Advert
İnsanlık Oyunları
Tuğba Aydın

İnsanlık Oyunları

Kendi sınırlarımızı kesin bir şekilde çizemeyiz. Ve hayatımız boyunca insanlar o sınırları aşıyor diye şikâyet ederiz. Bunun sebebi yalnızlık korkusudur aslında. Her ne kadar biz bunun farkında olmasak da insanları kaybetmeyi göze alamadığımız için onların sınırlarımızı yok saymalarını görmezden geliriz, taviz veririz.

İnsan bu bakımdan ikiye ayrılır esasında; insanları kullanan tipler, insanlara kendini kullandıran tipler.

Herkesin anlayacağı gibi birinci tip en lânet olanıdır. İşi düştüğünde sizi, hayatınızı, düzeninizi, bakış açınızı, doğrularınızı hiçe sayarak size istediklerini yaptırmak için bin takla atarlar. Sizi buna zorlarlar, kendilerine acındırırlar hatta. Bu tarz insanlar diğerlerini kendilerinin işine koşmalık bir uşak gibi görüp işleri bittikten sonra da dönüp bir teşekkür bile etmezler. “Bu tipleri nasıl tanıyacağız?” derseniz eğer en belirgin özellikleri beceriksiz görünmeleridir.

Yanlış anlamayın, beceriksiz değillerdir. Kasıtlı ve bilinçli olarak kendilerini beceriksiz gösterirler ki kullandıkları kişiler tarafından yardıma gerçekten ihtiyaçları varmış gibi zannedilsin. Hâlbuki hani bir deyim vardır ya “yılanın deliğini bilir” diye, aslında bu birinci tip bu sözün vücut bulmuş hâlidir.

Maalesef bu konuda özellikle hemcinslerimi savunamayacağım, genelde kadınlarda bu davranış biçimi daha sık görülür. Ancak bunun en temel sebebi de toplumun dayattığı “elinin hamuruyla işe karışma”, “kadın kısmı bilmez”, “saçı uzun aklı kısa” ve hatta “eksik etek” gibi kalıplara zorlana zorlana sokulan kadınların kasıtlı olarak beceriksizleştirilmesidir. Mağaradan çıkıp da erkeğin kas gücünün işe yaramaz hâle geldiği günümüzde erkekler egolarını başka nasıl tatmin edecek yoksa? Kendilerince uydurdukları “kadınların aklı yetmez” safsatası sayesinde mağara adamlığı statülerini garanti altına almaya çalışmışlar. Oysa kazın ayağı öyle değil; bir kadın pek de güzel her şeyi başarabilir.

İkinci zavallılara gelecek olursak, onlar becerikli ve nitelikli kimselerdir. Her işlerini kendileri görmeleriyle ve tüm işlerden alınlarının akıyla çıkmalarıyla bilinirler. Hayatlarını her koşulda ve her sorunda sürdürebilecek güce ve yeterliliğe sahiptirler. Yazının bu kısmına geldiyseniz ve kendiniz bu ikinci kategoride görüp koltuklarınızı kabarttıysanız hemen indirin derim.

Çünkü bu insanlar da işte en başta dediğim o sınırları çizemeyen, her ne kadar her işini kendi görebilse de insansız kalmaktan korkusuna başkalarına kendini kullandırtan, bunu yaparken ihtiyaç sahibi birilerine yardım etmenin kıvancını doya doya yaşarken aslında hakkında “Nasıl da kullandım enayiyi?” denen kimselerdir. Sizler kendinizi insanlığın bekası için çalışıyor addedip sizin için küçük insanlık için büyük bir adım attığınızı düşünüp bu hizmetinizle “süperegonuzu” tatmin ededurun.Arkanızdan o zavallı ihtiyaç sahipleri kıs kıs gülmeye çoktan başlamış olacaklar.

Velhasıl birinci tipe tavsiyem; ötekiler sandığınız kadar aptal değil ancak yine de bencilliği kişiliklerine yakıştıramıyorlar.

İkinci tipe tavsiyem; sizden çıkarı olduğu için yanınızda olan insanları kaybetmekten korkmayın. Aksine gurur duyun bu atıklardan hayatınızı arındırdığınız için. Bir çizginiz olsun, sınırlarınız olsun ve onları koruyun. Her ne kadar bir Türk atasözü olmasa da “Her koyun kendi bacağından asılır” sözü aslında evrensel bir doğrudur.

Yalnızlık korkusuna ilaç niyetine çok sevdiğim bir şarkı sözüyle bitireyim; “Yalnızlık Tanrı’mın lütfudur…”

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500