Advert
Erdal Özdür gözüyle 60’lı/70’li yıllardan Bursa yaşam manzaraları

Erdal Özdür gözüyle 60’lı/70’li yıllardan Bursa yaşam manzaraları

Geçen hafta, 1960’lı yılların sonunda, Millet Gazetesi’nde beraber çalışmaktan gurur duyduğum Erdal Özdür’ün Fidan Han’la ilgili bir röportajı, sosyal medyada ve özellikle Bursa’nın önemli sosyal medya platformlarından “BURSA ATATÜRK CADDESİ (anılar, hatıralar)”da çok ilgi gördü.

Ben de, “Erdal Millet Gazetesi’nde müthiş röportajlar yapardı” yorumunu ekleyince, platform yöneticilerinden Cengiz Okçal Bey, “Bunları paylaşalım” deyince…

Size “Demokrasi yolunda karınca misali-Cilt 2-Bursa günleri”nde yer alan bu güzel röportajları sunmaya karar verdim.

BURSA’DA BİR ROBENSON

Bu anlatacağım hikâye, Bursa’nın göbeğinde yaşayan bir Robenson’a ait… Cemiyete küskün bir insanoğlunun dramı… Kırmızı feneri ile, çanı ile, kütüphanesi ile, Ulu Önder Atatürk’le yaptığı arkadaşlığıyla, üç günde bitirdiği bir şişe rakısıyla ve Bursa eski Belediye başkanlarından Reşat Oyal’ın gözyaşları ile süslenen buruk bir hayat hikâyesi…

Minarelerden dökülen sabah ezanları ile yine minarelerden dökülen akşam ezanlarına kadar Pınarbaşılılar’ın fahri bahçıvanı, Osmangazi Ortaokulu öğrencilerinin Salih Amcası ve belki de hepimizin soyadı babası olan Salih Amca’nın hikâyesini anlatacağım sizlere.

İnsanları seven fakat insanlara küskün, cemiyete küskün bir Salih Amca… Veya kontrplaklardan meydana gelen çayhanesinin gıcırdayarak açılan kapanan kapısının üzerinde yıllarca evvel yazılmış, güçlükle okunabilen (Çaycı – S. Tarzan) yazısı…

Pınarbaşı Mezarlığı’nın alt tarafında kalan 300 ağacın ortasında, bir tarafını asırlık çınar ağacına dayamış olan Salih Amca’nın kahvesindeyiz.

Kuş sesleri, ufacık havuza dökülen pınarın sesi birbirine karışıyor. Boyaları dökülmüş sandal-yeler, renkleri uçmuş masa örtüleri, çay ocağının yana kaymış bilek kalınlığındaki birbirine geçmiş parça parça teneke boruları ve çay ocağının üzerine kalın bir telle sarkıtılmış iki adet çan, onsekiz yıldan beri Salih Amca’nın oynadığı oyunun, değişmeyen dekorunu teşkil ediyor.

MAHKEME KAPILARINDA

ASILAN LİSTELER

Salih Amca’nın hayat kavgası 60 sene önce başlamış. 60 senenin meydana getirdiği izler, cemiyete küskün adamın yüzündeki hatlardan rahatça okunabiliyor. Belediyede, Sular İdaresi’nde yıllarca dirsek çürütmüş, sonra bazı mecburi sebeplerle eşinden ayrılmak zorunda kalmış Salih Amca’ya, “Dünyaya geldiğine pişman mısın?” diye soracak oldum. Soramadım. Sorsaydım, cevap vermezdi. Veremezdi. İnsanlara, sevdiği kişiler için sual sorup üzmek yersizdi. Hele Salih Amca için!

Salih Amca’nın ilk aşkı bir İtalyan kızı… Ve bu aşk yine yıllar önce evlenme ile noktalanıyor. İtalyan kızı Müslüman oluyor ve Salih Amca’nın dert ortağı, hayat yoldaşı gibi sıfatları üzerine topluyor. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra kapitülasyonlar devrinde de bu evlilik, bu hayat beraberliği, bu yıkılmaz sanılan aşk, bu yıkılmaz sanılan sevgi mecburiyetler yüzünden yıkılıyor. O zaman Salih Amca’nın bir de nur topu gibi bir oğlu var. Ve mecburiyetler yüzünden İtalyalı kadın ve oğlu İtalya’nın yolunu tutuyorlar. Kadın üzgün. Kadın ağlıyor, Salih Amca ağlıyor. Kadının kucağında bulunan topukları pembecik çocuk ağlıyor. Tek suçları birbirlerini deli gibi sevmek. Veya bir Türkün İtalyan’ı, bir İtalyan’ın Türk’ü sevmesi. Evet tüm suçları bu.

Yıllar geçiyor aradan, İtalya’dan bir mektup geliyor, üzerinde çeşit çeşit pullar olan, Salih Amca elleri titreyerek açıyor mektubu. İçinden bir kâğıt ve bir fotoğraf düşüyor yere. Fotoğrafın arkasına kadın, “İşte bu oğlun, diğeri de ben” diye yazmış. Salih Amca bakmış. Bir daha mektup gelmiş, tekrar tekrar okumuş mektubu. Günlerce seyretmiş resimdeki oğlunu. Fotoğraftaki genç adamın yüzünde Salih Amca’nın ifadesi gizli. Salih Amca’nın sert bakışları var genç adamın bakışlarında.

Zaten karısını İtalya’ya gönderirken sormuşlar. ‘Bu çocuk senin, hangi tebaalı yazalım’ demişler. O zaman Salih Amca da, “Onun kanında Türk kanı dolaşır, siz istediğiniz tebaadan yazın. Fakat o Türk’ün kanını taşıdığı için Türk’tür” demiş. Bir daha adama mektup gelmiş mi, gelmemiş mi sormadım ama Salih Amca’nın damarlarında Türk kanı taşıyan oğlu, şimdi babasının bir Türk olduğundan habersiz bir İtalyan hariciyecisi.

Sonra bir başka kadınla hayatını birleştirmiş Salih Tarzan. Ama birleşen hayatlar onlara bir beraberlik getirmemiş. Salih Tarzan aradığını bulamamış o kadında. Sonra mahkemeler, mahkeme kapılarına asılan listeler, listelerde isimler, isimlerde Salih Tarzan’la eşinin ismi. Ve boşanmışlar.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500