Advert
Araplarla ilişkiler Arap saçı olmasın!

Araplarla ilişkiler Arap saçı olmasın!

Şu Suriye konusunu sınırdan öte, sınırlarımız ve sınırlarımızın içi olarak üç bölüme ayırıp ince eleyip sık dokuduktan sonra ortak akıl ile çözüm aramakta yarar var.

Öncelikle ifade edelim ki kimse kimseyi aldatmasın. Anadolu toprakları huzur adası değildir. Tarih boyunca da ol(a)mamıştır. Oldurulmamıştır. Böyle bir coğrafya kaderini yaşamaktadır. Bize düşen 16. Türk Devleti olarak kendimizi koruyup 17.’sinin kurulmasını önlemektir. Bunun için uyanık, refleksleri sağlıklı, doğru düşünen ve çabuk kararlar alabilmek yetmez.

Ne yaparsak yapalım referansımızın barış olması şarttır.

Ülkemizi değerlendirirken her önermenin başına neye göre, kime göre kıyaslama şartını koymalıyız. Huzurlu olmak, zengin olmak, sağlıklı bir toplum olmak, başarılı bir ülke olmak… Bunların hepsini neye ve kime göre kıyaslamak bize yaşadığımız dönemin tarihe nasıl geçeceğinin yol haritasını verir.

Suriye konusunda hatta Ortadoğu konusunda çok doğru pozisyonlar almadığımız tartışılıyor. Haklılık payı olan eleştiriler vardır. Devletler ilişkilerini ya da çelişkilerini devletlerle kurar ve yaşar. Bu içişlerine karışmamanın ana kuralıdır. Türkiye olarak özellikle Suriye'de başlangıçta devletten yana taraf iken, sonradan saf ve taraf değiştirmek bizi çoklu ilişkiler masasında bertaraf etme noktasına getirmiştir.

 

Suriye’den göçmen kabul etmeyi ekonomik ve sosyal bir intihar olarak düşünenlerdenim. Onların yaşam haklarını koruyacak bir süreci ülke, bölge ve hatta bütün Avrupa açısından önemsiyorum. Bunun için Suriye devletini muhatap görmek zorundayız. Biran önce de süreci bitirmek zorundayız.

 

Ortadoğu ya da Suriye sorunları ile bölge ile olan ekonomik ilişkilerimizi aynı potada görmek de yanlıştır.

Herşeye rağmen Ortadoğu ve Körfez Ülkeleri ile doğru ve kazan kazan ilkesine dayalı güzel ekonomik ilişkiler kurulmuştur. Özellikle onlarda olup da bizde olmayanlar ile bizde olup da onlarda olmayanların alışverişi sayesinde inşaat sektörü altın dönemini tamamlamış, artık hizmet ve üretime dayalı iş birlikleri gündem oluşturmaktadır.

Bir Alman, İngiliz, Rus ya da ABD'linin ülkemize yatırım yapması fabrika, otel, yazlık, ev alması ekonomi sayfalarında kutsanırken, Körfezden ülkemize akan sermayenin adını Arap istilası koymak akıl ile bağdaşan bir yaklaşım değildir.

Güney sahillerimizde gezen, koylarda demirleyen yatları iki uçtan farklı bakarak değerlendirmezsiniz. Yatın içindekilerin Bill Gates, Abramovich, Prens Edward, Madonna ya da Cristiano Ronaldo olmasını farklı, bir Suudi ya da Katarlı şeyh olmasını farklı yorumlayamazsınız. Kriteriniz global sermayeden payınıza düşeni artırmak olmalıdır. O payın gücü oranında ülkenizin gemisi ile sakin sularda seyredersiniz.


Bu sezon ülkemiz içindeki yaşanan terör ve huzursuzluklara, Rusya ile olan uçak düşürme krizi de eklenince turizm sektörü büyük bir darbe aldı. Unutmayalım ki eğer Arap ve İranlı konuklarımız olmasaydı, darbenin açtığı yara öldürücü olurdu.

Paris’te bir geceyi, Roma’da bir hafta sonunu, Ukrayna’da beyaz geceleri, bir Prag akşamını ya da her ay Kıbrıs’a Casino ziyaretini defalarca yapmayı hak görüp, bir başkasının tercihi olan Umre ziyaretini vakit ve nakit ziyanlığı görmek aslında akıl tutulması ve toplum mühendisliğine soyunma cüretidir.

Ahir alemde paranın rengi, ırkı, milliyeti, dini yoktur. Paranın temiz olması yeterlidir ve makbuldur.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500