Advert
SELAM NAZIM USTA... TEŞEKÜRLER AHMET ÜMİT

SELAM NAZIM USTA... TEŞEKÜRLER AHMET ÜMİT

Bursa için, "Türkiye Cumhuriyeti için değil, dünya kültür mirası için çok önemli" cümlesini kuran Yazar Ahmet Ümit, "‘Sultanı Öldürmek’ romanımda Bursa’dan bahsettim ama başlı başına Bursa’yı anlatan bir roman yazmayı çok isterim. Çünkü gerçekten onu hak eden bir kenttir burası" dedi. 

Hani sahana yumurtayı kırdığımızda çift sarılı çıktığında seviniriz ya! Gece benim için de öyle oldu. Yağmurla karışık, yoğun trafikte çıktığım Nazım Hikmet Kültür Merkezi yolunda ‘Nazım’ı Yazanlar’ etkinliği ve sergi açılışı sonrasında Yazar Ahmet Ümit söyleşisi olunca, çifte kavrulmuş lezzetli bir edebiyat gecesi yaşamış oldum.

Ahmet Ümit, son yıllarda bizim kıraç edebi topraklarımızdan çıkan en mümbit kalemlerden birisi oldu ve okurlarını hikayelerinin girdabına sokup düşündürdü. Editörü Mehmet Said Aydın’ın sorularına yanıt gibi olan ama aslında karşılıklı sohbet sürdürülen etkinlik biraz da interaktif bir format ile oldukça renkli geçti. Yıllardır küçümsenen polisiye eserlerin artık değerini bulduğunu söyleyen Ahmet Ümit, eserlerinde kendi karakteri olan ünlü Komiser Nevzat’ın bir anlamda terfi aldığının da altını çizdi. 

ŞANSLIYIM, ÖLMEDEN...

İyi bir yazar olup olmadığının öldükten 50 yıl sonra anlaşılabileceğini ama şanslı biri olduğunu esprili bir şekilde söyleyen Ahmet Ümit, kitaplarının ilgi görmesinin kendisini mutlu ettiğini söylerken kullandığı gözleme dayalı yazma yönteminin bunda katkısı olduğunun altını çizdi. Bir romana başlarken önce yerinde gözlem yaptığını ardından karakterleri belirlediğini söyleyerek, “O karakterler yazarın aynasıdır. Kendi suretini, kıyafetini göremez ama ruhunu çırılçıplak görür ve onlarla konuşur” dedi.

Gaziantepli olmasının yazarlık hayatında önemli yeri olduğuna vurgu yapan Ahmet Ümit, “İçinde yaşarken gözlemleyemiyorsunuz ama özgün ve derin bir kültüre sahip olduğunu sonradan fark ediyorsunuz” dedi. “Bursa, Konya, İzmir, Antakya, Antalya, Urfa, Kayseri, Mardin, Diyarbakır çok önemli şehirler. Sadece Türkiye Cumhuriyeti için değil, dünya kültür mirası için çok önemli. Bursa’da da çok değerli bir şey var” derken…

“‘Sultanı Öldürmek’ romanımda Bursa’dan bahsettim ama başlı başına Bursa’yı anlatan bir roman yazmayı çok isterim. Çünkü gerçekten onu hak eden bir kenttir” dedi.

‘KOMİSER NEVZAT’ ÇOK YAKINDA…

“Bursa’yı seviyorum. Biz, ülkemizde ne yazık ki şehirlerimizi koruyamıyoruz. Bin tane modern şehir yaratabilirsiniz ama bir tane Bursa yaratamazsınız. Kendi kimliği, kişiliği var” diye ekledi ve “Tarihi yerler size bir şeyler söyler, yeter ki o sesi duyun” diyerek noktayı koydu.

Son dönemde yeni bir kitaba hazırladığını, Suriyeli göçmenleri konu alarak Komiser Nevzat’ı özleyenleri ile buluşturacağını söylerken nasıl roman yazdığının da ipuçlarını verdi.

Ben kaşığıma düşeni aldım ve kafamdaki soruların cevabını buldum. Elbette onun gibi ilk kopya baskısı 250 binleri bulan kitap hayallerim yok ama karakterimle yüz yüze gelmek için düğmeye basmaya karar verdim.

Bana bu cahil cesaretini verdiğin için teşekkürler Ahmet Ümit!..

 

İYİ Kİ DOĞMUŞSUN USTA!

Vatan Haini ve Komünist Nazım Hikmet! Demirkırat bir ailenin çocuğu olarak onu bu sıfatlarla tanıdım. Nazım Hikmet Moskova’da öldü dedikleri zaman 10 yaşındaydım ve hiçbir şey hissetmedim ama gazetelerin ‘O Komünist öldü’ yazıp sevindiklerini hatırlıyorum.

Çocukluğumda kitap okumak zorundaydım, hem de sesli olarak… Kütahya Lisesi’nde Türkçe Öğretmenim Mehmet Ali Bey, ileri derecedeki kekemeliğimi aşmamın yolunun bu olduğunu söylemişti. Arkadaşlarım Ünlü Cadde üzerindeki Yeni Sinema önünde ikinci el Teksas, Tommiks alıp okurken, ben iki cilt Sefiller kitabını sesli okuyarak Jan Valjan ile ahbap oldum. O mücadele hem kitap okuma alışkanlığı yarattı hem de ağır kekemelik dönemimi sona erdirdi.

Kitap okumak spor yapmak gibidir. Başladın mı devamı gelir ve yatmadan önce bile bir şeyler eksik kalır diye iki satır okumadan rahat edemezsin.

Ve bir gün Nazım Hikmet ile tanıştım. Biraz çekingen biraz ürkek okumaya başladım sonra bir tane ardından bir tane daha… Komünist olmanın büyük suç olduğu dönemlerde Nazım Hikmet okumak cesaret isterdi ama ne ben Komünist oldum ne de onda Kızıl Komünizm kokan dizeler okudum. ‘Ben Komünist Nazım, Ben Vatan Haini Nazım’ derken bile vatan hasretini dibine kadar anlatan, ülkesini, emeği ve aşkı kutsayan bir yazı ustası okudum.

Ben zaten bütün dünyanın tanıdığı sevdiği saydığı bir şairi, bir düşün adamını sevmiştim.

Dörtnala gelip Uzak Asya'dan

Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan

              bu memleket, bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak

ve ipek bir halıya benzeyen toprak,

              bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,

yok edin insanın insana kulluğunu,

              bu dâvet bizim.

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

ve bir orman gibi kardeşçesine,

              bu hasret bizim...

diyerek buram buram Anadolu Milliyetçiliği kokan bir adama Vatan Haini demek için püskevit milliyetçisi olmak gerekmez mi?

Hiroşima’ya atılan bombayı lanetleyen bu adama insanlığa düşman satılmış demek için ne olmak gerekir bilmiyorum.

Bursa’da Nazım Hikmet Kültürevi’nde Nilüfer Belediyesi’nin organize ettiği Nazım Hikmet’in doğumunun 115’nci yılında ‘Nazım’ı Yazanlar’ başlığı altındaki etkinlik ve sergisine giderken bu duyguları taşıyordum. Nâzım Hikmet’in anıldığı bu etkinlik ve serginin açılışına aralarında Hıfzı Topuz, Ayşe Kulin, Nebil Özgentürk, Biket İlhan, Refik Durbaş gibi değerli edebiyatçıların katılması da güzeldi.

12 Eylül’de yasak diye cunta yönetimi tarafından evimdeki kütüphanemden toplanan Nazım Hikmet eserleri ile mutlaka tanışın. O şiirleri okurken hayalleri ile, aşkları ile, sevdası ile, hataları ile insanı göreceksiniz.

Benim Türk olmasıyla gurur duyduğum insanlardan birisi olan Nazım Usta’ya ‘iyi ki doğdun’ diyorum ve eserleri ile de yaşayan son insana kadar ölmeyeceğini biliyorum.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500