Advert
'TÜRK VATANI' NDAN TAZE KOKULAR GELDİ
Mehmet Çetinkaya

'TÜRK VATANI' NDAN TAZE KOKULAR GELDİ

SEYR-İ TÜRKİYE KARADENİZ VAPURU (4)
 

'TÜRK VATANI'NDAN 
TAZE KOKULAR GELDİ

..Ve davet sonunda Hamburg Belediye Başkanı şu konuşmayı yapıyor, Türkiye’nin ticaret ve iktisat alanında büyük adımlar attığını ve Türk vatanının taze kokularını getiren sergi vapurunun Hamburg limanının bir ziyneti olduğunu dile getiriyordu.


Amsterdam’ın cadde gibi uzayan kanallarından çıktıktan sonra Hamburg limanına yolumuz yaklaşık 285 mil kadar olacaktı. Bu yol boyunca eski dostumuz Alman ziyaretçilerimiz için gemi baştan aşağıya temizlendi. Elbe Nehri’nin kenarına sıralanmış fabrikaların bacalarını gördükten sonra Kılavuz kaptanın mahirane manevraları ile rıhtımına yanaştık.  

Lütfi kaptan yabancı olmadığı bir limana demir atmıştı. 1. Dünya Savaşı'ndan sonra 1800 Alman esirini Akdeniz vapuruyla İskenderiye’den alarak vatanlarına kavuşturmuştu. Lütfi Bey bir kez daha bir Türk vapurunun Almanya’da coşku ile karşılanmasına tanık oluyordu. Rıhtımın demir parmaklıkları, ağaçlar ve çevredeki beyaz parmaklılıklar ile süslenmiş, her yana Türk ve Alman bayrakları asılmıştı. 

TAHMİN EDİLMEYEN İNTİBA

Vakit gazetesi yazarı Vâlâ Nureddin çok etkilendiği Hamburg durağını şöyle yazdı; “Hamburg benim üzerimde hiç tahmin etmediğim bir intiba bıraktı. İngilizler sergiyi ziyaret esnasında yapmadıklarını bırakmamışlardı. Nehrin içlerinde basamaklardan aşağıya kayanlar, birbirlerinin ayağına çelme takanlar, ıslıkla arkadaşını çağıranlar, bize bir şey sormak istedikleri zaman ‘şştt’ diye seslenenler çoktu. Müthiş izdihama rağmen bekleme kuyruğundan bir karış dışarı çıkana rast gelmedim. 

Gidilen çok ülkede ilgiyle karşılanan, onurlarına davetler, ziyafetler verilen sergi vapuru sakinleri için Almanya hafızalardan silinmeyecek bir durak oldu. Belediye binasında düzenlenen ziyafete katılan seyyar sergi heyeti ancak 2 yıl sonra devrim ile çözülebilecek bir sorunla karşılaştı. Hazırlanan masalarda kimin nereye oturacağını gösteren iri harflerle yazılmış isim kartları vardı. Ancak Latin harfi okuyamayan Türkler kendilerine ayrılan yeri bulmakta epey zorlandı. Verilen davet sonunda Belediye Başkanı bir konuşma yaparak yeni Türkiye’nin ticaret ve iktisat alanında büyük adımlar attığını ve Türk vatanının taze kokularını getiren sergi vapurunun Hamburg limanının bir ziyneti olduğunu söyledi. Alman firmalarının temsilcileri ile Türk tüccarlar arasında özellikle kuruyemiş, bağırsak, afyon, deri ve hububat gibi ürünler için anlaşma yapıldı. Karadeniz rotasını, Türk vapurlarının ilk kez seyredeceği Baltık denizine çevirdi.
 

Finlandiya ‘Gardaşlarımız gelmiş’

Baltık denizine ulaşabilmek için 1895’te açılan 99 kilometrelik Kayzer Wilhelm Kanalını geçmemiz gerekiyordu. Bu kanalı geçerken kanal üstündeki köprüler heyecanlı saatler yaşanmasına neden oldu. Gemiye gelen kılavuz kaptan ısrarla geminin direğinin yüksekliğini soruyordu. Planlara göre geminin yüksekliği 37 metre idi. Ancak işi garantiye almak için direğin tepesine bir gemici çıkardık ve ölçümü yeniden yaptık. 37.5 metre çıktı. Buna rağmen 42 metrelik köprünün altında geçerken bütün ekip güverteye toplanıp heyecanla bekledi. Yolcular seyir hatlarını takip edebilsin diye kamara girişlerine haritalarını astı. Bu haritalar üzerine her 4 saatte bir ulaştığımız nokta işaretleniyordu. Baltık denizinde yolculuk yaklaşık 20 gün sürecekti. Beyaz gecelere alışmak çok zor olacaktı. Bu sularda gece yoktu. Güneş Karadeniz vapurunun peşini hiç bırakmıyordu. Herkesin uyku düzeni bozulmuştu. Bu uzun saatler ve günler seyyar sergi vapuru yolcularının baş başa ve daha uzun zaman geçirmesine vesile olmuştu. Kimileri davetlerde daha fazla takdir toplamak için batı dans figürlerini geliştirmekle uğraşıyordu.

 

DİKKATLERDEN KAÇMAYAN AŞKLAR

Kimileri ise yıldızlı geceler olmasa da aşklarını yaşıyordu. Raufi Manyas Bey ile Belkıs hanımın arasında epey zamandır dikkatli gözlerden kaçmayan bir yakınlaşma vardı. Vapura beklenmedik konuk olarak yarı yolda binen Belkıs hanımla sergi heyeti başkanı Raufi beyin aşkı artık iyice sezilir olmuştu. Bu aşk daha sonra Raufi Manyas beyin evliliğine mal olacaktı. Ufukta Helsinki göründüğünde kararan bulutlar yağmur bırakmaya başladı. Karadeniz vapurundakiler bu yağmurda kendilerini karşılayacak hiç kimsenin olamayacağını konuşurken rıhtımı dolduran binlerce Finliler herkesi şoke etti. Rıhtım kalabalıktan görünmüyordu. Karadeniz’in limana yanaşmasını izlemek isteyenler vinçlerin üzerine çıkmıştı. Kalabalığın içinden ekibe Türkçe seslenenler şaşkınlıkları bir kat daha arttırdı. Vapura önce karşılama heyeti çıktı. Heyette Finlandiya Dışişleri bakanı vardı.
 

GARDAŞLARIMIZ GELMİŞ

Karadeniz vapuru ilk kez bu kadar üst düzey bir devlet görevlisi tarafından ziyaret ediliyordu. Rıhtıma indirilen merdivenleri çıkanlar arasında ‘Gardaşlarımız gelmiş’ diye bağırarak vapur personeline sarılanlar oldu. Bunlar yıllar önce Rusya’dan sürgün edilen Kazan Türkleriydi kendileri ile aynı dilin konuşulduğu bir ülkeyi temsil eden bu vapur onları çok heyecanlandırmıştı. Serginin ziyarete kapanmasından sonra akşam verilecek balo için hazırlıklar başladı. Karadeniz vapuru ilk defa aydınlık ve yıldızsız bir gecede konuklarını ağırlayacaktı. Aşçılar konukları Türk mutfağının en güzel tatları sunmak için koşuşturuyordu. Konuklar pek çok ülkede takdir toplayan Zeki beyin şefliğindeki Riyaset-i Cumhur orkestrasının çaldığı parçalarla karşılandı. Seyyar sergi Helsinki’den sevgi seliyle uğurlandı.

Türkiye Karadeniz’i 
ayaklarınıza gönderdi

Rotamızı Leningrad’a çevirdik. Türk kaptanları Baltık Denizi’ni kaptansız geçemedi dedirtmemek için kılavuz kaptan almadan yola koyulduk. Haritalar masa üstüne yatırıldı. Bütün ekip haritanın başında çalışarak Baltık’ı kılavuzsuz geçtik, Leningrad önlerine geldik. Karadeniz Leningrad limanlarının en gösterişli yerlerinden birine çekildi. Hemen gemiye 100’e yakın Sovyet yetkilisi bindi. Gemimizdeki fotoğraf makineleri bir kamaraya toplandı ve kapı mühürlendi. Telsiz dairesi kilitlendi. Kasamızdaki para sayılarak kayıt altına alındı. Gemi personelinin ve heyetin pasaportlarına el konuldu. Kentte dolaşırken kullanmak üzere birer kimlik verildi. Leningrad bizi çokta dostane karşılamadı. Sıkı denetim sadece vapurdakilerle sınırlı değil. Rus vatandaşlarda izin belgesi olmadan vapuru ziyaret edemeyecek. Alınan tedbirlerin olağan uygulamalar olduğu kısa sürede anlaşıldı. Karadeniz vapuru yola çıktığı günden bu yana ilk defa liman ücreti ödemedi. Hem Sovyet yetkililer hem de halk sergiye büyük ilgi gösterdi. Atlı polisler meydanı dolduran kalabalığı kontrol altına almak için epey zorlandı. Sovyet yetkililerin bildirdiğine göre sergiyi günde 9 bin kişi ziyaret etti. Leningrad Ticaret Odası görkemi ile hayranlık uyandıran Hotel Drop’ta seyyar sergi vapurunu temsilen 150 kişilik bir heyet onuruna bir davet verdi. Sovyet yetkililerin ellerinde votka kadehleriyle ayakta 1 saati aşan nutuklarının ardından Türk Büyükelçisi Galip Kemali beyin yaptığı konuşmayla yüz hatları yumuşadı. Vaktiyle çarlık Rusya’sı İstanbul’u alabilmek için Karadeniz’i baştanbaşa istilaya çalışmıştı. Hâlbuki ki şimdi ne Rusya’da çar ne de bizde saltanat var. Çar’ın Karadeniz’e gelmesine mukabil Yeni Türkiye Karadeniz’i ayaklarınıza kadar gönderdi.

DÖNÜŞ VAKTİ

Artık Karadeniz’i ülke topraklarına kavuşturacak dönüş yolculuğu başlıyordu. Bir beyaz vapur ki temsil ettiği ülkenin nişanelerini koynunda taşıyarak 86 gün boyunca Avrupa’da yol aldı. Bir beyaz vapur ki temsil ettiği Cumhuriyet adına 12 ülkede 16 limana demir attı. Bu beyaz vapur içindeki mütevazı ürünler yeni kurulmuş bir Cumhuriyet’in kalkınması için Avrupa pazarlarında kendine bir yer aradı. Bu beyaz vapur içindeki bir avuç insan yeni kurulmuş bir Cumhuriyet’in aynası olmak için çabaladı. O vapur ki kimilerince yerden yere vuruldu kimilerince göklere çıkarıldı. Bazılarına göre yapılan onca emek, harcanan onca para heder oldu, bazılarına göre ise Avrupa’nın kafasındaki imaj değiştirildi. O vapur ki gittiği kimi ülkelerde izdihamla kimilerinde ise ilgisizlikle karşılandı. En itibarlı günlerini genç Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eden seyyar sergiyi taşıdığı yıllarda yaşayan Karadeniz vapuru ne yazık ki kendi sularında unutuldu. Ev sahipliği yaptığı seyyar sergide aynı kaderi paylaştı. Sergi dönemin gazeteleri dışında tarih sayfalarında kendine geniş bir yer bulamadı. Yolcularının teker teker yitip gitmesi nedeniyle anılardan da silindi gitti. Bugüne kadar Karadeniz Seyyar sergisinden pek çok kimsenin haberi bile olmadı.

O gün Türkiye seyyar gemi ile Dünya standartların üstünde bir vizyon ve kalite ile milli ve yerli şuurla bunları yaptı.
516 yıl önce Kanunname-i İhtisab-ı Bursa ile başladığımız standart ve kalite yolculuğumuza bugünün koşulları ile harmanlayarak yeniden yeni bir sayfa açarak mili ve yerli ruhumuzun gıdası ile canlanarak şahlanmamız lazım.
Bugün TSE ve MİLLİ SES VER projelerine tam destek hep destek vermemiz lazım. Kalite Birliği Başkan Vekili ve TSE Baş Araştırmacısı Mustafa Karaman’ın ve arkadaşlarının gayretlerini ve çalışmalarını örnek almasını, milli ses, milli kulak, milli ruh, milli bilinçle uygularsak hem ülke için hem de kendileri için milli yarar sağlayacaktır.
Bugün bizler el ele vererek bilinçli bir çalışma ile daha fazlasını yapmaya mecburuz. Bunu başaracak güç ve kudretteyiz.

Umarız 93 yıl önce yaşanan gerçek hikâyemiz ders çıkarmak adına yararlı olmuştur.


 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500