kadar ihtiyacımız varsa, bilgi ve öğrenmeye de o kadar ihtiyacımız vardır. Her nefeste aldığımız oksijen hücrelerimize ulaşıp, bize nasıl canlılık veriyorsa, öğrendiğimiz her yeni bilgi de ruhumuzu dinçleştirip canlandırmaktadır. Bu fertler için böyle olduğu gibi toplumlar için de böyledir. Bugün her bakımdan güçlü ve ileri toplumlar, bu seviyelerini, eğitilmiş, kalifiye insan ve bu insanların geliştirdikleri bilgi ve teknolojiye borçludurlar. Bu sebeple dinimiz bilgilenme sürecini beşikten mezara kadar devam eden bir süreç olarak kabul etmiştir. Peygamber Efendimiz, kişinin geride bıraktığı en hayırlı mirastan bahisle; “…kendinden sonrakilerin istifadesine bıraktığı faydalı ilmi” (Ebu Davut,Vesaya,14) zikreder. Yine O, dünyada ancak iki çeşit kimseye gıpta edilebileceğini kabul etmiştir: Bunlardan “Birisi Allah’ın kendisine mal verip de, o malı Allah yolunda harcamaya muvaffak kıldığı kimse. Diğeri ise, kendisine ilim verip de, o ilim ile amel etmesini ve onu başkasına öğretmesini nasip ettiği kimsedir.” (Buhari İlim,15)

Her birimiz farklı alan ve görevlerde rızkımızı temin için çalışıyoruz. Bununla beraber işimizi daha iyi yapmak, bildiklerimizi sonraki nesillerle en iyi şekilde aktarmak önem arz etmektedir. Bu sebeple her günümüzün yeni bir bilgi kazanımıyla değerlendirilebilmesi için boş zamanlarımızda bol bol kitap okuyalım. İlim ve sohbet meclislerinden imkânlarımız ölçüsünde istifade edelim. Dünya malının harcandıkça azaldığını, bilginin ise paylaşıldıkça çoğaldığını ve gerçek şerefin de ilim ile elde edileceğini unutmayalım. Bilgiyi her işimizde kendimize rehber edinelim.

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500