Advert
Erdal Özdür röportajları; Bir kahve ve kahve...

Erdal Özdür röportajları; Bir kahve ve kahve...

Evet. Ve boşanmışlar. İşte o boşanmadan bu güne dek, Salih Amca her şeyini kırmızı fenerli, Çanlı kütüphanesine vermiş. (Alaturka on iki oldu mu kapatırım kahvemi,  sabah müezzin minareye ben çay ocağının başına) diyor. Müşterileri de belirli kişiler diyebiliriz. Okul zamanlarında erken gelip okul saatini bekleyen Osman Gazi Ortaokulu öğrencileri, Pınarbaşı semtinin ihtiyarları, annelerinin kabul günleri için on beş günden on beş güne soğuk gazoz almak için gelen minikler ve ara sıra Pınarbaşı mezarlıklarına ziyarete gelmiş üzgün kişiler.

(Okul zamanları bazı talebeler, kitaplarını buraya bırakıp okuldan kaçmak isterler. Okuldan kaçacak talebenin yüzünden anlarım. Elimde sopa önüme katar, okula kadar götürürüm onları. Okula kapıdan girdiler mi,  sopamı sallaya salaya dönerim,  bunun zevkini bir ben bilirim.) Böyle diyor Salih Amca. Öğrencileri okul kapısına sopa ile götürmek bile onun zevk aldığı şeyler. Kim bilir belki elde sopa,  önde okuldan kaçan talebe, bir okul,  okulda öğretmenler. O'na şimdi hariciyede önemli bir mevkide bulunan Türk kanlı İtalyan oğlunu hatırlatıyor. Bu çocuk sevgisi, bu çocukların yükselme sevgisinden midir nedir Salih Amca nerede eski kitap bulsa derhal tamir ediyor ve bu tamir gören kitaplar bir sandık dolusu oldu mu,  derhal Osman Gazi Ortaokulu aracılığı ile köylerde kitap bekleyen okuma aşığı köy çocuklarına gönderiliyor. Elde sopa,  önde okuldan kaçan öğrenciler, bir okul, okulda öğretmenler. Bu çocuk sevgisi,  bu çocukların yükselme arzusu kim bilir belki de uzaklarda,  çok uzaklarda olan bir evlat hasreti.

Bir çift çan ve bir kütüphane

Çan. İki adet çan.  Çın çın öten çanlar. Salih Amca çay ocağının üzerine bir telin ucuna bağlı iki çana elini şöyle bir vurdu. Rutubetli hava çanların sesini daha bir toklaştırdı. Sonra eliyle uzandı. Başı kıvrılmış paslı çividen çıkardı çanları.

(Bunlar, dedi, yere sigara izmariti atanlar için çalınır. Çanı duyanlar artık alışmışlardır. Yere attıkları izmariti çan çaldığı zaman alırlar ve kül tablasına koyarlar. Süs diye koymadık biz bu kül tablalarını)

Bu çanların hikâyesi de uzun. Özetleyecek olursak,  Salih Amca'nın yere izmarit atanları utandırmak için bu yola başvurduğunu söyleyebiliriz. O, laf ile uslanmayanlardan,  köteklerden bahsederken elinde tuttuğu çanları birbirine bağlayan telden boynuma geçirmek istedi. Boş bulundum,  ürktüm,  geri çekildim. Yüzündeki sert çizgiler gitti. Bir flaş patladı bu sırada rutubetli karanlıklara doğru. Hedef ben,  Salih Amca ve çanlardı. (Lüzum yok bunlara. Resimlik iş değil) dedi Salih Amca. Sonra (Bu işi yere tükürük atanlara yaparım. Buraya çay içmeye gelirler. Konuşurlar. Hepsi kabulüm amma, yere balgam atanlara, tükürenlere dayanamam ve bu işi ya-panların boynuna çan derhal geçer. Bu da bir ders sayılır onlar için. Unutmazlar. Yerlere tükürmenin önüne böyle geçebildim)

Salih Amcanın kahvesinin içi dört bölümden meydana gelmişti. Birinci bölüm üç günde bir kilo toz şekerin sarf edilebildiği çay ocağı, ikinci bölüm Salih Amca’nın nargilesinin,  şezlongunun bulunduğu kısım,  üçüncü bölüm kütüphane,  dördüncü bölüm de Pınarbaşı meydanına bakan ufacık pencereli,  ufacık bir yatak odası. Daha doğrusu yatmak için bir yer. İki şilteli üç yastıklı,  kapısında solmuş kırmızı renkli bir bez olan, yatmak için bir yer.

İlk günler kontrplaklardan meydana gelen bu kahvenin bir kısmını, kütüphane yapmak istemiş. Kitaplar, yıllarca kendi evinde sakladığı kitaplarmış.

Hangi türde eser isterseniz var bu kütüphanede. (Her masaya bir kitap koydum ilk zamanlar. Sonra kitapları fırlatıp atıyorlar,  vazgeçtim bundan. Kitapların kabı bir masada, say-faları bir masada. Doğrusu ya vicdanım el vermedi buna) diyor Salih Amca. Amma,  kitap daha doğrusu eski kitaplara karşı sevgisi olanlar çok istifade etmişler bu kütüphaneden. Coğrafyaya meraklı olanlar da Salih Tarzan'ın bilmem kaç lira vererek aldığı döner küreden epeyce istifade etmişler.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500