Advert
Kardeş, Şoför Müsün Hakaret Makinası Mı
Sevinç Çelebi

Kardeş, Şoför Müsün Hakaret Makinası Mı

Kestel Turgut Özal Caddesi, Rasih Çelik İş Merkezi önündeki duraktan 17:57 de Kestel-Siteler istikametinde geçmesi gereken otobüs 18:07'de gelmiştir. Ben de 16 JLK 13 plakalı otobüse binerken adını daha sonra öğrendiğim İ.A adlı şoföre

“17.57 otobüsü müsünüz..?” diye sordum.

O da “evet” diye cevap verdi. Bunun üzerine bende “Neden durağınızdan (benim durağımdan 2 durak öncesi ana durak) saatinizde çıkmıyorsunuz ve geç kalıyorsunuz..?” diye sordum.

“KARŞIDAN GELEN MİNİBÜSE BİN…”

Şoförün cevabı: “Karşıdan minibüs geliyor ona bin” olunca da “Kusura bakmayın ancak neye bineceğimi size soracak değilim. Siz şoför olarak saatinizde durağınızdan çıkmak zorundasınız” dedim.

Bunun karşılığında şoför kabalaşarak “Amirim misin memurum musun, sana ne, kimsin sen, çıkarma beni buradan şimdi, çıkarsam görürsün (oturduğu koltuğundan bahsediyor) kaşıntın mı var… vs tarzında hakaret, tehdit ve küfürler sonrası  bulunduğu yerinden kalkarak üzerime yürümeye çalışırken, yolcuların müdahalesi sonucu yerine oturmuştur.

“KAŞINTISI VAR HERHALDE”

Ancak ben arkaya geçip Burulaş şikayet hattını arayarak şikayet sıramı beklerken kenara çekip “Hadi bakalım gitmiyorum” diyerek, bekleme bile yapıp yine yanındaki yolculara beni kastederek “kaşıntısı var herhalde” diye hakaret ve küfürlerine devam etmiştir. ‘Maşallah’ şoför değil, hakaret ve tehdit makinesi…!

ZAR ZOR YOLCULUK YAPTIM

Gergin bir şekilde yolculuğuma devam etmeye çalışıp diğer yandan BURULAŞ’ın şikayet hattını arayarak gerekli şikayetimi yaptım. Eğturulgazi Polis Karakolunda inip karakola da gerekli şikayetimi yaptım, fakat karakol beni olay Kestel’de gerçekleştiği için Kestel Emniyeti'ne yönlendirdi.

Bir sonraki gün Kestel Karakoluna gidip, yukarıdaki şikayetimi şahısla ilgili yaptığımı beyan ediyorum. Ayrıca BİMER’i de konuyla ilgili bilgilendirmiş bulunuyorum. Tek isteğim ve dileğim, yolcular hak etmedikleri muameleyle karşı karşıya kalmasınlar, yolculuklarını rahat ve güvenli bir ortamda yapabilsinler.

BELLİ Kİ GEREKLİ YAPTIRIMLAR UYGULANMIYOR

Sizin de BURULAŞ ve belediye olarak yolcularla iletişim kurmasını bilmeyen şoförlerin hatalarına gerekli yaptırımlar uygulamadığınız için şoförlerin bu kadar rahat bir şekilde yolcuya ağza alınmayacak hakaretler edebildiklerini düşünüyorum.

GEREKENİN YAPILACAĞINI ÜMİT EDİYORUM

Bu sebeple, bununla ilgili de gerekli düzenlemeleri yapmanızı umuyor ve bu konuda da gerekli şikayetimi dile getiriyorum. Sürekli toplu taşıma aracı kullanmak zorunda olan, haklarını bilen, haksızlık ve hataları sorgulayan bir birey ve vatandaş olarak gerekeni yapacağınızı ümit ediyorum.

Saygılarımla

A.Y.                                                                                                                                                               

*** 

OSMANGAZİ BELEDİYESİ’NDEN CEVAP VAR

Sayın Sevinç Çelebi;

agazete’deki Vatandaş Hattı köşenizde 01 Ağustos 2018 tarihinde ‘Belediyelerin Görevi Hizmettir’ başlıklı haberlere yer verilmiştir.

Yazıda bahse konu olan Değirmenpark Sosyal Tesisi’nde su ve diğer yiyecek-içecek fiyatlarının belediyecilik sosyal hizmet anlayışına uymadığından söz edilmiştir.

Değirmenpark Sosyal Tesisinin işletimi, Osmangazi Kültür İşletmeleri (OKİ) şirketi tarafından yürütülüyor. Ancak; fiyat tarifeleri, belediyemizden bağımsız olarak tespit edilse de belediyemiz sosyal belediyecilik anlayışıyla, tesisteki ürün çeşitliliği ve kaliteli hizmet bakımından emsallerine göre hemşehrilerimizin lehine bir fiyat uygulaması yapılmaktadır.

Konuya duyarlılığından dolayı okurunuza ve konuya bize ilettiğiniz için size teşekkür eder, esenlikler dileriz.

Osmangazi Belediyesi

Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü

Hayat akıl almaz incelikte ipliklerle örülmüştür

Nedense her birimiz genelde, bir tek ölümlerde, bayramlarda ve de doğal afetlerde dünya ile ahreti hatırlar, yaşadığımız hayatın aslında bir ‘an’dan ibaret olduğunu idrak ederiz… Ancak…, ve bazen sadece birkaç saat, bazen bir iki gün sonra yine normale döner ve hiç ölmeyecek gibi yaşam savaşına dalarız…

Hangisi daha iyi, “Hatırlamak mı hatırlamamak mı?” işin doğrusu ben bilemedim… Bilen varsa lütfen gelsin beri…

Ancak çok iyi biliyorum ki, (şükürler olsun ve o da bana yeter), şu “üç günlük” diye tabir edilen dünyada dikkat etmemiz gereken bir şey varsa, o da; birer insan olarak, hal ve hareketlerimize dikkat etmek zorunda olduğumuzdur.  Özetle; İnsanlar olarak, kalp kırmamak, fesatlanmamak, kul, dul, yetim hakkına girmemek, ekmekle oynamak

veee kıssadan hisse; vicdanımızı rahat ettirecek işler yapmak’ bizim asıl görevimizdir.

Kaçımız bunu başarıyoruz veya yapıyoruz yine bilemediklerimin arasında. Lakin, dünya denilen yolda, Rabbimizin buyurduklarıyla ve de doğrularıyla yürüyenleri saygıyla ve sevgiyle selamlıyor ve sizi güzel bir hikayeyle baş başa bırakıyorum.    

Sevinç ÇELEBİ

 

Yaşamdan bir hikaye…

“Beş yaşında idim.

Rahmetli babaannem pirinç ayıklıyordu.

Derken; Bir tane yere düştü..

Babaannem hemen eğildi ve de düşen pirinci ısrarla aramaya başladı.

Sağa bakıyor, sola bakıyor, pirinci bulmak için yoğun çaba sarf ediyordu.  

Çocukluk iste,

- Aman babaanne. Bir pirinç tanesi için bu kadar caba harcamaya, yorulmaya değer mi? dedim.

Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı ve öfkeyle doğruldu.

- Sen oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun. Peki, ya hiç pirincin nasıl üretildiğini gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar. Bir pirinç tanesinde kaç insanin göz nuru, alın teri, emeği, çilesi var biliyor musun?' dedi.

Babaannemin bu sözleri karşısında utancımdan kıpkırmızı olmuştum.

Aradan yıllar geçti.

Artık Hukuk Fakültesinde öğrenciyim.

Alain’in proposlarını okuyorum..

Birden irkildim.

Babaannemi hatırladım.

Alain, “Bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa, bütün uygarlığa karşı ihanet etmiş olur” diyordu. Ve ilave ediyordu.

“Çünkü bir iğnenin üretiminde binlerce insanin alın teri, göz nuru, el emeği vardır” diyordu…

On dokuz yıl evveldi.

Stockholm’e gitmiştim. Bir otele indim.

Geceydi. Sabahleyin, traş olmak için lavaboya gittiğimde, aynanın yanında ilginç bir not gördüm.

Notta “Lütfen tıraştan sonra jiletinizi çöpe atmayın, yanda bir kutu var oraya bırakın ve bir tek jiletle dahi olsa, İsveç çelik sanayisine yardımcı olun' yazıyordu.

Doğrusu bu notu okuyunca hayretler içinde kaldım.

Dolayısıyla çocukluğumdan beri çelik eşya denince aklıma İsveç çeliği gelir.

Birçok eşya üzerinde 'İsveç çeliğinden yapılmıştır' diye yazardı.

Ve işte bu ülke kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini istemiyor, ona sahip çıkıyor, gelen turistlere bile rica yollu uyarıda bulunuyordu…

İsviçre'de zaman zaman, belli periyotlarda radyolar, televizyonlar bir haberi duyurur.

'Şu tarihte, su saatte, adamlarımız gelecek.

Siz lütfen hazırlığınızı yapın. Okumadığınız, ilgilenmediğiniz, kullanmadığınız ne kadar kitap, dergi, gazete varsa, kâğıt, ambalaj, kutu varsa, velev ki, bir ilaç prospektüsü dahi olsa, kapının önüne koyun. Böylece İsviçre'nin kalkınmasına yardımcı olun. Ayrıca fazla ağaç ziyanına engel olun.'

Diğer yandan örneğin: Japonlar son derece sade, basit, yalın mütevazı yasayan insanlardır.

Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar ise,  Japonlara göre ruhen tekamül edememiş, hayatın manasını anlayamamış, zavallı kimselerdir..

Japonlar böyleleriyle; evini mezat salonuna çevirmiş zavallı, diye eğlenirler.

Bir insanın gösteriş için eşyanın esiri olması ne kadar acıdır düşüncesindeler.

Aklıma geldi; Vaktiyle Japon ekonomisi darboğazdan geçiyor. İç borçlar, dış borçlar gırtlağı aşıyor.

Zamanın başbakanı meclisi toplar. Kürsüye çıkar.

Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır ve;

  • ‘Şu andan itibaren, Tanrı şahidim olsun ki, Japonların iç ve dış borçları son kuruşuna kadar ödenmeden, pirinçten başka bir şey yemeyeceğim’ Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim’ der ve dediklerini yapar. Böylece en üstten en alta kadar tüm ülkede israftan kaçınma kampanyası açılır.

Japonya bütün borçlarını öder. Bu durumun toplumun bütün kesimlerini, tek istisna olmadan kapsadığını söylemeye gerek yok.

Geçenlerde Japon imparatorunun sarayını gördüm.

Yarabbim, ne kadar sade, ne kadar mütevazı, ne kadar gösterişten uzak...

Düşündüm… Gerekmediği halde elektriği yakmakla, suyu kapamadan bos yere akıtmakta, gece çamurlu ayakkabılarımızı temizlemeden yatmakla, yemek yediğimiz kapları yıkamadan bırakmakla biz de zalimler sınıfına geçmiyor muyuz?

* Hayat çok ince, akıl almaz incelikte ipliklerle örülmüştür. Her şey o kadar birbirine bağlıdır ki insan inanamaz… 

İlk okul okuma kitabımızdaki bir sözü hiç unutmadım. Orada;

Bir mıh bir nalı kurtarır.

Bir nal bir atı, bir at bir komutanı,

Bir komutan bir orduyu,

Bir ordu bir ülkeyi kurtarır diyordu..

Kıssadan hisse; Maddi durumumuz ne olursa olsun, ister zengin olalım ister fakir, hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız.

Burada parayı da, maddiyatı da aşan büyük bir edep ve incelik vardır.

Sanırım 'forward' edilmesi gereken bir mesaj varsa o da budur.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500