Advert
Savaş sevicilerine...

Savaş sevicilerine...

Devletimizin "ali menfaatleri" uğruna Suriye topraklarına girdik.Fırat'ın batısına çizdiğimiz kırmızı çizginin gereğini yapıyoruz.Suriye'nin kuzey batısında yani sınırlarımızda kurulması tezgahlananKürt Devleti planına karşı duruşumuzun sert vuruşunu yaptık.
 

Askerlerimizin Allah yardımcısı olsun. Dileğimiz o dur ki; sağlık vezaferle görevlerini tamamlayıp vatanlarına ve ailelerine kavuşurlar.Savaşların kazananı olmaz ve faturaları kan ve göz yaşı olarakkesilerek bedelleri halka ödetilir. Kurtuluş Savaşı gibi meşru müdafasavaşları kaçınılmaz olur ve kutsanır ama her savaş temiz değildir.

Yakın tarihimizde Bosna'da yaşanan Sırp Katliamına direnenlerin savaşıne kadar temiz ve kutlu ise nedeni bilinmeyen, galibi olmayan, sadeceölüm ve gözyaşı getiren, silah satıcılarını mutlu eden yıllarca sürenİran- Irak savaşı da o kadar kirlidir. O kir bölgeyi o kadar sarmıştır
ki; bu günlerin kurgulanmasına sebep olmuştur.

Büyük Orta Doğu Projesinin paydaşı olup da süreçten etkilenmemekelbette mümkün olamazdı. Irak'da haklı nedenlerle müdahil olmamızgereken savaşın yerini müdahil olmamamız gereken Suriye savaşınınalması acıdır. Orta Doğu bir bataklıksa artık tam göbeğindeyaşadığımızı söyleyebilirim.

Osmanlı'dan bu yana Orta Doğu merkezli bütün uluslararası
operasyonlardan çırak çıktık. Şimdi bu makus talihimizi değiştirmeyekarar verdik. Geçmişte kendi çizdiğimiz bütün kırmızı çizgilerinüzerinden ABD tankları geçti ve çizgilerimizi sildi. Bu kez kırmızıçizgimiz Fırat'ın kuzeyi dedik ve orada durduk.

Ülkemiz zorlu günler yaşıyor. İçinde herşey olan bir hayatı film gibiyaşıyoruz. Basiretle yürütülebilecek kriz çözüm planı ile selameteulaşırız. 15 Temmuz'daki belayı, sağduyu ile geçiştirdik. ŞimdiEylül'de karşılaşacağımız ekonomik kriz ihtimaline Suriye ve DAEŞ -PYD ile yaşanan sıcak temas eklendi.

Sosyal Medya'da yapılan paylaşımları ibretle izliyorum. Hayatlarındasapan taşı bile atmamış cahil cühelanın savaş vezafer naralarıatmalarına üzülüyorum.

Suriye'ye girdiğimiz gün Doktor bir dostumla durum tespiti yapıyorduk.Ben kendimce düşüncelerimi referanslarımla anlatırken, " Ben KuzeyIrak'taydım" dedi. Nasıl yani ne işin vardı ki dedim? 90' lı yıllarda"Samsun'daki eğitimden sonra Komando Taburu ile gönderildim" dedi.Doktor ve Komando Taburunu eşleştirdim. "Bir sahra hastenesinde mi
görev yaptın" diye sordum. "Ne hastanesi?" dedi. Helikopterle
karanlık bir gecede bir tepeye tek başına bırakıldım. Bana “birliğinburada” dediler.

Dilim tutuldu. Birliğini nasıl buldun diyebildim. Çatışma bölgesindengelen sesleri takip ettim dedi. Silah kullandın mı dedim. Bütün elbombalarımı attım ve şarjörlerimi karanlığa boşalttım dedi. Neden diyesordum. Her yaprak kıpırtısını düşman olarak hissettim dedi.Halüsinasyonlar görmeye başladım diye ilave etti.

Dr.  Arkadaşım görev koşullarını uzun uzun anlatırken son vuruşunuyaptı. "Komutanım ben doktorum savaşçı eğitimi almadım. Komandobirliğine ne faydam olur ki dedim. Bana "Doktorların ölüsü bile işyapar. Siz ölünce doktorlar bile çatışmada ölüyor diye örnekgösteriyoruz" dediler. Üstün Hizmet madalyalı dostumun benimlepaylaştıkları ders niteliğindeydi.

Yani savaş hep Tarkan'ın, Karaoğlan'ın ya da Rambo'nun kazandığıfilmler gibi değildir. Hamurunda kan gözyaşı ve acı vardır. O nedenlekaçınılmazsa savaşalım ama savaşı asla kutsamayalım. Klavye paşalığıyapmayalım.Bu çağda savaşları kurnazlar tezgahlar, aptallar alkışlar, salaklar
yapar, fakirler ölür ve akıllılar para kazanır.Biz ne tezgahlayalım ne de tezgaha gelip alkışlayanı, yapanı ve öleni olalım.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500