Advert
Adaletin kraliçesi

Adaletin kraliçesi

(Elli yıl önce bir Mürüvvet hanım vardı)


 

1. Asliye Hukuk Mahkemesi Başkanı Mürüvvet Hanım, Ingrid Bergman’a benzerdi. Bursa Çocuk Esirgeme Kurulu yuvasındaki çocukların annesiydi. Seçim Kurulu Başkanlığı’nı çok dürüst ve tarafsız bir şekilde yaptığı için, siyasi partiler de kendisine saygı duyardı.

Bir gün öğleden sonra odasına hışım gibi girdi. Çocuk Esirgeme kongresinden geliyordu. O sırada dosya okumakta olan stajyerine, öfke dolu bir sesle, “Adalet Partili sarhoşlar kongreyi bastı” diye anlatmaya başladı.

Adalet Partisi Genel Merkezi, gizli bir tamimle Çocuk Esirgeme Kurumu, Kızılay, Esnaf Dernekleri, Ticaret Odaları ve Sendikalarda yönetimlerde görev alınmasını istemişti. Çocuk Esirgeme Kurumu Bursa Şubesi kongresinde de Mürüvvet Hanım ve arkadaşları gafil avlanmış ve kongreyi kaybetmişlerdi. Çok üzgün olan Mürüvvet Hanım’a, “Eğer siyasette seçilenleri bir ihtilalle tasfiye ederseniz, bunların yerini bu tip adamlar doldurur. Üzülmeyiniz, kısa bir zaman sonra biz bunları tasfiye eder ve partiyi layık olduğu yönetimlere kavuştururuz” dedim.

Mürüvvet Hanım müstehzi bir edayla, “Siz mi? Siz mi yapacaksınız bunu?” diye sorunca, “Hâkime Hanım, buradaki saygılı stajyer profili sizi aldatmasın, o profilin arkasında siyaset dünyasının acımasız mücadele metotlarını öğrenmiş ve ayakta kalmış bir genç var. O siyaset dünyasında, sizin tanıdığınız stajyerden bambaşka biridir” cevabını verdim.

Yıllar sonra 1969 yılında milletvekili seçildiğimde mazbatamı verirken, bu olayı hatırlatmış ve “Doğru söylemişsin, siyasette başardın” demişti.


 

Evet, O’nun da Bir Oyu Var ve O Oyu Bize Verecek”


 

Bizim avukatlık yaptığımız günlerde, hafta sonu tatili Cumartesi günleri öğleden sonra başlardı. Asliye Hukuk Mahkeme’leri de, Cumartesi günleri genellikle başka mahkemelerde gelen talimatları yerine getirir, şahit ifadeleri alır, bu arada, isim ve yaş tashihi gibi hasımsız davalara bakarlardı. Davalar hasımsız olduklarından, avukatlara da öncelik tanırlardı.

Bir Cumartesi günü, arka sıralardan birine oturmuş, sıramı bekliyordum. Avukatı olmayan, başı örtülü kırk yaşlarında bir köylü kadın davasını anlatıyordu.

Zaten şekli bir davaydı. Mürüvvet Hanım, “Tamam, tamam” dedi. Köylü kadın işinin bu kadar kolay biteceğini düşünmemiş olacak ki, bir yanlışlık olmasın diye tekrar anlatmaya başladı, Hâkime hanım bir kere daha “Tamam, anladım” diye kadının sözünü kesti. Köylü kadın cerbezeli bir tipti. Kolay kolay teslim olmuyordu. Yine anlatmak için bir hamle yapınca, Mürüvvet Hanım dayanamayıp, “Sus be kadın. Tamam, istediğin gibi karar vereceğim” diye bağırdı.

O sırada, salonda, Hâkime hanım, zabıt kâtibi, davacı köylü kadın ve bir de eski stajyeri vardı. Bana dönerek, “İşte bunun da bir oyu var” dedi.

Ben de gülerek, “Haklısınız Hâkime Hanım. Onun da bir oyu var. Ve o bir oyunu da bize verecek. Çünkü sizin dört dakika dinlemeye tahammül edemediğiniz bu insanları, biz dört sene sabırla dinliyoruz” dedim.

Mürüvvet Hanım da gülmeye başladı.

Eşi bulunmaz bir insandı…

Nur içinde yatsın, makamı cennet olsun

 
DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500