Advert
Ama onlar hep “FETÖ” idi ki!

Ama onlar hep “FETÖ” idi ki!

 

      “Hizmet Hareketi” ile ilk temasım 1996 yılının Kurban Bayramından bir ay kadar önce oldu. Genel Müdürlüğünü yaptığım firmada büyük bir kurban satış ve kesim hizmeti organizasyonu planladım ve radyo ve gazetelere reklam verdim. Türkiye’de ilk kez kredi kartı ile kurban satışı gerçekleştirdim. Bunun duyulması zamanın yerel ve ulusal televizyonlarının ilgisini çekti ve yayınlara katıldım. Kurban Bayramına 15 gün kala gıda sektöründen “hizmet hareketi” destekçileri tarafından Atatürk Caddesindeki otelin terasında yapılan toplantıya katıldım. Orada şık giyimli, Amerikan traşlı ve temiz yüzlü gençlerin yurtdışında kurulan okulları göz okşayan görüntüleri eşliğindeki sunumunu dinledim.

 

      Sunumun ardından “Şehir İmamı” denilen büyük ağabey ile tanıştım. Bizim Kurban organizasyonumuzu sordu. Tepkilerin çok olumlu olduğunu ve bin adedin üzerinde satış yapacağımızı tahmin ettiğimi söyledim. Bana kesim günü yardımcı olmak ve kesim yerine hayvanı çekmek için 20 öğrenci verebileceklerini söyledi.

Ben de bedelini sordum. Kesilen her kurbana verilecek olan emeğin sevabından başka ödül olur mu dedi ve arzu eden kurban sahibi bir pay et verirse okul ya da yurtlarda yemek olarak öğrencilere verileceğini bunun dışında bir talepleri olmadığını söyledi ve beni Kurban Bayramı sonrasında Kazakistan gezisine konuk olarak davet etti.

Gözlerim yaşardı ve büyük bir memnuniyet ve huzur içerisinde kabul ettim. Bayram namazının ardından Susurluk Mezbahasından kiraladığım kasaplar ve iki kravatlı ağabeyle 20 çocuk geldi ve kesim başladı. Bir süre sonra sıkıntılar başladı. Müşterilerimiz derilerinin kaybolduğunu söylediler. Yasal deri toplayıcı olan THK henüz gelmediğinden birçoğu gönüllü olarak deriyi onlara bırakıyordu.

      Bazıları da Bademli Camiine söz verdikleri için derilerini götürmek istiyorlardı. Üç kurban kestiren bir hanımın önünde iki deri var diye onu bir deri çalmakla suçladılar. O ise hakkı olan bir deri daha istiyordu.

 

Hemen duruma müdahale ettim ve sert bir dille kesim yerinde kurbanı kesilmiş olanın dışında kimsenin kalmamasını söyledim.

İki ağabey(!) yerinden kıpırdamayınca buradan defolun yoksa polis zoruyla gönderirim dedim. Market çalışanlarına kesim alanını kordon altına aldırdım. Beni anında yönetim kuruluna şikâyet etmişler ki arandım. Durumu anlattım ve bunun dışında bir şey yapılacaksa istifa edeceğimi ve gelip kendilerinin bizzat durumu yönetmesini istedim.

İki ağabey(!) durumu lehlerine çeviremeyince yanıma gelip 20 öğrenciyi alarak gideceklerini ve işi durduracaklarını söyleyip şantaj yapınca bütün müdürlerimi topladım ve başta ben olmak üzere kurbanları kesim alanına taşımak için çekçekcilik yaparak duruma hâkim olduk ve işi bitirdik. Akşam eve giderken altıma ve üstüme battal boy çöp poşeti geçirdim ve eve girip direkt kendimi banyoya attım.

“Hizmet Hareketi” o gün taaa 1996 yılında benim için FETÖ olmuştu ve bir daha yaptıkları hiçbir şeyin doğruluğuna ve dürüstlüğüne inanamadım.

 

     Bu anımı ki tanıkları sağ ve Bursa’da yaşarlar, zaman zaman dostlarımla paylaştım. Bana o günlerde  “Muhterem Hoca Efendi”yi yerlere göklere sığdıramayıp, yanlışın var diyen “Hoca Efendi” seviciler bugün “FETÖ” ye lanetler okuyorlar.  Sitem etmiyorum kimisi geç uyanır ama en azından on günlerin utancıyla, o zaman kendileri gibi olanlara haysiyet cellatlığı yapmasınlar. Ayıp oluyor!

Herkesin bir hesabı varsa “ALLAH”ında bir hesabı vardır.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500