Advert
Gereği düşünüldü!
Osman Gürçay

Gereği düşünüldü!

 

Gereği düşünüldü!

‘Ergenekon’ hainlerin ağzına alamayacağı kadar kutsal ve şerefli bir Türk destanıdır!

Türkiye Cumhuriyetinin yurtsever bir evladı olarak Türk ordusunun ve yargısının içine sızan mikropların hazırladığı yalan, düzmece, kurgu ve kumpaslarla dolu her satırına ilk günden beri inanmadığım, yüksek sesle itiraz ettiğim ahlaksız iddianamesi artık yok hükmündedir.

Bağımsız Türk yargısı yalanlar manzumesi olan iddianamesinin bütün sanıkları hakkında beraat kararı vererek böyle bir örgütün olmadığına karar vermiştir.

Bu çirkin ve ahlaksız oyun 12 Haziran 2007 tarihinde İstanbul Ümraniye’de bir gecekonduda 27 adet el bombasının ele geçirilmesiyle başlamıştı.

İlk iddianame 25 Temmuz 2008 tarihinde kabul edildikten sonra ardından ikinci ve üçüncüsü düzenlenerek emekli ve görevde olan ordunun bütün kademelerindeki yurtsever subayları birer birer önce ifadesine başvurulmak üzere davet edilip travma yaşatmak için önce serbest bırakılıyorlar ardından gece yarısı operasyonları ile tutuklanıp cezaevine atılıyorlardı.

Devlet, içine sızan bu hainlere karşı bağışıklık kazanmış bir şekilde bunların semirmesine, sömürmesine izin ve destek veriyordu.

Sadece cemaati kutsayan aldatılmışlar ile değil, ordu alerjisi olan soldan bakan dostlarımla tartışırken olmaz olamaz diye haykırıyordum.

En hafif eleştiri aslında benim de hiçbir zaman destek vermediğim ama maalesef ordunun demokrasiye müdahale refleksinin var olduğu idi.

Kuşkularınızda gerçek payı olsa bile general rütbesine gelmiş adamlar bir darbe planı yapacaksa bu kadar aymaz, salakça ve acemice bir strateji planı oluşturmayacaklarını söylediğimde bana çatıda da bomba bulunmuş, denizin içinde de bomba bulunmuş hala uyanamadın mı diyorlardı.

Bunların içerisinde bir de FETÖ severler vardı ki; ellerini ovuşturarak kendi paylarına düşecek kemiklerin rüyasını görüyorlardı.

Omzu kalabalık çok yıldızlı zavallının kasaptaki etin içine soğan doğramam demesi bunları hepten azdırmıştı.

Sonraki süreçte aldatıldığını itiraf eden dönemin Başbakanı "Ben bu davanın savcıyım" deyince iş çığırından çıkmış ve yargı eliyle cadı avı başlatılmıştı.

Davaları takip ederken tek bir tutuklu askerin nedamet cümlesini okumadım. Hepsi ordunun yargıyı ele geçiren hainler tarafından esir alındığını, er geç bir gün gerçeğin ortaya çıkacağını ve o gün kendilerini yargılayanların Türkiye Cumhuriyeti'nin adil ve bağımsız mahkemelerinde hesap vereceklerini söylüyorlar, iğrenç iftiralara karşı savunma yapmayı 'zul' görüyorlardı.

Bu haksız ithamları gururuna yediremeyenlerin bir kısmı umarsız kalarak hasta oldular ve dava sürecinde cezaevlerinde yaşamlarını kaybettiler.

Bir kısmı umutsuzluğa kapılarak duygularına yenik düştü size teslim olmam dedi ve kendi kafasına sıktı.

Ardından Türk Silahlı Kuvvetlerine 40 yıldan fazla hizmet vermiş ve en yüksek makama çıktıktan sonra emekli olmuş insanların rütbesini er olarak ilan edenler Türk Erlerinin askerliğin en şerefli rütbesi olduğunu bilmiyorlardı.

Dünyanın önünde saygı ile eğildiği çok değerli profesörler tutuklanıyor, rektörler görevden alınıyor, deneyimli polis şefleri dışlanırken medya dünyasının güzel oğlanları, bülbülleri ve sümbülleri  zil takıp oynuyordu.

Böyle durumlarda paranın lafı bile olmazdı. Devleti soyanlar bu şakşakçıların önüne birer kemik atarak yalatıyorlardı. 

Alçak çetenin marazlı reisi kendisini kutsayan siyasilere emir eri muamelesi yapıyor ve kendi adamlarını imam sıfatı ile kurumların başına atıyordu.

Bence TBMM yi ilk Gazi yapan 15 Temmuz’daki hain saldırılar değil, FETÖ nün hain yapılanmasına karşı uyaranlara cevap olarak verilen ‘Hoca efendi bu toprakların yetiştirdi çok değerli bir insandır’ya da ağlak sesle bitsin bu hasret diyenlerin açtığı yaralardır.

Kul hakkının en güzel örneklerinden birisi de Kamer Genç TBMM kürsüsünde hainlerin bu gidişle ülkeye neler yapacaklarını anlatırken FETÖ severler tarafından neredeyse linç ile karşı karşıya kalmasıdır. 

Bursa’da da durum farklı değildi. FETÖ severler ve kemiklerini yalayanlar kendilerini Hasan Sabbah’ın Alamut kalesinde yaşayan mutlu azınlık olarak görüyorlar ve çevrelerine küçümseyerek bakıyorlardı.

Kundakçı gibi birkaç kişi bu çakma davaya inanmadığını dava sürecini değil manşet bir sütun bile haber yapmadılar. (Dursun Çiçek'in ıslak imza benim değil" sözü hariç.

Bugün o davanın hakimleri, savcıları, askerleri, polis şefleri tutuklu ve müebbet ile yargılanıyor ve mahkum oluyorlar. 

Ama o davanın asıl failleri olan çeteyi organize eden siyasiler, fikir adamları ve destek veren iş adamları yasanın torbasında açtıkları deliklerden sızıp hesap vermekten kurtuluyorlar. Günümüzün ve geleceğimizin en büyük sorunu budur.

Ve hatta televizyonlarda boy gösteriyorlar. Hesap vermeyenler bir gün aynı sofraya oturmaktan çekinmezler.

Var olmayan bir çetenin, var olmayan üyelerini hiç yapılmamış eylemlerini kumpas ve düzmece senaryo ile iğrenç bir iddianameye dönüştürülebilirler ama adına asla ERGENEKON diyemezler.

Benim için ERGENEKON sadece ve sadece ulusumu ve birey olarak Türklük bilincimi damardan besleyen efsane bir destandır. 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500