Advert
Çünkü ben insanım

Çünkü ben insanım

 

Benim bir ömrüm ve bu ömrümde, analar, babalar, karındaşlar, sevdalar, evlatlar, dostlar, düşmanlar, sevaplar, günahlar, aldanmalar, aldatmalar, bağışlamalar, bağışlanmalar, hatırlamalar, hatırlanmaklar, unutmalar, unutulmaklar, pişmanlıklar, yanlışlarda ısrarlar var.

Gülmek de var; ağlamak da.,

Kavuşmak da var, hasret olmak da.

Mutlu olmak da var, mutlu kılmak da..

Kazanmak da var, kazandırmak da.

Kaybetmek de var, kaybettirmek de var..

Günahın eşiğine gelmek de var, günahın eşiğinden dönmek de var.

Zaman zaman, isyan da var, ama temelin de iman var.

İşte dostlar, insanın geriye dönüp baktığında, gördüğü şeye, kendinle yüzleşme veya nefis murakabesi  diyorlar..

Ne zaman geriye dönüp baksam, ne zaman mazimde gördüklerimi paylaşsam, bazı dostlarım, kaleme kâğıda sarılıp, bana boğaz köprüsünden sulara atlamak üzere olan  umutsuz  insan muamelesi yapıyor.

Yahu kardeşim, sen benim imanımın şahidi değil misin?

Yahu kardeşim biz “bezm-i ezel”de Allah’a teslim olanlardan değil miyiz? Bunu bilmiyor musun?

Yahu aziz dostum, biz kendimizle yüzleşirken, hem şükrümüzü, hem tövbemizi kuvvetlendirmek istemedik mi?

Mevlâna bizi, ruhumuzun bütün çıplaklığı ile “ Mevlâ” ya çağırırken..

“Kendinle yüzleş ama korkmadercesine,

“Gene gel, gene.
Ne olursan ol, ister kafir ol,
İster ateşe tap, ister puta,
İster yüz kere tövbe etmiş ol,
ister yüz kere bozmuş ol tövbeni...
Umutsuzluk kapısı değil bu kapı,
Nasılsan,
Öyle gel
...” demiyor mu?

İşte bizim telâşımız bu..

Yoksa bir an evvel ahirete intikal edelim diye bir gayretin peşinde değiliz..

Yanlışlarımızı söylüyoruz, başkaları da, yanlış yapmasın diye..

Günahlarımızı söylüyoruz, başkaları da günahlarıyla yüzleşsinler diye..

Sevdamızı anlatıyoruz, başkaları da sevmekten vazgeçmesin diye..

Gözyaşlarımızı tutamıyoruz; başkaları da ağlayıp ferahlamayı öğrensin diye..

Özlüyoruz, başkaları da, unutmasın diye..

Şiirler okuyoruz, başkaları da, sevdaya tutunsun diye..

Şarkılar dinliyoruz, başkalarının da paylaşılacak duyguları var diye.

Bazen geceleri tek başımıza oturup, gökyüzüne bakıyoruz, yıldızlara adanmış başka sevdaları görebilelim diye.

Bir güzellikten bir güzelliğe koşuyoruz, kavuştuğumuz zaman anlatabilecek şeylerimiz olsun diye

Bazen kendi kendimize konuşuyoruz, sevdiğimiz duysun diye.

Bazen elimizi  yanımız doğru uzatıyoruz, sevdiğimiz elimizi tutsun diye..

Bazen üşüyoruz, sarılıp ısıtsın diye..

Bazen kızıyoruz, insan olmanın değerini anlasınlar diye..

Hayatı doya doya yaşamak istiyoruz, Allah’ın bize armağanı diye.

En ufak bir hüzün tezahüründe, kaleme sarılıp bana nasihat eden dostum, anladın mı? Ömür böyle bir şey

Yahya Kemâl’in dediği gibi,

Bir merhaleden güneşle derya görünür 
Bir merhaleden her iki dünya görünür 
Son merhale bir fasl-ı hazandır ki sürer 
Geçmiş gelecek cümlesi rü'ya görünür..

Biz son merhalede değil miyiz?

Ben bu duyguları ben  son merhalede bu duyguları yaşıyorum; çünkü  ben Yaradan’ın  en güzel eseri olan insanım..

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500