Advert
Nâzım ve Nizam,

Nâzım ve Nizam,

 

Biz ortaokul, lise, üniversite çağlarımızda Nâzımdan nefret ederek yetiştik. O günkü müesses nizam, Nâzım’ı, bize vatan haini diye tanıtmıştı.

Nâzım, affedildikten sonra,  akrabası olan Refik Erduran’ın kullandığı bir deniz motoruyla, boğazdan geçmekte olan bir Romen gemisine  yanaşmış ve o gemiye binerek ülkemizden kaçmış Sovyetler Birliğine iltica etmişti.

Sonra Nâzım’ın Stalin’i, Lenin’i ve komünizmi öven şiirler yazdığı, hatta, “ Beni Stalin yarattı “ dediği duyulmuştu..

Aradan yıllar geçti, Nâzım’ı geçte olsa, tanımaya, okumaya hatta şiirlerini ezberlemeye başlamıştık..

Bazı dostlarımız, bu ilgiye  inandığını duymadık” diye itiraz ediyorlar, ben de, ”O Mevlâna’ya teslim olanlardı..” deyince, bu sözlerime, “Herhalde diliniz sürçtü,  Mevlâna’ya  bağlandı’  demeniz gerekir, teslim olunan Mevlâna değil; Mevlâ’dır.” ikazıyla   itiraz ederek, kulağımı çektiler..

Ben de, kulağımı kurtarmak için, “ Mevlâ’ya giden yolu bulmak için Mevlâna’ya teslim olmaktır, O’nun ki..”  diyerek  Nâzım’ın

Sararken alnımı yokluğun tacı

 Silindi gönülden neşeyle acı

 Kalbe muhabbette buldum ilacı

 Ben de müridinim işte Mevlana

 Edebe set çeken zulmeti deldim

 Aşkı içten duydum, arşa yükseldim

 Kalpten temizlendim, huzura geldim

 Ben de müridinim işte Mevlana” mısralarını sıraladım.

Tam bu sırada, hayatını Türk milliyetçiliğine vakfetmiş bir başka dostumuz,” ‘Beni Stalin yarattı ‘ diye Rusya’ya kaçan biri, nasıl olur da, Mevlâna’ya teslim olur? ” sorusu ile tartışmaya bir de “milliyetçilik “ konusunu ekledi.

Tam da, benim elli yıl önceki üslûbumla..

Nâzım kaçtı.. Bu doğru..

Sabahattin Ali’nin öldürülmesinin Onda yaratığı  korkunun bir sonucuydu bu.

Ölüm korkusu ile  ülkeden kaçmak, bu ülkeyi sevmemek değildir ki, sadece ülkeyi yönetenlere güvenmemektir..

O hayatını ülkücülük yolunda yaşayan dostuma, şunu hatırlatmak istiyorum..

Hıncal Uluç’un babası Albay Fuat Uluç Van’dan Bandırmaya tayin edildiğinde, 1944’yılında  milliyetçilerin tevkifinde,  Sirkeci’de İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün bulunduğu Sansar yan handaki  tabutluklarda işkence görmüş,  tırnakları sökülmüş  iki eski arkadaşını her Cumartesi akşamı yemeğe davet ediyordu.

Yenilip içildikten sonra, içlerinden biri, o pek bilinen davudi sesiyle Nâzımdan Salkım Söğüt’ü okuyordu..

Hani şu Sant Petersburg’ da Çar ordusunun süvarilerini kovalarken, atının sakatlanmasıyla yere düşen bir süvarinin, arkadaşlarının atlarının uzaklaşıp gözlerden uzaklaşması ve  nal seslerinin gittikçe azalmasıyla düştüğü teessürü anlatan şiir:

"Atlılar atlılar kızıl atlılar,
Atları rüzgar kanatlılar!
Atları rüzgar kanat...
Atları rüzgar...
Atları...
At..."

Sene 1946‘dır… Nâzım hapistedir… Ve o şiiri okuyan,  milliyetçiliği yüzünden, 2 yıl evvel tırnakları kerpetenle sökülen Albay Alparslan Türkeş’tir.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500