Advert
Atatürk'ün Huzuruna Mudanya'da Çıktı
Mehmet Çetinkaya

Atatürk'ün Huzuruna Mudanya'da Çıktı

SEYR-İ TÜRKİYE KARADENİZ VAPURU (2)

 

ATATÜRK'ÜN HUZURUNA
MUDANYA'DA ÇIKTI 

Seyyar sergi vapuru Gazi’nin huzuruna Mudanya’da çıktı. Yatından Karadeniz Vapuru’na geçen Gazi Mustafa Kemal Paşa, hazırlanan salonları hiçbir ayrıntıyı kaçırmadan dolaştı. Sergilenen ürünler, uğranılacak limanlar, konuk edilecek misafirlere ikram edilecek ikramlar ve merasimler hakkında bilgi aldı.


12 Haziran 1926 İstanbul Galata “Hareket Vakti…” Seyyar Sergiyi taşıyan Karadeniz, gecenin efkarlarını toplayarak yatağından kalkan bir gelin gibi gizli heyecanlarla Galata Rıhtımı’ndan açıldığı vakit, yolcu edenlerle küpeştelerine dayanmış yüzlerce kolların sallandığı mendiller, çırpınıp duran martılar gibi mütemadiyen inip çıkıyordu. Kucağında vatanın evladını, eşyasını yabancı memleketlere taşıyan geminin gururuna tercüman olan kalın ve sürekli bir düdük sesi İstanbul semasını 3 ay için Allah’a ısmarladık diyordu. Hareketimizden hemen önce Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin Mudanya’da sergiye şeref vereceklerini öğrendik. Bizim için asıl imtihan o olacak. Bütün ekip çok heyecanlı. Vapurdakilerin heyecanı Söğütlü Yatı’nın küpeştesinden mendil sallayarak vapuru selamlayan Mustafa Kemal’i görünce daha da arttı. Seyyar sergi fikrine başından beri destek veren Reis-i Cumhur için yeni ülkenin gücü olacak bu vapur, büyük önem taşıyordu. Ancak Mustafa Kemal 16 Mayıs 1919’da Bandırma Vapuruyla ayrıldığından beri İstanbul’a ayak basmamıştı. O yüzden büyük emeklerle hazırlanan seyyar sergi vapuru Gazi’nin huzuruna Mudanya’da çıktı. Yatından Karadeniz Vapuru’na geçen Gazi Mustafa Kemal Paşa, hazırlanan salonları hiçbir ayrıntıyı kaçırmadan dolaştı. Sergilenen ürünler, uğranılacak limanlar, konuk edilecek misafirlere ikram edilecek ikramlar ve merasimler hakkında bilgi aldı. Ve o günkü hislerini vapurun hatıra defterine yazdı. Karadeniz ilk zorlu sınavını başarıyla vermişti. Ve bu başarının keyfi vapurun güvertesinde içilen Türk kahvesi ile çıkartıldı. 

İLK SUNUM PAŞA'YA

Karadeniz vapuru önemli konuğuyla Bandırma’ya doğru yol alırken vapurun mutfağında da tatlı bir telaş vardı. Dünyaya tattırılacak Türk yemekleri ilk olarak Gazi Mustafa Kemal’e sunuldu. Akşama doğru Mustafa Kemal Memnun bir ifadeyle vapurdan ayrıldı. Artık ülkeden ayrılma vakti gelmişti. Önlerinde uzanan uçsuz bucaksız ufukta onları, Türk vapurlarının hiç seyretmediği denizler, ilk kez demir atılacak limanlar, görülmedik ülkeler bekliyordu. Yapılan onca hazırlığa rağmen yolculuk boyunca kimi sıkıntılarla karşılaşacaklardı. Planlanan güzergâh üzerinde bazı rotaların haritaları dahi yok. Seyyar sergi bilinmezlerle doğru bir yolculuğa çıkıyor.


 

17 HAZİRAN 1926 CEZAYİR 

Yolculuk başlıyor…
Akşam yaklaşmıştı. Marmara adasıyla Kapıdağ arasından geçerek Çanakkale Boğazına geldik. Sakin bir hava ile Yunan adaları arasına seyre devam ettik. Yunan sahillerini seyreden yolcular çok neşeliydiler. Gazi Paşa’nın sofrasından eksik olmayan Bal Mahmut da seyahat edenler arasındaydı. Nükteli konuşmaları ve anlattığı fıkralar gemidekileri çok neşelendiriyordu. Pantel Larisi Adası’nın şimalinden dönünce Cezayir limanının sisli görüntüsüyle karşılaştık. Aslında Cezayir, Seyyar sergi vapurunun programında yer almıyor. Bu eski imparatorluk topraklarına gelinmesinin tek sebebi iyi cins kömür almaktı. Ancak limandaki Karadeniz Vapuru’nun haberi sokaklarında hızla yayıldı ve programda olmamasına rağmen serginin kapısı Cezayirli ziyaretçilere açıldı. Bu program dışı durak aslında bir ön prova olacak. Yolculardan sanat tarihçisi Celal Esat izlenimlerini gezi notlarına şöyle kaydetti; “Sandalların içinde beyaz bornozlu, kırmızı fesli, şalvarlı, harmaniyeli birçok seyirci saatlerce Karadeniz gemisini tavaf etti. Etrafımızı saran genç, ihtiyar, çoluk, çocuk, bütün halkın gözü hep gurubumuzdaki yüzü açık, kısa saçlı, modern giyimli Türk hanımlara saplanıp kalmıştı. Sen Müslüman mısın? Diye soruyorlardı. Yarı hayret yarı nefret temaşaya dalmışlardı. Onlar bize biz onlara acıyorduk” Karadeniz vapuru yolcuları için Bona şehri geçmişi gösteren bir aynaydı adeta. Ve şimdi geçmişi geride bırakıp batıya doğru yol alma zamanıydı.

20 HAZİRAN 1926 BARCELONA

Cezayir’den hareket eder etmez yakalandığımız fırtına gemimizi sallamaya başladı. Enginlere açıldıkça rüzgâr daha da şımardı. Dalgalar geminin ortasından yükseliyor, gemi şaha kalkan bir at gibi köpükler içinde sıçrıyor, tepiniyor fakat başını geminin demir göksüne çarparak homurdana homurdana geri dönüyordu. Muhabbetler, gramofonlar, danslar ve hatta dedikodular bile durdu. Çetin yolculuk sonunda Barcelona’nın deniz feneri uzaktan görüldüğünde dalgalarla raks eden bütün yolcular rahat bir nefes aldı. Seyyar sergi Avrupa’daki ilk sınavını Barselona’da verecekti. Rıhtımda toplanmış vapurun yolunu gözleyen kalabalığı gören herkes şaşırdı. Sınav iyi geçeceğe benziyordu. Barcelona Türk sergisini görmek için hakikaten şahlandı. Bir tarafta bağrışan, haykıran ve her ne pahasına olursa olsun sergiyi görmek isteyen halk, diğer tarafta ahaliyi dağıtmak için kalabalığın üzerine yürüyen İspanya inzibatının mücadelesi. Kapıda durarak hesap ettim. Her dakikada 28 kişi vapura giriyordu. Hesap neticesini dörde indirsek bile 48 saatte vapurumuzu 9-10 bin kişinin ziyaret ettiği tezahür eder. Seyyar sergiyi Barcelona’da 3 günde 11 binin üzerinde İspanyol ziyaret etti. Ziyaretçiler arasında çok özel bir grup vardı. Barcelona’ya yerleşmiş Türk Museviler. Bir zamanlar yaşamış oldukları topraklara özlemlerini gidermek istercesine sergiyi defalarca ziyaret ettiler. Oysa o topraklarda artık hiçbir şey eskisi gibi değildi. Karadeniz vapuru yolcular Musevilerin kendilerini Barcelona’da ki Osmanlı Kolonisi olarak tanımladıklarını duyunca çok şaşırdı. Museviler imparatorluğun yıkılıp yerine Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğunu o akşam öğrendiklerini söylediler. Sergiye gösterilen ilgi beklenilenin üzerinde olmasına rağmen umut edilen ticari alışveriş gerçekleştirilemedi. İspanya ile Türkiye arasında bir ticaret anlaşması olmadığından gümrük ücretleri yüksek tutulmuştu. İspanyollar en çok rağbet ettikleri Hacı Bekir Lokumu’nu bile satın alamadı. 

Vâlâ Nureddin daha sonra vakit gazetesinde yazdığı yazıda o günü şöyle anlatacaktı; “Sergiyi ziyaret eden bir İspanyol fıstıklılarından bir kutu Hacı Bekir Lokumu aldı. Lakin gümrük memurları Hacı Bekir’e verdikleri paranın bir buçuk katını isteyince ne bu parayı vermek ne de lokumları iade etmek adamın işine gelmedi. Ne lokumdan vazgeçti ne de gümrüklerini ödedi. Gümrük memurlarının gözü önünde kutuyu açıp yere çömeldi. Kemali afiyetle lokumları en son parçasına kadar yuvarladı. Gümrük memurları da İspanya topraklarına insan karnında ihraç edilen emtia için gümrük vergisi alamadı” Karadeniz sevgi gösterileri eşliğinde Barcelona limanından ayrıldı ve dümenini Fransa’nın Le Havre limanına çevirdi.

(DEVAMI YARIN)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500