Advert
Bir Pazar hikayesi
Mehmet Çetinkaya

Bir Pazar hikayesi

Her pazar olduğu gibi bugün de sizlere kıssadan hisse çıkaracak bir hikâye aktaracağım.

Keyifle okumanız dileğiyle.

Zengin yaşlı bir adam bir sabah müthiş bir baş ağrısıyla uyanır, ilaç alır ancak ağrısı geçmez. Bir iki gün bekler, ağrı devam eder. Doktor çağrılır. Doktor muayene eder, ağrının sebebini anlayamaz sadece ağrı kesiciler verip gider fakat adamın baş ağrısı geçeceğine daha da artarak sürer. Baş ağrısının yanında gözleri de yaşarmaya başlar. Başka doktorlar çağrılır. Adam ağrıyı kesene servet vaat eder ama doktorların hiçbiri ağrıyı kesemediği gibi sebebini de bulamaz.

Baş ağrısından geceleri de uyuyamayan adam iyice kötüleşmiştir. Baş ağrısı ve devamlı akan gözyaşları hayatı çekilmez kılmıştır. Tedavi için yurtdışına da giderler, hastanede uzun bir süre kalır, çeşitli testler yaparlar… Doktorlar orada da bir türlü teşhis koyamaz

Memleketine dönerek dinlenmesi, daha doğrusu son günlerini evinde geçirmesi tavsiye edilir. Zengin adam ne yapalım kaderimiz böyleymiş deyip çaresiz evine döner.

Bir gün, yaşlı adam kendini iyi hissetsin diye berberi çağrılır. Berber yataktan kalkamayan yaşlı adamı tıraş ederken, adam derdini anlatır ve ölümü beklediğini söyler. Berber bir an düşünür ve der ki;

– Sakın sizin burnunuzda kıl dönmüş olmasın.

Adamın burnunu kontrol eder;

– Hah işte! Kıl dönmüş. Sorun değil ben hallederim.

Deyip yaşlı adamın şaşkın bakışlarına aldırmaksızın çantasından cımbızı kaptığı gibi kılı çeker. Ev halkı yaşlı adamın müthiş çığlığıyla odaya koşar. Berber canı çok yanmış olan yaşlı adamın elinden zor alınır ve cımbızın ucunda tuttuğu yirmi santimlik kılla evden kovulur.

Adamın burnu kanlar içindedir. Pansumanlar yapılır, adam yatıştırılıp tekrar yatağına yatırılır. Ertesi sabah yaşlı adam aylardır ilk defa rahat bir uykudan uyanır. Gözlerinin yaşarması geçmiştir. Baş ağrısından eser kalmamıştır. Dönen kılın sinire değip gittikçe uzayarak dayanılmaz ıstıraplara yol açtığını doktorlar ancak o zaman keşfeder. Çözümün bu kadar basit olabileceği kimsenin aklına gelmemiştir. Sapasağlam ayağa kalkan yaşlı adam, vaadini yerine getir. Berberi çağırtır ve ona bir servet bağışlar.

Burnundan kıl aldırmamak deyimi tam olarak nereden gelir bilmem ama çevremizde hep böyle insanlara rastlarız.

Oldukça huysuz, kendisine hiç söz söyletmeyen, eleştiriye tahammülü olmayan, kaprisli, benlik ve kibir abidesi insanlar hep olmuştur ve olacaktır da maalesef.

Ancak bunlar kurumlarda, yönetimlerde ve özelikle de siyasette olunca hiç çekilmiyor.

Çünkü onlar yetkiyi alınca şehri katlediyor. Dar görüşlüdürler. Kaynaklar heba oluyor.

Burnundan kıl aldırmamak adına hem kendi başını ağrıtıyor hem de toplumun…

Milletin parasıyla yapmaması gereken işlere bulaşıyorlar. Yapması gereken işleri de yapmıyorlar.

Onları dinlediğinizde de sanki dünyayı o kurtarmış. Gece gündüz çalışmış. Yememiş, içmemiş, uyumamış, ailesine bile zaman ayırmamış ve sizler için kendini feda etmiş.

Kendisinin bile inanmadığına birilerini inandırmaya çalışıyor.

Kolay olan işi zorlaştırıyor bu tip insanlar…

Hâlbuki istişare kültürü ile çoğunluğun sesine kulak vererek bilgi ve tecrübelerden yararlanarak pratik çözümlere açık olmak erdemliktir.

İnsanlar sizden yemin değil emin olmak ister.

Hepinize keyifli ve huzurlu pazarlar dilerim.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500