Advert
İslam’ın Pavlusları… (2)

İslam’ın Pavlusları… (2)

 

Dünkü yazımda Pavlus’un kim olduğunu,  Değerli İlahiyatçı Prof. Dr. Saadettin Merdin’in “İslam’ın Pavlusları” kitabından bahsetmiştim.

 

Prof. Dr. Merdin, kitabının arka kapağında; “Nasıl Kadıyanîlik, Bahailik, Nusayrilik, Dürzîlik, Bâtınilik, gibi mezheplerin/dinlerin İslam’la herhangi bir alakası yoksa,  sadece içlerinde bazı İslam’ı motifler, renkler kalmışsa, bir takım gayr-i İslam’ı kültürlerin harmanlanmasıyla oluşmuşsa, bu gün de tasavvuf dini İslam’ın karşısına geçmiş, onu yok etme savaşına girişmiştir.

İster tasavvuf dini deyin, ister Paralel din deyin, İster Anadolu İslam’ı deyin hiç fark etmez. Çünkü bu felsefe tam bir dünya görüşüdür. Bu tasavvuf felsefesinin evren telakisi farklıdır, şeriata bakışı farklıdır. Peygamber, Allah tasavvuru farklıdır.

 

Kitapta “Tasavvufçular Ehli Sünnet midir?”  başlığı altındaki bölümde;  “Günümüzde Ehli-Sünnet kalkanının arkasına sığınan tarikatçılar, belki, ‘Ehli Sünnet’ kavramını ağızlarına en son almaları gereken kimseler” olduğunu belirterek, “Tasavvuf felsefesi Tevhid dinini yerle bir etmişken bunlar nasıl Ehli-Sünnet olabilirler?” diye sorulmaktadır.

 

-“Bunun, tıpkı darbecilerin kendi bankalarının içini boşaltan, banka sahibi hırsızların dokunulmazlık zırhına bürünebilmek için Atatürkçü geçinenlere benzer. Bu Atatürkçülüğü bir maske, Truva atı gibi kullanan kimselerin ne kadar Atatürk’le alakaları olabilir?
 

-Kitaba ve sünnete bağlı bütün âlimlerin mücadele ettikleri bu tasavvuf dini nasıl olur da Ehli-Sünnet olabilir?

 

-Bu gün kendilerini Ehli Sünnet kalesinin yılmaz muhafızları ilan edip; bu pastadan nemalananlar, tasavvuf sapkınlarını Ehli-Sünnet ambalajıyla yutturmaya çalışan ihlâslı politeistlerdir.

 

-Hicri 3.asırda yazılmış fetva kitaplarını,İslam’ın biricik yorumu olarak sunan, bu arada kendilerini eleştiren çok değerli ilahiyat hocalarını; Vahabi, mezhepsiz, reformist, naylon müctehid gibi isimlerle karalayan bu kimselerin Ehli Sünnet ile ne alakaları olabilir?


-Hint faresi ile kobra bir çuval içinde nasıl barış içinde yaşayabilirse, tasavvuf ile İslam da o kadar barış içinde yaşayabilirler!”
 

Bu kimseler, tarihin hiçbir zamanında ortalığı bu kadar boş bulamadıklarını, istedikleri gibi at oynatamadıklarını, bunların dağdan gelip bağdakini kovdukları belirtilen kitabın bölümde, dikkate değer bulduğum ifadelere umarım sizlerde katılırsınız.
 

“Tıpkı istilacı bitkilerin, bir müddet sonra işkâl ettikleri arazide diğer tüm bitkilerin üremesine izin vermeyerek nesillerini kuruttukları gibi.. Dinleri imanları hayal ve yalan üzerine kurulu olanlar, herkesi kendilerinden olduğu propagandası yaparlar.

Güya İmam Azam demiş ki; “levlâsenetân, le helek’n-Numan/ Son iki sene olmasaydı Numan bin Sabit helak olmuştu”(!) Güya İmam Azam ömrünün son iki yılında tarikata girerek imanını kurtarabilmiştir. Yani tarikata girmezse helak olacakmış(!).

Tövbe ya Rabbi! O zaman tarikat var mıydı?
 

Öte yandan Kuran’ın yanı başında ikinci bir kaynak oluşturanlar da vardır. Bu kaynak, Kur-an gibi dinin ikinci ana kaynağı kabul edilmiştir. Bunlar İmam Azam Ebu Hanife'den hoşlanmıyorlar. Kuran Allah kelamı vahidir. Güya peygamberimizin Kur-an dışında “vahi” varmış gibi uydurulan yüz binlerce söz, ayıklanarak içlerinden seçilen bu onbinlerce hadis, artık aynen kitap gibi Allah kelamı, vahi ürünü gibi bu gün Kuran’a aykırı onlarca inancımızı bu hadisler belirlemektedir.”

Yarın: (Gelin köhne Müslüman olalım)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500