Advert
Bir toplu taşıyamama hikâyesi
Erkan Şen

Bir toplu taşıyamama hikâyesi

Ne olacak bu toplu taşımaların hali?

Ben bir vatandaş olarak durumdan oldukça rahatsızım saygıdeğer yetkililer!

Yahu hiç mi kontrol yok arkadaş!

15-20 dakika neden geç gelir ki bir otobüs veya günün erken saatlerinde neden 10 dakika öncesinden geçip gider, rahmetli ninemin sözleriyle “Yaldır yaldır!..”

Hadi trafik var anladık…

Yoğunluktan dolayı geç gelmiş olabilir araç ya da şoför abim, ‘İşim erken bitsin’ mantığındadır “belki” ve sabahın köründe 08.50’de geçeceği yerden 08.30’da geçer…

20 dakikadan ne olacak sanki canım!

08.50 değil de 09.10’da gelir diğer şoför abim de… Ne de olsa TRAFİK YOĞUN!

Ayşe teyzenin 09.00’daki doktor randevusundan bize ne hem?

Hiç mi düşünememiş bu kadın otobüslerin sabahları normalden erken geçeceğini?

Ayıp vallahi!

Hak etmiş Ayşe teyze…

78 yaşında bu teyzeciğim hem de yavaş yürüyor. Yok muymuş evladı taksi tutup götürecek hem!.. Kimseyi bekleme lüksü yok şoför abimin, kimse kusura bakmasın.

Geçenlerde bastonlu bir amca vardı otobüste. Bizim Ayşe teyzenin yaşlarında… Neyse, kopmayalım konudan.

‘Dur’ butonu mu vardı sanki bastonlu amcamın zamanında.

Dağ yöresinin o tatlı şivesiyle bağırdı: “Dur oğlum ben incem!”

Haklı şoför abim;

durmadı.

Niye dursun ki hem!

Yavaşladı, arkaya döndü ve o meşhur sözü söyledi yolların asi şoför abisi: “Dayı, hem bedava biniyonuz hem de düğmeye basamıyonuz!”

Tabii otobüs ahalisi durur mu?

Tepki gösterdiler yolların asi şoför abisine…

Sen yaptığına bak şu bastonlu amcanın yahu!

Bu ne gardaş!

Bu durumun aynısı geçtiğimiz yıl geldi başıma. Haberden dönerken bir baktım ki basın mensupları için verilen yol kartım yanımda yok. Çantamda basın kartım vardı ve duymuştum büyük toplu taşıma araçlarına binme şansımızın olduğunu.

Gösterdim dayıya bin bir zorlukla almış olduğum ve taşımaktan onur duyduğum sarı basın kartımı.

Dayı sert sert baktı ve haklı olarak…

İşte aramızdaki diyalog:

-Bu ne gardaşımbüle!

-Abi ben basın mensubuyum, kartımı unutmuşum ve bu kartla seyahat etme şansım var.

Şoför bey haşin bir şekilde aldı elimden kartı ve sol gözü yolda, sağ göz kartta seyir halinde fırçalama işlemine başladı.

-Olmaz böyle arkadaş ayıptır ya!

-Şoför bey gördüğünüz gibi bu sarı basın kartı… Koltuğunuzun arkasında da örneği var.

-Yav arkadaş nereden bileyim boyamadığını!

-Abi’m kafa mı buluyorsunuz. Bakın Başbakanlık vs. yazıyor orada…

-Yav arkadaş nereden bileyim senin yazmadığını!

Tabii ben şok!

Tecrübeli yolcular sakinleştirdi falan beni... ‘Sakin ol delikanlı’ tesellileriyle oturdum boş bir koltuğa. Yolların asi şoförlerinden olan haşin dayı söylenmeye devam ediyordu tabii bu arada: “Herkes beleş biniyor gardaş! E biz nereden ekmek yiyeceğiz… O bedava biniyor, bu bedava biniyor. Yeter artık, yeter!”

Ben sustum…

  1. sayfaya haber olmama hakkımı kullandım anlayacağınız.

O arada yorgun argın bir polis memuru bindi araca ve kartını gösterdi geçti oturdu önümdeki boş koltuğa.

Tabi şoför dayıda bir tatlı gülümseme…

E ben kırıldım tabii… Ben kırılayım eyvallah da o yaşlı amca ve teyzelere de kurulmakta bu ağır cümleler. İroni yaptım yazının çoğu yerinde ve sıkıntıyı yüzeysel bir şekilde gördüm inanın…

Ben bu konuya devam edeceğim…

Bundan dolayı diyorum ki:

Devamı yakında…

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500