Advert
İsmi önemsiz, cismi değersiz, çaresiz bir kul
Mehmet Çetinkaya

İsmi önemsiz, cismi değersiz, çaresiz bir kul

 

Bu pazar da sizlere kıssadan hisse çıkaracak bir hikâyemiz var.

Bugünlerde sosyal medyada sık paylaşılan bir hikâye.

53 sene önce vefat eden Şanlıurfalı bir delinin Allah’a (c.c.) yazdığı mektubunu sizlerle paylaşacağım.

“Ben dünya küresi, Türkiye karyesi ve Urfa köyünden, El-Aziz Tımarhanesi sakinlerinden; ismi önemsiz, cismi değersiz, çaresiz ve kimsesiz bir abdiâcizin, ahir deminde, misafiri Azrail’i beklerken, başhekimlik üzerinden Hâkimler Hâkimi’nin dergâh-ı ulûhiyetine son arzuhâlimdir:

Ben gam deryasında, fakirlik vatanında, horluk ve rezillik kaftanında PADİŞAH yapılmışım.

Meyvelerden dağdağana, çalgılardan ney-kemana kapılmışım. Benim yatağım, akasya dikeninden, yorganım kirpi derisinden farksızdır.

Kalbim Eichmann’ın fırını ve sahranın çöl fırtınasıdır.

Ruhum aşıkı Hüda, Mahbubperesttir.

Lakin aklım kaderin cilvesi ve talihin sillesiyle gurestir. Bana gelen derdü gamın kilosu beleştir.

Nerede bir güzel varsa bana karşı keleştir.

Bütün yiğitler de bana hep ters ve terestir.

Aylar geçti. Tek temizliğim, gözyaşıyla ve kara toprakla aldığım teyemmüm abdestidir.

Yani, içtiğimiz kezzap suyu, mezemiz ise ateştir.

O resuli zişan ve sultanı dücihan Cenabı Allah; insanları dünya, dünya ise insanlar için yarattığını, ruhları vücut, vücutları ise ruhlar için yarattığını, erkekleri kadınlar, kadınları erkekler için yarattığını, cenneti mümin kullar, mümin kulları da cennet için yarattığını, cehennemi inkârcılar ve münâfıklar, inkârcıları ve münafıkları da cehennem için yarattığını peygamberinin hadisleriyle haber vermiştir.

Peki acaba benim gibi meczup divaneleri ne maksatla halk etmiştir?

Bilen babayiğit, meydana çıkıp söylesin. Allah sana iman verdi sen tuğyan edersin. O inam etti, sen küfran edersin. O ikram etti, sen inkar edersin.

O ihsan etti, sen isyan edersin. Bir de kalkıp bana deli divane diye bühtan edersin.

Bu söylediklerimin hepsi ruhumun içinde cenk etmektedir. Eğer dilekçemin cevabı gelirse, bu manevralar sona erecektir. Şimdi adresimi arz ediyorum: Kur’ân’ı geldiği yere, yine Kur’ân’ı getiren geri taşısın. Madem ki ahkamı ve ahlakı kalmadı, Kur’ân’ın kağıdı ve yazısı neye yarasın?! Ta ki Hazreti Muhammed Mehdi (a.s.) gelince yeniden okunup yaşansın.

Ey zerrelerden kürelere, yerlerden göklere bütün alemlerin Rabbi! Ey cemadi, nebati, hayvani, insani, ruhani ve nurani her şeyin ve herkesin yegane sahibi! Ey iman ve şuur ehli kalplerin en yüce habibi! Ey dertli bedenlerin kederli gönüllerin ve yaralı yüreklerin tabibi! Ben biçare kulun ki; garipler garibi, hüzünlerin esiri, zulümlerin muzdaribi, öksüz, yetim ve sahipsiz bir tımarhane delisi… Ama kutsi muhabbet ve hasretinin divanesi!… Herkesi ve her şeyimi elimden aldın, ama sana sığındım. Aşkına sarıldım. Yegane Sen kaldın. Yurdumdan yuvamdan, evimden barkımdan ayırdın, gurbete ve hasrete saldın. Ama onları ararken sana ulaştım. Sevdana daldım. Böylece fani ve hayali görüntülerden kurtarıp hakikî tecelline mazhar kıldın.

Yüceler yücesi Rabbim, Efendim!

Haktan saparak ve haddimi aşarak, haşa senden, Burak bineği, Cebrail seyisi, Sidretül münteha menzili, cümle mahlukatın en şereflisi, Rahman’ın en mükemmel tecelli ve temsilcisi, kainatın fahri ebedisi, ahir zaman nebisi ve mehdisi, levhi mahfuzun tercümanı ve tebliğcisi, efendiler efendisi Hazreti Muhammed (s.a.v.) ’in mahbubiyetini mi istedim?

Hanif dinin üstadı ve nice nebilerin atası

Hz. İbrahim’in haliliyetini, Hz. Süleyman’ın saltanat ve servetini, Hz. Musa’nın celadet ve cesaretini, Hz. İsa’nın ruhaniyetini mi istedim?

Hz. Ebu Bekir sıddıkın yüksek fazilet ve kurbiyyetini, Hz. Ömer’ül Faruk’un dirayet ve teslimiyetini, Hz. Osman’ı zinnureynin asalet ve sehavetini, Hz. Aliyyül Murtaza’nın ilim ve velâyetini mi istedim?

Senden mülkü hakimiyet, şanü şöhret, malü servet mi talep ettim? Senden vücuduma sıhhat ve afiyet, aklıma ziya ve selamet, hayatıma huzur ve istikamet dilendimse, bunlar için de bin kere tevbe ettim. Çünkü Şeriatın iptal, tarikatın ihmal, hakikatın ihlâl ve müminlerin iğfal edildiği bir zillet ve rezalet döneminde, bana akıl ve mükellefiyet verseydin, bu sadece benim mesuliyet ve mahzuniyetimi ziyadeleştirecekti.

Sultanım Efendim!

Ben Senden sadece seni istedim. Pahası elbet böyle yüksektir ve tüm sevdiklerimi ve sahiplendiklerimi uğruna feda etmektir. Rabbim, elbet vardır hikmeti ki, bu kuluna böyle zillet ve zahmet çektirirsin.

Ben haşa itiraz değil, naz ederim ama, umarım sen niyaz kabul edersin. Aile efradımı, aklı izanımı alıp beni hicrana saldın. Ama yine de şükür; ya akıllı kalıp ama hain ve hilekar olaydım. Ya varlıklı kalıp ama zalim ve sahtekar olaydım. Ya alim ve saygın kalıp ama gafil ve riyakar olaydım.

Ya arkalı etraflı kalıp ama azgın ve zulümkar olaydım. Ya sağlıklı sefalı kalıp ama sapıtmış, ahlaksız ve vicdansız olaydım.

Derdü bela ki, sabredenlerin vesile-i miracıdır.

Müminler kalbimin tacı, mücrimler rahmetin muhtacı, münkirler hikmetin icabı, sadık ve aşık ehli cehd adaletin ilacıdır. Velâkin bu münafık, hain ve zalimler ise çıban başıdır.

Akrep gibi sancıdır. Şerefli insana, helali dışında bütün kadınlar kızlar ana bacıdır.

Ey Rabbim Efendim!

Malumu aliniz ve zaten yüce takdirinizdir ki;

ne özenli bezekli elbiselerle gezdiğim bayramlarım oldu, ne onurlu ve huzurlu seyahatlerim ve seyranlarım oldu, ne etrafımda hizmet ve rağbet gösteren dostlarım ve hayranlarım oldu.

Lezzet ne imiş, izzet ne imiş ve fazilet ne imiş tatmadım. Ama şikayet şekavettir. Bütün bu fani ve fena nimetlerin asıl sahibi olan Padişahlar Padişahını buldum.

Beni yoktan var ettin, iman ve hidayet buyurup varlığından haberdar ettin.

Ama aklımı alıp kulunu bikarar ettin, sana sonsuz şükürler olsun.

Şimdi son dileğim, beni yanına al ve bir daha huzurundan ve sonsuz nurundan ayırma, ne olursun!

Umarım bu dilekçeyi yazdım diye bana darılmazsın.

Çünkü zaten zatından gayrıya yalvarıp yakarmanın şirk olduğunu buyurdun.”

Yazıyı kısaltmak istedim ancak ne bir cümleyi ne de bir kelimeyi çıkarmaya hem kıyamadım hem de o haddi kendimde göremedim.

Her kelimesi ve cümlesinde ayrı bir anlam ayrı bir manevi bağ var.

Tefekkür içinde okudum ve ağladım kendi halime…

Bu adam deli ise bizler neyiz diye tefekkür etmek gerek.

Peygamberler şehri, tarih ve medeniyet şehri Şanlıurfa’nın delisi böyle ise akıllısını varın siz düşünün…

Mektubu yazdıktan kısa bir süre sonra vefat etti. Yüce Yaratanımız Allah Celle Celalühü, rahmet eylesin.

Mekânı cennet olsun.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500