Advert
İslam'ın köprüsü Zekât
Hilmi Şanlı

İslam'ın köprüsü Zekât

Zekât İslam’ın beş ana esasından biridir. Hicretin ikinci yılında Medine’de farz kılınmıştır. En güzel yardımlaşma sistemi olan zekât; dinimizce zengin sayılan kişilerin, mallarından belli bir kısmını, Allah’ın sarf edilmesini emrettiği yerlere vermesidir.

 

Zekâtın kelime anlamı “artma, çoğalma, arıtma, bereket”tir. Zekât, malı arttırır ve bereketlendirir. Aynı zamanda Allahın malda koyduğu fakirin hakkını yerine getirerek malı temizler. Mala karşı aşırı düşkün olan nefsimizi de cimrilikten temizler.

 

Kur’an-ı Kerim’de zekât 30 ayette geçmektedir. Bunun 27 tanesi namazla birlikte ifade buyrulmaktadır. Ayetler bize en berrak inançla beslenen müminin namazla kişisel olgunluğa, zekatla toplumsal bütünleşme ve dayanışmaya ulaşma imkanını ifade eder. Namaz ve Zekât kişinin Allaha yaklaşmasını, rızasını kazanarak dünya ve ahirette kurtuluşa ermesini sağlar. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de cenneti hak edenleri, takva sahiplerini, iyilik sahiplerini, sayarken namaz kılanlar ve zekat verenleri de anmıştır.

 

“Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Resûle itaat edin ki size merhamet edilsin” (Nur.56) Yine lokman suresinin ilk ayetlerinde “Onlar, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren kimselerdir. Onlar ahirete kesin olarak inanırlar. İşte onlar Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.”(Lokman 4-5) buyurmaktadır.

 

Peygamber efendimiz (sav) “Zekat islamın köprüsüdür” buyururken bir başka hadisi şerifte de “Malınızın zekatını vermeniz İslamınızı tamamlar, fakirin malınızdaki hakkını yerine getirir” (Hadis Ans.c.6 s.346) mesajını vermektedir.

 

Evet, zekât İslam’ın köprüsüdür. Kulu Allah ile kişiyi içinde yaşadığı toplumla, zengini fakirle, dünyayı ahiretle, maddeyi mana ile birleştirir. Zekât insanın kalbini cimrilikten, malını kirden temizler. Fakirin kalbini kin ve hasetten arındırır; böylece toplumda huzur olur.

Kur’an’da zekâtın kimlere verileceği izah edilmiş; halini ifade edip isteyemeyenlerin, akrabalık bağı olanların, ihtiyaç sahiplerinin aranıp bulunması tavsiye edilmiştir. Zengin zekâtını verirken titiz bir şekilde hesaplamalı, fakiri asla gücendirmemelidir. Gönüllü olarak zekât verilmesi, başa kakılmaması, fakire eziyet edilmemesi, mahcup edilmemesi özellikle vurgulanmıştır. Sağ elinin verdiğini, sol elinin görmemesi gerekir. Kur’an-ı Kerim gösteriş, başa kakma ve gönül kırmayla yapılan sadakayı iptal edeceğini; yapılmamış kabul edeceğini ifade buyurmaktadır. (Bakara 264) Fakir de alırken asla mahcup olmamalıdır. Zira zengin borcunu ödemekte, fakir hakkını almaktadır.

Zekât zengin ile fakir arasında dostluk ve barış oluşturur. Tüm Müslümanların bir vücut ve birbirini düşünen kardeşler olduklarını hissettirir. Maddi durumu iyi olanların geçim sıkıntısı çeken kardeşlerini arayıp bulması, yardımına koşması toplumda birlik ve beraberliği meydana getirir. Merhamet ve sevgiyi çoğaltır. Toplumsal barışı güçlendirir.

Malımızı Allah için verirken malın temizlendiğini, bereketlendiğini mutlaka düşünmeliyiz. Zekâtı verilmeyen malların ahirette azaba sebep olacağı ifade edilerek şöyle buyrulmaktadır. “Altını ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayanlar (yok mu), bunlara pek acıklı bir azabı müjdele.”(Tövbe 34)

Zekât fakir, kimsesiz, yetim, borçlu gibi yardıma ihtiyaç duyanlar için bir sosyal güvenlik sistemidir. Müslüman bunu bir ibadet şuuru ile yapar. Toplumun barış, sevgi ve merhamet hisleriyle birbirine bağlanmasını sağlar. Zekat; düşmanlık, kamplaşma sınıflar arası huzursuzluğu ortadan kaldırır. Aynı zamanda ekonomik canlılığı da getirir. Sermayenin durgunluğunu önler, parayı ekonomiye kazandırır. Piyasada talebi arttırır, yatırımı teşvik eder. Bilinmelidir ki zekât hem dünya hem ahiret mutluluğunun vesilesi olabilir.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500