Advert
Kurallar…

Kurallar…

Nasıl ki, özel yaşamımızda, ülke sınırları içinde yaşamımızda kurallar varsa  ve bu kurallar bizi bağlarsa; uluslararası yaşamda da kurallar vardır ve ülkeleri bağlar.

Biz Kuzey Kore değiliz; biz Humeyni’nin İran’ında da yaşamıyoruz.

Uluslararası tecrit, bizim modern dünyaya yolcuğumuzu engeller.

Eğer Birleşmiş Milletler üyesi isek, imza koyduğumuz Birleşmiş Milletler Şartı (Anayasası)  kuralları belli.

Eğer Nato üyesi isek, onun da savunma  kuralları belli..

Eğer Avrupa Birliği’ne girmek istiyorsak;  onun da, kuralları belli..

Eğer , dünya bankası üyesi isek, onun da kuralları belli..

Hem bu anlaşmalara imza koymak, hem de sonra ağlamak olmaz.

Tabii ki, bu kuralların, değişen dünya şartlarına göre gözden geçirilmesini istemek en tabii hakkımızdır.

Ama bu hakkımızı, şahsi değerlendirmelerimize göre değil, değişen dünya gerçeklerine göre yapmamız gerekir.

Meselâ, artık 2. Cihan Harbi sonrası şartları değişmiş, dünyada Amerika ve Rusya’dan başka güçler doğmuş, iki kutuplu, tek kutuplu dünya geride kalmış, çok kutuplu dünya düzeni konuşulmaya başlanmışken, bütün dünya halklarının kaderinin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinden birinin keyfi vetosuna bağlanamayacağını konuşabiliriz.

Sayın Cumhur Başkanımız, “ Dünya beşten büyüktür ” diyerek bunu dile getiriyor..

Bence, “ Dünya değişmiştir, reyler eşittir. “ denilebilse, daha yumuşak, daha ikna edici olurdu..

Avrupa Birliği kurulurken, alınan kararların oy birliği ile alınması kuralı kabul edilmişti.

Ama bu kuralların, genişlemiş bir Avrupa Birliği’ni zaman zaman bloke edebileceği düşünülmemiştir.

Bu yüzden,  takriben bir milyon nüfuslu Kıbrıs Cumhuriyeti, bizim Avrupa Birliği maceramızı 47 senedir engelliyor.

Bana boşuna, “ Büyükler onları kullanıyor “ demeyiniz biz kurallardan bahsediyoruz.

Bu kural olmasaydı, kullanmada olmazdı.

Avrupa Birliği’ni, üyelerinin silâh satmak isteklerini kullanarak 200 milyar dolandıran Yunanistan da, kurallara uyarak, ama o kuralları akıllıca kullanarak, bize kan kusturuyor.

Biz, hem Avrupa Birliği’ne girmek istiyorduk, hem de, Kıbrıs’a müdahalemizi katledilen soydaşlarımızı kurtarma harekâtı olmaktan ibaret algısını, masada bir zafere çevirecek yerde; Erbakan’la Ecevit’in barış masasına oturmak yerine siyasi kazanç elde etmek gayesiyle seçim meydanlara konuşması yüzünden,  bir işgal harekâtına dönüşmüş ve uluslararası münasebetlerin prangası haline getirmiştik.

Eğer Dünya Bankasına  ve diğer uluslararası finans kuruluşlarına üye olmuşsak, onların kurallarına uyacağız..

Mesela, 1977 yılında Ecevit’in Dövize çevirebilir mevduatlara için verilen Merkez Bankası garantisini unutup, bu borçların ödemesini 7 yıla yaymak için, moratoryum ilân etmesini unutmayacağız.

Biliyor musunuz 1977‘den beri, StandarandPoor’s, Moody’s,Fitch gibi uluslararası kredi değerlendirme kuruluşlarının Türkiye’ye hak ettiğinden daha düşük kredi değerlendirme notunun verilmesinde, bu moratoryumun derin etkileri vardır.

Bazı CHP ‘li dostlar biz bunları söyleyince,”Yahu o 40 yıl geride kaldı“ diyorlar.. Ve tabii insan ömrüyle, devletlerin ömründeki yılların farkını unutuyorlar.

Bizim hayatımızdaki 40 yıl, ulusların hayatında 40 saniye bile değil.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500