Advert
Biz Kızılderililer kentimizi koruyalım

Biz Kızılderililer kentimizi koruyalım

Bursa’daki Ketenli Yaylası’nda maden ve taş ocağı açma   girişimleri CHP Bursa Milletvekili Dr. Ceyhun İrgil tarafından Meclis’e taşınarak;

Doğal koruma alanı içinde kalan bölgede bir volfram madeni ve taş ocağı açılırsa alt kotlardaki tarım toprağının asitli ve verimsiz olacağını, yer altı sularının da kirlenerek Bursa’nın içme suyuna karışacağını belirten İrgil, Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’ ye “Bu tehlikelerin farkında mısınız?” diye bir sözlü soru yöneltti.

Bu yer nerededir? Uludağ’da!

Yani Tanrı’nın “ol” deyip de yarattığı günden beri kışın Beyaz Cennet, yazın yeşil Cennet,  olarak bilinen Uludağ’da…

ÇED’i var mı bilmem ama olsa ne olur ki? ÇED raporu almak saat 22 den sonra marketten alkollü içki almaktan çok daha kolay ki benim memleketimde.

Adamın biri Çalı Mahallesi çamlığının dibine Çimento fabrikası kurmak ister ÇED ayıpsın kur der.

Adam biri kentin kuzey doğusunda buhar üreteceğim diye günlük 500 ton bol sülfürlü kalitesiz kömür yakıp Bursa’yı duman altı yapacağım der. ÇED yapmazsan ölümü öp der.

 

Bu ÇED dediğimiz şey Nasrettin Hocanın, arkadaşının eşeğini ararken türkü söylemesi gibi karalar alır. Umrunda mı Bursa?

Bursa bizim umrumuzda olmazsa kimsenin bizi umursamasını beklemeye hakkımız yoktur. Umursadığı da yok zaten.

Biz Bursa’da neler kaybetmedik ki? Ketenli’yi de kaybetsek ne olur demeyelim. Biliyorsunuz bir de Mudanya Ketendere’miz var. Orada da biz infazın eşiğindeyiz.

Bursa’yı Detroit’e benzetenler, Google’a girsinler de 2016 model hayalet şehir Detroit’i görsünler ve okusunlar.

Beyaz adam kentlere gelir. Kentin asıl sahibi Kızılderilileri öldürür. Şehrin her türlü namusuna el uzatır. Posası çıkınca da terk edip gider.

Biz Kızılderililer bu sefer yenilmeyelim. Beyaz adamların tezgâhlarına karşı dik duralım.

Neden mi?

Başka Bursa yok ki!

37 numaralı masa

Bursa’da AB standartlarında iş yapan, verimlilik ve kalitede sürdürebilirlik konusunda programlar uygulayan önemli bir kurumun iftarına hem mail hem de telefon marifetiyle davet edildim. Kısaca LCV denilen geri dönüşümü de yaptım. İftar saati gittiğimde beni karşılayan şık ve genç teşrifatçı bir hanım elindeki listeye baktı ve birlikte geldiğim gazeteci arkadaşımla beni ayırarak siz 37 numaralı masada oturacaksınız dedi. İftara 5 dakika var ve emir demiri keser duygularıyla elindeki masa çizelgesine bakıp 37 numaralı masanın “yer bildirimine” baktım ve haliyle boş koltuk bulunanlar arasında masamı aramaya başladım. 35, 36, 38, 39 buldum ama 37 sizlere ömür, yer yarılmış içine girmiş gibi... Gerçi benim durumumda arama tarama yapan masazedeler de vardı ama onlar sonunda muratlarına eriyorlardı.

Kan şekeri düşmüş bir halde pes ederekKenancım ben usulca çekip gidiyorum.”diyerek kapıya doğru seyirtirken bu kez onunla uğraşmaya başladım. Olur mu öyle şey diyerek 37 numaralı masa ilgili arama ve kurtarma faaliyetlerine o da katıldı ama nafile 37 inat etti ortaya çıkmadı. O anda bir akil adam sorunu anladı ve bizi masasına davet etti. Yahu koltuklardan haz etmem beni azat et Hocam dedim ama küçükler hata yapar ve büyükler affeder diyerek beni can evimden vurdu. Emaneten de olsa yerime oturduğumu gören gazeteci dostlarım aramıza katıldı.

Ve iftara 1 dakika kala biz mucize oldu 37 numaralı masanın bulunduğu sevinç gösterileri altında bildirildi ama sorun hala devam ediyordu çünkü masa tamamen doluydu. Daha fenası oturanlar oranın sakini değildi.

Aslında kağıt üzerinde mükemmel hazırlanmış bir organizasyonun küçük detaylar atlandığında nelere mal olabileceğini düşündürmek için paylaştığım bu anımdan bende olumsuz bir tortu kalmadı. Ama Tanıtım, Kongre, P&R, Organizasyon, Etkinlik konularında İstanbul’dan ne eksiğimiz var diyenler mesaj olsun istedim. Eğitim şart diye…

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500