Advert
Bir İnsan Boynu Anatomisi
Tuğba Aydın

Bir İnsan Boynu Anatomisi

İlk önce doğaya boyun eğmişiz haklı olarak.

Kovuğuna sığındığımız bir ağaç bizi korurken, şimşekleriyle geceyi aydınlatan gökten korkarken ve ansızın bizi içine katıveren toprak ayaklarımızın altındayken…

Bunları görüp de onlara korku ve biraz da hayranlıkla tapınmak çok da zor olmamalı.

     Doğayla baş etmenin yolunu birlik olmakta bulmuş, irademizi ve liderliğimizi başka bir insanla paylaşmaya boyun eğmişiz. Kabileler halinde yaşayıp aslanın avıyken aslanı avlar olmuşuz. Ama o benzetmeyi ilk kim yapmış da bir insana “aslan” demişse işte o hata etmiş. İlk o karşı çıkmış doğamıza ve paylaştığımız liderliği bir kişiye teslim etmeyi teklif etmiş. Kendini aslan sanan insanlara boyun eğmişiz sonra.

     Küçük topluluklarımız büyüyüp de devletleşmeye başladığında aslanı avlamak için bir araya gelip de başımıza birini aslan etmemizin cezasını çekmeye başlamışız. Hani aslandan korunacaktık sadece? Çok ciddiye almadık mı bu basit benzetmeyi? Başımıza bela ettiğimiz aslana boyun eğdik, çare kalmayınca.

     Bizim aslanlar kendi arasında av kavgasına düşünce birkaç çakal bulmuşuz bu kez kendimize. Aslanın artıklarıyla sinsice beslenen korkak çakallar. İyice alçalıp bir de onlara boyun eğmişiz utanmayıp da.

     Sonra bir deli çıkıp demiş ki “Bu iradeyi ben verdim aslana. Ve beni ısıracağını bilerek aslanın dişlerini bilemek ne kadar aptalca. Gücümü geri ver bana!”

Derken kırk akıllı çıkaramamış kuyudan bu taşı. İrademizi teslim etmek için irademizi kullanmaya boyun eğmişiz sonra da.

     Birine teslim ettiğimiz hiçbir şey eskisi gibi kalmaz. En güvenilir insan bile ondan kendine bir pay alır. Mesela “güvenilir” olma sıfatını. Payını aldıktan sonra da boş durmaz. Bizim gücümüzden güç alıp bu gücü lütuf gibi bize gıdım gıdım sunanlara boyun eğdik en son da.

Peki, neden bu sonsuz boyun eğişimiz? Neden bu hakkımızı hep birilerine teslim edişimiz?

Neden bu korkakça vazgeçişimiz? Eğmeden boynumuzu, dimdik, onurlu yaşayamayışımız neden? Neden esen her rüzgârla bir o yana bir bu yana savruluşumuz?

Kendimize neden bu kadar haksızlık ettik? Bunların hiçbiri yokken biz yine vardık. Kimseye boyun eğmeden de insanca yaşardık. İnsanlık onurunu yerlere serip üzerinde zincirlerimizi parlattık. Daha kolay sürüyebilmek için ayaklarımızda onları, yalan dolan laflarla iyice yağladık. Devrettiğimiz özgürlüğümüz karşılığında güvenli bir esaret satın aldık. Kendimizi avutmak için de ona “medeniyet” adını taktık.

Bizden yüzyıllarca evvel bir mağarada ateşsiz titreyen ve kanlı bir eti dişleyen atalarımızdan daha mı özgürüz şimdi? Daha mı cesuruz bir aslana karşı? Belki daha az çıplak ve daha az kıllı. Belki boynumuz da bu kadar ince değildi o zamanlar. Her önümüze gelene eğe eğe öğrettik ona da onurlu başımızı yere baktırmayı.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500