Advert
Yalnızlığımıza yalnızlık eklemeyelim.

Yalnızlığımıza yalnızlık eklemeyelim.

 

İnsan katletmenin biri de bini de birdir. Allah’ın verdiği canı taksirle de olsa almak büyük günahtır. Sizin gibi düşünmüyor diye, sizin dininizden değil diye, hele ki sizin ölçülerinizin bütün kriterlerine(!) uyduğu halde sizin ya da onayladığınız bir ırktan değil diye birisini, birilerini, bir halkı yok etmeye çalışmak insanın en baştan çıkmış halidir.

Tarih boyunca çeşitli dönem ve nedenlerle bunların örneği maalesef çoktur. Her devletin karnesinde bu tür zayıflar vardır.

Ancak bu vahşetin adının konduğu ve bütün devletlerin ortak kararı ile kabul edilen ‘soykırım’ İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanya’sının Yahudiler başta olmak üzere Orta Avrupa’da uyguladığı insanlık dışı kırımdır.

Yani soykırım tanımının Anavatanı Avrupa öznesi Almanya’dır.

2. Dünya Savaşı’nda başı ezilen bu anlayışın öznesi Almanya zaman içerisinde yaranın kabuk bağlaması ile uluslararası arenada yine saygın bir yere konmuştur.

Ülkemizde 1915 yıllarında büyük acıların yaşandığı gerçeğini biliyoruz. Birinci Dünya Savaşı’nın yenik devletine her türlü melanet uygulanırken öte yandan da bir takım reflekslerin geliştiğini kimse inkâr edemez.

Ermeni halkının değil Ermeni lobisinin pompaladığı soykırım yalanının parasal çıkarlarla ne nedenlerle ilk olarak Fransa’nın sahiplendiğini ardından ABD’de yandaş bulduğunu sonra da Başkan ağzı ile kıvırarak büyük acı tanımıyla tarif edildiğini biliyoruz.

AB Parlamentosu’ndan da buna benzer bir yasa tasarısının geçtiğine tanık olduk ama dünya dümdüz olsa Almanya’nın böyle bir konuda taraf olacağına inanmazdım. Oldu!

Bizim sabrımızı sınıyorlar. Bizim direncimize bakıyorlar ve ne zaman biraz iç kanama geçirsek bunu gündeme getiriyorlar.

İki gündür ekranlarda ben dahil köşelerde bu konuyu yazarken soğukkanlı olmalıyız. Onların istediği ve beklediği tepkileri verirsek ekmeklerine yağ süreriz.

Dünya’da en çok ticaret yaptığımız ülkeye tu kaka diye yaklaşırsak yalnızlığımıza yalnızlık ekleriz.

 

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

Osmangazi’de eskiden otopark mı vardı?

Osmangazi’nin Hisar içi projesine bayıldım. O sokaklarda çocukluğu geçen bir insan olarak, Mustafa Dündar Başkan ile yapılması düşünülen hatta başlayan projeyi gezerken gözümde on tane Alaçatı’dan daha değerli bir lokasyon canlandı.

Hisar içi gerçek Osmanlı Kenti Bursa’nın kalbidir ve onsuz Bursa olmaz.

Başkan düşüncelerimizi sordu. İlk talep Otopark olmalı oldu. Benim de kanım dondu. İstanbul mafya, esnaf dediler ama kimseyi sallamadı ve Tarihi Yarımada’yı araçlardan arındırmayı başardı. Bursa’da ise arabası olan konuşup otopark istiyor.

Hisar içini sadece restore etmek yetmez ki; restorasyon zamanla eskir ve kendini bitirir. Asıl olan oradaki evlerin konakların para kazanmalarını sağlamaktır. Her ev bir ekmek kapısı olursa o zaman da o sokaklarda tek bir araç istenmez. Orada ticari işletmeler özendirilmeli ve desteklenmelidir.

Şelale Bahçesi dediğimiz yere yürüyen merdivenler konmuş ama siz tarihi sur içini araçla gezmek isterseniz Çin’e gidin kardeşim! Otopark yaptığınız bölgede giriş çıkış yollarını da hesap ederseniz hisarı toptan yıkın bir de AVM yapın.

Bursa’da dolmuşa binen kişi biraz dağınıksa “Sağda bırak birader” der. Biraz kibarsa “Müsait bir yerde ineyim” der. Ben daha “durakta ineyim” diyene rastlamadım.

 

İğneli Yorum..

 

Bursa’da her yeşil alanı bir derneğe peşkeş çekiyorsanız o zaman Geçit’ de Dernekler Yerleşkesi Bölgesini niye ayırdınız? Yoksa orası da mı rant için kurban edilecektir.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500