Advert
Bize de bir “Nuşirevan Adl” lazım ...

Bize de bir “Nuşirevan Adl” lazım ...

"Biz sizi uyumuyor biliyorduk”

İslamiyet’ten önce Ömer ile Amr İbn-i As, İran'ın başkentine develerini satmaya götürürler. Gece bir handa konaklamaya karar verirler. Hancı, onlara "Paranızı ve devenizi ücret karşılığı bana emanet edin yoksa çalınabilir" der.
Onlarsa düşük bütçeli tacirler oldukları için buna yanaşmazlar. Develerini hana bağlarlar ve altın keselerini de yastıklarının altına koyup uyurlar. 
Sabah uyandıklarında develer de altınlar da yoktur. Hancıya sorarlar Hancı: “Ben sizi uyarmıştım" der. Onlar da bölgenin güvenlik sorumlusuna giderler. 
Bölge güvenlik sorumlusu da: “Hancıya emanet etseydiniz. Beni ilgilendirmez" der. 
Bunun üzerine adaletiyle nam salmış Nuşirevan'ın huzuruna çıkmaya karar verirler.
Nuşirevan'a olayı anlatırlar.
Nuşirevan: "Peki develeriniz sokaktayken, altın keseleriniz güvende değilken niye uyuyordunuz?" diye sorar.
Ömer: "Biz sizi uyumuyor biliyorduk, onun için rahat rahat uyuyorduk." der. 
Amr, kellelerinin gittiğini düşünürken, hükümdar bu cevabı çok beğenir: 
-"Ey çölün Arabı!..
Doğru söylüyorsun. Halkımın huzuru için benim her zaman uyanık olmam gerekir" der. Olayı araştırmak için bir hafta süre ister ve bir hafta boyunca konuğu olmalarını ister. Onlar da razı olur.
Bir hafta sonra Nuşirevan'ın huzuruna çağırılırlar. Develeri bulunmuştur. Keseleri içindeki altınlarla tam olarak oradadır. Nuşirevan'a teşekkür eder çok adil olduğunu söylerler.
Nuşirevan: "işinizi halledip 2 gün sonra şehirden çıkarken biriniz doğu, biriniz de güney kapısından çıksın. O zaman daha adil olduğumu göreceksiniz" der.
Amr ibn-i As iki gün sonra doğu kapısından çıkarken o kapıda birinin asılı olduğunu görür. Şık giyimli bu adam kaldıkları hanın güvenliğinden sorumlu kişidir. Hırsızlıkta payı olduğu için asılmıştır. 
Ömer ise, kendi çıktığı güney kapısında Nuşirevan'ın oğlunun asılı olduğunu görür. Nuşirevan hırsızlarla işbirliğini yaptığını öğrenince kendi oğlunu da astırmıştır.

 

                 

 Tuzu Para ile al ki…
Nuşirevan-i Adil için bir avı kebap edeceklermiş, fakat tuz yokmuş. Bir parça tuz getirmesi için uşaklardan birini köye gönderirken Nuşirevan uşağa; "Tuzu para ile al ki, o köyden tuz almak hükümetçe bir adet olup köy harap olmasın" diye tembihte bulunmuş. Nuşirevan'ın yanında bulunanlar, "Bir parça tuzdan ne fenalık çıkar" demişler.
Nuşirevan da demiş ki; "Zulmün esası cihanda önceden az imiş. Sonra her gelen bir parça arttırmakla bugünkü dereceyi bulmuştur."

Eğer ahalinin bahçesinden padişah bir elma yerse, uşaklar ağacı kökünden çıkarırlar. Birisinden yarım yumurta almak suretiyle padişah zulmü reva görecek olursa, padişahın askerleri bin tavuğu şişe geçirirler.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                             

Adil bir hükümdar olan Nuşirevan, bir gün ava çıkar. Av peşinde iken, muhafızlardan ayrı düşer. Susayan hükümdar, yakınında bir köy görüp oraya gider. Bir evin kapısının önünde durup, içmek için su ister. Evden bir çocuk çıkar.
Kendisini gördüğünde eve süratle geri döner ve bir şeker kamışı parçasını sıkıp, suya karıştırır, bir bardakla onu hükümdara sunar. Hükümdar kadehe bakar ki, içinde toprak ve toz bulunur. Yavaş yavaş suyu içer. Sonuna vardığında:
"Güzel ve tatlı su. Keşke içinde toz, toprak bulunmasaydı" der.
 Kız çocuğu:
- "Ona toz, toprağı ben kasten koydum" der. 
Hükümdar- "Niçin böyle yaptın?" diye sorunca, çocuk:
- "Seni çok susamış gördüğümden, suyu birden içersin de sana zarar verir diye korktum" der.

Nuşirevan kızın zekâ ve anlayışından dolayı hayrete düşüp şaşırır. 
- "Suya kaç şeker kamışı sıktın?" diye sorar. 
Çocuk:-"Bir tane sıktım" diye cevap verir.
Nuşirevan buna da çok şaşırır, sarayına döndüğünde, o yerin vergi kayıtlarını ister. Yapılan kontrol sonucu, vergisinin az olduğu görür. Kendi kendine oranın vergisinin artırılması cihetine gidilmesine karar verir. 
Bir müddet sonra o yere yalnız başına giderek, aynı kapının önünde durup, içmek için su istemek için kapıyı çalar. Kapıyı yine aynı kız çocuğu açar ve kendisini tanır. Süratle su getirmek için eve gider. Fakat bu sefer suyu getirmekte gecikir. Hükümdarın yanına geldiğinde kendisine; "Geç kaldın Çocuk” der.
Çocuk: - "Senin ihtiyacın bir kamış parçasından çıkmadı. Üç kamış parçasını sıkmak zorunda kaldım" diye cevap verir. 
"Bunun sebebi nedir?" diye soran hükümdara çocuk şöyle cevap verir:
- "Sultanın niyetinin bozulmasıdır. Biz işitmişiz ki, Sultanın kavmi üzerindeki niyeti değiştiği zaman, mahsullerinin bereketi gider ve hayırları azalır."
Bunu işiten Nuşirevan güler ve içinde beslediği “vergiye zam” hususundaki kararından vazgeçer.

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500