Advert
ONUR VERİCİ BİR DEĞERLENDİRME

ONUR VERİCİ BİR DEĞERLENDİRME

Bugün uluslararası hukuk dünyasında Türkiye'nin yüz akı değerli sınıf arkadaşım Prof.Dr.Rona Aybay'dan aldığım bir elektronik postayı, kendilerinden izin alarak sizlerle paylaşmaktan onur duyuyorum.

Yazılarımı okuduğu ve görüşlerini bildirdiği için kendilerine, teşekkürlerimi sunuyorum.

​“Değerli Dostum,

Venedik Komisyonu başlıklı yazını "Facebook"ta okudum.

Güzel anlatmışsın; özellikle "ulusal egemenlik" kavramı ile "hukukun evrensel değerleri" arasındaki ilişkiye dikkat çeken şu sözlerin çok yerinde gazete okurları için çok aydınlatıcı:

"Bu evrensel dünyanın bir parçası olmayı içimize sindirebilirsek, bu değerlerin sadece bize karşı kullanılamayacağını, bizim tarafımızdan da, başkanlarına karşı ileri sürülebildiğini anlayacağız.

"​Bay(*) Çavuşoğlu gibi, Strasburg'da çok önemli görevde bulunmuş; dolayısıyla, uluslararası hukuk ve uluslararası ilişkiler alanında, herkese nasip olmayacak düzeyde deneyim kazanmış olması gereken bir kişiden, çok daha basiretli sözler ve davranışlar beklenirdi.​

​Bu vesileyle, ​İnsan Hakları Hukuku kitabımdan "Venedik Komisyonu" ile ilgili "ansiklopedik" nitelikte özet bilgiler veren sayfaları ekte sunuyorum...

​'Irkçılık ve Hoşgörüsüzlük Karşıtı Komisyonla' ilgili 29 sayılı dipnotu da ilgini çeker sanırım.

Dostlukla,R.Aybay“

(*) Bülent Ecevit'in Türkçeye gösterdiği özen, kanımca çok yararlı olmuştur ama; (sanırım) İngiliz Parlamentosunda ,üyelerin birbirine hitap biçimi olan "Honourable"dan esinlenerek başlattığı şu "Sayın" sıfatı hiç iyi olmadı. Bence, 1940'lı yıllarda Necmettin Sadak'ın Fransız uygulamasından esinlenerek kullandığı "

(1950'den sonra bir ara İ.İnönü'nün de kullandığı)

​ "Bay" (tabii yerine göre "Bayan") çok daha uygundur.

Prof.Rona Aybay’ın  bu görüşlerini bildirmesinden birkaç gün sonra,

Avrupa’da ırkçılığın siyaseti etkilemesi ve ırkçı liderlerin siyaset arenasında yıldızlarının parlaması, on binlerce, insanı sokaklara döktü.

Keşke yüz binlerce de değil, milyonlarca olsaydılar.

Yaşananları, yaşamamış olsalar da bilenler, siyasetteki gelişmelerden rahatsızlıklarını dile getirdiler.

Ben de, Rona Hoca'nın kitabının sayfalarına daldım...

Ve bir kere daha düşündüm ve üzüldüm ki, biz de Rona Aybay gibi vatansever ve uluslararası değerler varken, onlar yıllarca bu gibi uluslararası hukuk kuruluşlarında yüzümüzü ağartmışken, biz bu gibi kuruluşlarda kerametleri iktidardan menkul bir takım badem bıyıklı müsteşar yardımcılarından medet umuyoruz.

Evet, Rona Hoca'nın  aşağıdaki dipnotta belirttiği gibi, bu gibi kuruluşlarda çalışanlar, kendi devletlerinin memuru gibi hareket ederler ama, dostlukların  ve bilgili insanların telkinlerinin gücü de unutulmamalıdır.

“Irkçılık ve Hoşgörüsüzlük Karşıtı Avrupa Komisyonu-ECRI”

Avrupa Konseyi’nin ilk Devlet ve Hükûmet Başkanları Doruk toplantısında (1993 yılında) kurulması kararlaştırılan ve İngilizce adının kısaltılması olan “ECRI” olarak adlandırılan bu Komisyon, her üye devletçe  belirlenen birer uzmandan oluşur.Komisyonun görevi;Avrupa kıtasında, ırkçılık, hoşgörürsüzlük,,yabancı düşmanlığı, ve anti-semitizm gibi konularda incelemeler, araştırmalar yapmak , üye devletlerdeki uygulamaları izlemekve raporlar hazırlamaktır.

ECRI ‘nin temel işlevi, ”ırkçılık” ve ayrımcılık” gibi konularda üye devletlerdeki yasaları ve uygulamaları izleyerek, bu konularda bir tür “ aleniyet “sağlamaktır. Bu aleniyetin etkisiyle, üye devletlerin, ırkçılık ve ayrımcılık gibi konularda durumlarını düzelteceğini umulmaktadır. 29”

Prof.Dr.Rona Aybay, İnsan Hakları Hukuku, sayfa 111.

 Sayın Aybay kitabında buraya bir dip not koyarak, “Birkaç yıl üye olarak çalıştığım bu Komisyon’da bazı üyelerin, görevin gerektirdiği etik değerlere bağlılık ve olabildiğince nesnel ölçülere uymaya çalışmak yerine hükûmetlerinin “ memuru “ anlayışıyla davrandıklarını gözlemlemişimdir.” Sözleriyle de bir tespit yapmaktadır.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500