Advert
Zaman mı daha değerli yoksa para mı?...
Sevinç Çelebi

Zaman mı daha değerli yoksa para mı?...

Küçük bir hikayem var bugün. Birkaç gün önce çocuklarıma her zamankinden çok daha farklı ve derin baktığımı fark ettim… Biri evlilik yaşına gelmiş genç kız, diğeri askerliğini yapmış bir delikanlı…

Abla kardeş balkonda oturmuş mır mır ‘kedicikler’ gibi konuşuyorlardı ve ara sıra kahkaha atıyorlardı…

Onlara bakarken “Zaman ne kadar da hızlı geçiyor...” diye düşündüm. Halbuki dün gibiydi sanki… 

Daha birkaç gün önce ilk okulda oldukları dönemde Anneler Günü için bir defter kağıdına yazdıkları ‘Canım Annem’ başlıklı şiiri okumamış mıydım!?.. Hani şiirin çevresine kırmızı kalemle kalpçikler çizili olanı!? Ne ara büyüdüler, ne ara onlar artık anne baba olabilecek yaşa geldiler!.. Ve biz geçen bu çok kıymetli zamanın değerini ne kadar bilebildik…

Zaman ne kadar hızlı geçti değil mi?

Bir zamanlar çocuktuk. Cumartesi sabahları televizyonda çıkan yeni bir çizgi film bizi mutlu etmeye yeterdi. Dışarıya çıkıp doyasıya oynayabileceğimiz fikri de... Çocuktuk, büyüdük, genç olduk, öğrenci, çalışan, eş, anne, baba olduk…

Zaman ne kadar hızlı geçti değil mi?

Çocukluğumuza veya ilk gençliğimize dönemeyiz. Ama sizinle paylaşacağım kısa hikayeyle, isterseniz "Zaman yönetimini öğrenmenizi bir nebze de olsa sağlayabilirim"…

BÜYÜK TAŞLAR

Profesör sınıfa girip karşısında duran Dünya'nın en seçilmiş öğrencilerine kısa bir süre baktıktan sonra, "Bugün zaman yönetimi konusunda deneyle karışık bir sınav yapacağız" dedi. Kürsüye yürüdü, kürsünün altından kocaman bir kavanoz çıkarttı.

Arkadan, kürsünün altından bir düzine yumruk büyüklüğünde taş aldı ve taşları büyük bir dikkatle kavanozun içine yerleştirmeye başladı. Kavanozun daha başka taş almayacağına emin olduktan sonra öğrencilerine döndü ve “Bu kavanoz doldu mu?” diye sordu. Öğrenciler hep bir ağızdan “Doldu” diye cevapladılar.

Profesör “Öyle mi?” dedi ve kürsünün altına eğilerek bir kova mıcır çıkarttı. Mıcırı kavanozun ağzından yavaş yavaş döktü. Sonra kavanozu sallayarak mıcırın taşların arasına yerleşmesini sağladı. Sonra öğrencilerine dönerek bir kez daha “Bu kavanoz doldu mu?” diye sordu.

Bir öğrenci “Dolmadı herhalde” diye cevap verdi. “Doğru” dedi profesör ve gene kürsünün altına eğilerek bir kova kum aldı ve yavaş yavaş tüm kum taneleri taşlarla mıcırların arasına nüfuz edene kadar döktü. Gene öğrencilerine döndü ve “Bu kavanoz doldu mu?” diye sordu.

Tüm sınıftakiler bir ağızdan “Hayır” diye bağırdılar. “Güzel” dedi profesör ve kürsünün altına eğilerek bir sürahi su aldı ve kavanoz ağzına kadar doluncaya dek suyu boşalttı.

Sonra öğrencilerine dönerek “Bu deneyin amacı neydi” diye sordu. Uyanık bir öğrenci hemen “Zamanımız ne kadar dolu görünürse görünsün, daha ayırabileceğimiz zamanımız mutlaka vardır” diye atladı. 
“Hayır” dedi profesör, “Bu deneyin esas anlatmak istediği eğer büyük taşları bastan yerleştirmezseniz küçükler girdikten sonra büyükleri hiç bir zaman kavanozun içine koyamazsınız” gerçeğidir.

Öğrenciler şaşkınlık içinde birbirlerine bakarken profesör devam etti: “Nedir hayatınızdaki büyük taşlar? Çocuklarınız, eşiniz, sevdikleriniz, arkadaşlarınız, eğitiminiz, hayalleriniz, sağlığınız, bir eser yaratmak, başkalarına faydalı olmak, onlara bir şey öğretmek!

Büyük taşlarınız belki bunlardan birisi, belki bir kaçı, belki hepsi. Bu akşam uykuya yatmadan önce iyice düşünün ve sizin büyük taşlarınız hangileridir iyi karar verin.

Bilin ki büyük taşlarınızı kavanoza ilk olarak yerleştirmezseniz hiç bir zaman bir daha koyamazsınız, o zaman da ne kendinize, ne de çalıştığınız kuruma, ne de ülkenize faydalı olursunuz.

Bu da iyi bir iş adamı, gerçekte de iyi bir adam olamayacağınızı gösterir"

Profesör, ders bittiği halde konuşmadan oturan öğrencileri sınıfta bırakarak çıktı gitti...

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500