Advert
Ben bu koronayı bir yerden tanıyorum ama
İsmail Tiftik

Ben bu koronayı bir yerden tanıyorum ama

Tarih 5 mart 2019. Saat: 21:00. Evde tek başınayım. Hiçbir hastalık belirtim ve şikayetim yok. Evde tek başıma televizyon seyrediyorum. Kayınvalidemin vefatı nedeniyle eşim kayınvalidemin evinde mevlit duasında.  Birden bire kuru öksürük başladı. Öyle böyle değil, sanki boğazım yırtılacak kadar öksürmeye başladım. Yüzümde bir yanma hissettim. Elimi alnıma götürdüğümde hayatımda hiç yaşamadığım ve karşılaşmadığım bir şekilde yüksek derecede ateşimin olduğunu fark ettim. Su içersem belki öksürüğüm geçer diye ayağa kalktığımda birden bire başım döndü ve olduğum yerde iki dizimin üzerine düştüm. Nefes alamıyordum. Bir şey nefes almamı engelliyordu. Boğulmaya başladığımı hissettim. Kuru öksürük devam ediyor, yüksek ateşten yüzümde yanma hissi had safhada, ama en tehlikelisi boğulma hissi. O anda öleceğimi hissettim. Bir şey yapmam lazımdı. Birilerine haber vermem gerekiyordu. Halen iki dizimin üzerindeydim. Ayağa kalkamıyor, bBir anda aklıma bağırarak komşulardan yardım istemek geldi. Ancak sesimin çıkmadığını fark ettim. Ne yapacağımı şaşırdım. Ne yapmam gerektiğini de bilemiyordum. Hani derler ya o anda hayatım film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Tüm bu anlattıklarımın tamamı sadece birkaç saniye sürdü.

O anda ilk aklıma gelen 112’yi aramak oldu. Telefon hemen açıldı. Derdimi anlatmaya çalıştım, ancak bir şey fark ettim sesimde bir kısıklık vardı. Konuşmayı sürdüremeyecek duruma geldim, çünkü sesim çıkmıyordu ve kendimi her an düşüp bayılacak gibi hissetmeye başlamıştım. Durumumu fark eden 112 telefon hattında ki görevli benden sakin olmamı istiyor, telefonu kapatmamamı ve ısrarla adresimi öğrenmeye çalışıyordu. Aklımda kalan en önemli cümlesi merak etmememi, korkmamamı, arkadaşlarının yola çıktığını ve en kısa zamanda yanımda olacaklarını söyleyerek benim kapıyı açabilecek durumda olup olmadığını sordu ve eğer kapıyı açacak durumda olmasam bile gelen arkadaşlarının kapıyı da açacaklarını yeter ki benim telefonu kapatmayarak sakin bir şekilde beklememi istedi. Ben de karşımdaki görevlinin tüm bu çabalarından aldığım güçle ayağa kalktım ve kapıya kadar gelerek kapı kolunu açtığımda karşımda sağlık çalışanlarını görünce çok mutlu olmuş ve ilk cümlem “nefes alamıyorum, boğuluyorum” demek olmuştur. Bu vesile ile tüm sağlık çalışanlarına şükranlarım sunuyorum.

Tüm bu anlattıklarımda 4,5 dakika sürmüştü.

Ambülansa bindiğimizde ilk yapılan müdahale nefes almamı sağlamak oldu. Birden bire rahatlamıştım. Artık nefes alıyordum. Hayatımın kurtulduğunu hissettim. Beni Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi acil servisine götürdüler.3 gün acil serviste kaldım. Oksijen tüpü vasıtasıyla devamlı nefes veriliyordu. Cihazdan ayırdıklarında nefes alamıyordum, cihaz takıldığında nefes alıyor ve normal hayatıma dönüyordum. Artık cihaza bağlı yaşıyorum diyebilirdim.

Acil serviste 3 gün kaldım.

Nefes almam cihaza bağlı olduğu için, şikayetlerim bitmediği için ve durumun ciddiyeti sürdüğü için olsa gerek ki artık beni göğüs hastalıkları bölümünün bulunduğu 6.kata aldılar. Önce 10 kişilik bir odaya, sonrada tek kişilik odaya aldılar. Solunum cihazına bağlı olarak  tam 20 gün hastanede kaldım.  Hastaneden çıktıktan sonra 3 ay sürekli Doktor kontrolünde , ikinci 3 ayda ise ayda bir doktora gitmek şartıyla toplamda 6 aylık bir tedavinin sonucunda ilaç içmeyi bıraktım ve tedavimin  bittiği söylenerek dosyam kapatıldı. Tedavim süresince beni bir an bile yalnız bırakmayan aileme, gönül dostlarıma ile tüm sağlık personeline şükranlarımı sunuyorum..

SONUÇ;

Ben de hiçbir hastalığa rastlanmadı. Kuru öksürük, yüksek ateş, boğulma hissinden kaynaklanan (ancak öksürükte balgam olmamasına rağmen, akciğerlerde su toplanması olmamasına rağmen)  şikayetler neticesinde koah, zatürre v.s. olabileceği ancak yapılan tedavi neticesinde hastalığımın iyileştiği, kalıcı hiçbir hastalığın görülmediği raporda yazılmıştır.

Siz bu anlattıklarımı bir yerden hatırlıyor musunuz veya bu anlattıklarımı bir yerden tanıyor musunuz?

Ben tanıyorum. Bu anlattıklarım bize koronavirüs diye anlattıkları belirtilerin ve şikayetlerin aynısı. Halbuki bir önceki yazımda bunun koronavirüs olmadığı 5G tarafından yayılan radyasyon bulutu olduğunu belirtmiştim. Yine söylemek istiyorum;

-Şu anda Avrupa’da her köşeye 5G baz istasyonu direkleri dikiliyor. Herkes evlere kapatıldığı için kimse göremiyor ve ne olduğunu anlayamıyor.

300 Bilim insanı 5G için Dünya sağlık örgütüne itiraz dilekçesi verdi.

-Bizi öldüren koronavirüs değil, 5G’nin yaydığı radyasyon bulutudur.

Radyasyon bulutu havadaki oksijen seviyesini düşürdüğü için nefes alamıyor ve boğularak ölüyoruz.

-Avustralya’daki söndürülemeyen orman yangınlarının sebebi zaten aşırı sıcak olan havada ve  ormanda 5G’nin uydulardan yaydığı ışınlardır.

Unutmayalım ki yetkililer ne diyor; 

“Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak”

“Bir gün herkes bu  virüse yakalanacak”

 “Yeni Dünya düzeni”

Çünkü 5G’nin yaydığı Radyasyon bulutu havada geziyor ve tüm dünya bir gün gelecek bu Radyasyona  yakalanacak. Bağışıklık sistemi güçlü olanlar ve gençler daha az etkilenecek. Bu Radyasyondan kurtulmanın yolu 5G’leri kapatmaktır.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500