Advert
Advert
Kadın ve komisyon raporu

Kadın ve komisyon raporu

Türklerin Orta Asya’daki varlığından itibaren İslam dininin kabul edildiği 8. yüzyılın ortalarına kadar olan dönemde, Türk kadını toplumsal konum bakımından büyük ölçüde erkekle eşitti. Hun hakimiyetinin sürdüğü devirlerde devletin başı Hakan, eşi Hatun ile birlikte devleti temsil ederlerdi. Türklerin ilk yazılı belgeleri olan Orhun Kitabeleri’nde Türk kadınından saygı ile bahsedilir, devlet ve milletle ilgili önemli kararların alındığı kurultaylara hatunlar da katılır ve etkili olurdu. Kadın erkekler gibi çok iyi ata biner ve kılıç kullanırdı.

 İslam dinini kabul eden Türklerde, zamanla Arap ve İran kültürünün etkileri kendini göstermiştir. Cahiliye devri Arap toplumunda kadının  eşya değerinde olmasına karşı İslam dini kadını koruyucu bir takım kurallar getirmesine rağmen,  dini kurallar İslamiyet’in ruhuna ve amacına uygun ve doğru bir biçimde yorumlanmamıştır. Bu nedenle de kadın ikinci sınıf insan olarak addedilmiş, çarşafa sokulup eve kapatılarak sosyal hayattan men edilmiştir.

1923 yılında Cumhuriyetin ilanından sonra, Atatürk, bir dizi reform hareketine girişmiş,kadın haklarının tanınmasında konusunda inkılaplar yapmıştır Özellikle eğitim ve hukuk alanında yürürlüğe giren yasalar, kadın hak ve sorumluluğunun belirlenmesine öncülük etmiştir. 

Yıllar geçtikçe daha çok kazanılan bu haklar artık tamamen geri alınmaya çalışılmaktadır. Gerçekten de  14 Ocak 2016 tarihinde TBMM'de 'Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi İçin Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu 479 sayfalık bir rapor hazırlamış ve  rapor  Meclis Başkanlığı’na sunulmuştur.

Raporun, kadın ve çocuk hakları konusunda çağdaş, insana yakışır ve eşitliği sağlayıcı hükümler içermesi beklenirken raporun içeriği , aydın, ilerici ve insanca yaşamın önemini kavrayan ve isteyen her kesimin tepkisini çekmiştir. Bir hukukçu olarak raporun içeriğini incelediğimizde istenilen amacın, kadını ve çocuğu koruma perdesi altında  çocuk ve özellikle kadın  haklarını geri  alma olduğu çok açık bir şekilde anlaşılmaktadır.

Raporda Ceza Kanunu, Medeni Kanun ve 6284 sayılı kanunda yapılması istenen  değişikliklerden bazıları şöyledir; 
Çocukların tecavüzcüleri ile evlendirilmeleri, 
İstanbul Sözleşmesine rağmen hem boşanmalarda hem 6284 sayılı kanuna dayanan başvurularda uzlaşma ve arabuluculuk gibi yöntemlerin önerilmesi; 
Şiddete maruz kalan Kadınların mesai saati içerisinde karakollara başvurmasının önünün kapatılması ( Aile içi şiddet ortalama gece saatlerinde daha fazla meydana gelmektedir) ;
Aile Hukuku ile ilgili tüm duruşmaların gizli yapılması ( taraflar isterse zaten mahkeme bu konuda karar vermektedir) ;
Kadını nafaka hakkının süreye bağlanarak kısıtlanması ; 
 

Tüm bu öneriler, Kadına Karşı her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi ((CEDAW)  ve İstanbul Sözleşmeleri gibi uluslar arası  hukuk kurallarına aykırı olduğu gibi, mevcut kanunlarımıza da aykırıdır.

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün ilke ve devrimleri ışığında laik, demokratik, hukuk devletinin aydınlık yolundan her daim ilerleyen kadınlarımız, bu gerici dayatmalara karşı çıkmalı, eğitim ve kültür düzeyini yükselterek elinden alınmaya çalışılan  haklarına sıkı sıkıya sarılmalıdırlar.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500