Advert
 Tam ortasında hayatın
Yasemin Bağrıaçık

Tam ortasında hayatın

“Ortasındayız ömrün”… , “Tam ortasındayım hayatın…”

Bunlar bir kabullenişin sesi mi, yoksa bir isyan mı?

Erikson’un gelişim evrelerine baktığımızda bunların sadece çocuklar için olmadığını bütün bir ömrü kapsadığını, gelişimin doğumdan başlayıp ölüme kadar devam eden farklı basamakları, evreleri olan bir süreç olduğunu görüyoruz. Sanki hayat bir oyun ve leveller atlanarak devam ediyor. Her level için bir görev başarmak, belli gelişimler ve kriterler yerine getirilmek zorunda ki bir sonraki seviyeye geçebilelim.

30 yaşta kişinin hayatında geçmesi gereken bir seviye ve Erikson bunun adına “üretkenliğe karşı durgunluk” (30-60) demiştir. Aile, sosyal yaşam ve iş hayatında kişinin üretken olduğu ve kendini başkaları için gerekli olduğu duygusunun yaşanması gereken bir dönemdir. Bundan bir önceki dönemi de incelecek olursak “yakınlığa karşı yalıtılmışlık veya uzaklık”(18-30) yakın ilişkilerin kurulduğu, aile kurmaya yönelmenin olduğu ve görev ve sorumlulukların olduğu ilişkileri içeren bir dönemdir. 30 yaş bu iki seviyenin birinin bitip birinin başladığı bir dönem olarak kişin bir önceki seviyede neler yaptığını neler yapamadığını ve yeni seviyeye kaç puanla geçtiğini hesapladığı bir dönemdir.

Bir önceki seviyeden yüksek puan almış aile ve iş yaşamını kurmuş bir birey bu döneme daha sağlıklı bir geçiş yaptığı gözlenmekle birlikte ailesi ve işi olmasına rağmen yanlış kararlar verdiğini düşünen hayal kırıklığı yaşayan insanlarda bu 30 yaş sendromuna girebilmektedir. “Benim o kadar hayalini kurduğum evlilik, iş, kariyer sadece bu yaşadıklarımdan mı ibaret, bu kadar emek ve hayal sadece bunlar için miydi?” diye şaşkınlık ve hayal kırıklıkları yaşanabilmektedir. Yani “gelmeyen bir yetişkinlik” olarak ifade edilebilir. Bu dönemde hayal kırıklığının ardından boşanmalar iş değiştirmeler gelebilmektedir.

Diğer taraftan hala bir önceki dönemin gereklerini tamamlayamamış hep eksi puan almış biri etraftan gelen “hadi evlenme yaşın geldi geçiyor, çocuk yapsana, işin gücün yok mu senin” sözleriyle irkilerek aynaya baktığında 30 yaşına geldiğini fakat hiçbir şey yapmadığını ergenlik hayatının devam ettiğini görerek “vah, tüh” demeye deyim yerindeyse başını duvarlara vurmaya başladığı dönemdir. Kişinin yaşadığı bu geç kalmışlığa “tutuklu kalmış ergenlik” denilmektedir. Kişi bu duyguyla baş etmek için ya bir koşturmaya kapılacak ya da tamamen dibe çökecektir.

30 yaş sendromu her bireyde farklı şiddette görülmektedir. Bunu etkileyen faktör ise kişilik yapılarıdır. Bu dönemi yaşayan bireylerde panik atak, depresyon gibi psikiyatrik sorunlar çıktığı için 30 yaş sendromu bu rahatsızlıklarla birlikte tedavi edilmektedir. 30 yaş sendromu daha çok 20 li yaşlarda önleme uğraşlarıyla en hafif şekilde atlatılabilmektedir. Bunun için bu yaşlardaki eş, iş ve arkadaş çevresi seçimlerinde dikkatli olunmalıdır.

Tüm bunlara rağmen 30 yaş hayatın bize verdiği ikinci bir şans gibidir. Hala genç ve gücü olan fakat ergen aklıyla değil bir yetişkin aklıyla hareket edebilme imkânı sağlayarak daha sağlıklı kararların alınabileceği her iki dönemin özelliklerinin de olduğu olgun ve güçlü bir dönemdir.

Yetişkin zekasıyla, ergen çevikliğinin buluşmasıdır.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500