Advert
Ummadığım “Taş” başımı yardı…!

Ummadığım “Taş” başımı yardı…!

Sevgili Ceyhun İrgil’in Nilüfer Belediyesinin organize ettiği Atilla Taş ile “Teke Tek” sohbetini eleştiren bir yazı kaleme alıp köşemden “Bunu yapmayacaktın be Ceyhun Hocam” diye çemkirmiştim.

 Ceyhun Hocam ertesi gün aradı ve “Yaptım be abi” diye başladığı keyifli sohbetimiz karşılıklı hınzır taşlamalarla devam etti.

     Önce konunun Ceyhun Hoca'nın tespitleri olan artılarından başlayalım dersek 80 milyona yaklaşan ülkede yandaşı candaşı bütün gazetelerin cümlesinin günlük gerçek tirajının “bir milyonu” ancak bulduğu bir ortamda bir kişinin bir şekilde “bir milyon beş yüz bin” sosyal medyada takipçisi olmasının önemini atladığımı kabul ediyorum.

     İkincisi toplumda gerçek takipçisi ve karşılığı olan böylesine isimleri ayda ya da haftada bir gün söyleşi günleri adı adında Bursa’da seyircili sohbetlere getirmenin ilk adımını attığını söyledi. İlk taş senden gelince başım yarıldı demeyi de ihmal etmedi.

     İlk ismin Atilla Taş olması onun da Bursa’da bir sohbet yapmak dileğinden kaynaklandığını ve aslında içerik olarak kötü bir program olmadığını ve büyük ilgi gördüğünü de ekledi.

     Bir tıp doktoru ile tartışmanın zorluğunu iyi bilenlerdenim. Sonuca giden yolları kılı kırk yararak incelerler ve sonuç odaklıdırlar. Bizim iç güveysi de araştırmacılığıma ince bir operasyon yaparak ameliyatı bitirdi.

     Aslında düşündüğü program formatı bana gerçekten özgün ve önemli geldi. Sadece çoklukla Bursa üzerinde durmakta yarar var diye düşünüyorum. Ulusal konularda da siyasi yaklaşım farklılıklarından arınmış konu ve sorunlara nokta atışı yapacak birikimde konukların ağırlanmasını diliyorum.

     Atilla Taş konusunda öncelikle eğitim durumunu inceledim. Hz. Google’da Davut Paşa Lisesi üçten terk yazıyor. Amerika’da New York Film Akademisinde sinema ve televizyon eğitimi aldı konusu birazcık duygusal geldi bana… Adamın bırak kısayı mini filmi bile yok.

     Siyaset adamlığı titri konusunda düşüncelerimiz Ceyhun Hoca ile farklılık göstermiyor. Milletvekilliği düşüncesinin olgunlaşması için bir elli yıl gerekir. Sanatçı kişiliği ise bence Ham çökelek remiksi ile başladı ve bitti.

     Sonuçta maksadın hasıl olduğu bir program sürecinin ilk adımına konuk üzerinden taş koymamın tıbben doğru olmadığı konusunda anlaştık ve görüşmek üzere telefon muhabbetini bitirdik.

  * * * 

 

Saygıyı hep tutandan beklemeyelim….!

Ramazan ayının sadece yememek içmemek değil sabrın her şeklinin sınandığı bir ibadet süreci olduğu konusunda yazıp çizerek, oruç tutanların, tut(a)mayanlara karşı hoşgörülü olmasını dile getirmiştim.

Dinen geçerli bir mazereti olanlara karşı haddini aşan suçlamaların yapılmasını eleştirmiştim. Bizim Kundakçı Müdür düşürdüğü araç plakası peşinde koştururken gördüğü sahneleri anlatınca konuya öteki taraftan da bakmak gereği hasıl oldu.

Ağabey bir kesim var ki Ramazan ayının farkında bile değil. Oruç tutma hesabını sen verirsin ama tutanların karşısında kör parmağım gözüne girecek şekilde yenilmesini ve yolda cigara püfürdetilmesini hazmedemiyorum” deyince aklıma birkaç on yıl öncesi geldi. Herkes oruç tutmuyordu ama şehirler, kasabalar, caddeler, sokaklar oruçluydu. İçki satışı ve servisi yasak değildi ama edep vardı ve servis istenmez ve yapılmazdı. Kahvehaneler lokantalar açıktı ama camları gazete kağıdı ya da beyaz pudra ile kaplanarak özendirme sıkıntısını ortadan kaldırırdı. Sokaklarda sigara içilmesi yasak değildi ama insanların içmemesini engelleyen edep diye bir duygu vardı.

Oruç tutmak kişisel bir ibadet ve borçtur. Edası bizatihi bizi ilgilendirir ama başkalarına saygı insani dini ve toplumsal görevdir.

Bunu unutmadan yaşamak sadece kendimizi değil ülkemizi de güzelleştirir.

* * *

İğneli Yorum…

     İftarlarda ekranın ve mikrofonun şehvetine kapılanlar uhrevi alemi terk edip dünyevi muhabbetlere dalınca iftar saatleri mitinglere dönüşüyor.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500