KÜLTÜR
Giriş Tarihi : 15-09-2020 08:58   Güncelleme : 15-09-2020 08:58

YÜREĞİNİZ GEZGİN İSE SÖYLECEK ÇOK SÖZ VARDIR

Siz gerçek Yörükleri tanımak istiyorsanız; Zeki Oğuz'a kulak vermelisiniz. Ve Üstada bu satırlarda Yörüklere dair pek çok konuyu sordum. Bugün ise sayesinde gördüğüm gezdiğim Konya’yı sormak istiyorum kendisine.

YÜREĞİNİZ GEZGİN İSE SÖYLECEK ÇOK SÖZ VARDIR

Büşra EKİM

Tanışalı on yılı geçmiştir. Kendisinin, "Sarıkeçili Yörükleri", benim "Karakeçili Yörük Köyü Çeki" fotoğraflarımızın yer aldığı; "Anadolu'dan Geldik" fotoğraf sergimiz, Konya İl Halk Kütüphanesi ve Bursa AS Merkez'de açıldı.

Evlerinde kaldım, eşiyle ve çocuklarıyla tanıştım. Teyzem ve bana Konya'yı gezdirdi.

Aynı şekilde kendisi de bizim misafirimiz, aile dostumuz oldu. Fazla sözle değil, sanatıyla konuşan bir yürek o.

Söz konusu Zeki Oğuz olunca iki cümleyle özetleyeyim ve sabırsızlıkla sormak istediğim sorulara geçeyim.

Ülkemiz, bir "Yörük derneği fazlalığı" yaşıyor.

Ama siz gerçek Yörükleri tanımak istiyorsanız; Zeki Oğuz'a kulak vermelisiniz.

Dedim ve Zeki Oğuz üstadıma bu satırlarda Yörüklere dair pek çok konuyu sordum. Bugün ise sayesinde gördüğüm gezdiğim Konya’yı sormak istiyorum kendisine.

B.E: Sevenlerinin kıymetlisi, canımız Zeki Oğuz’umuz! İyi ki varsın! Ömrünce gezmiş, yazmış, çizmiş, gördüğünü çekmiş bir yüreğe sorulacak sorular bitmez elbet. Bugün Konya’yı konuşalım istedim. Hiç bilmeyen birine nasıl anlatırsınız Konya’yı hocam?

Z.O: Öncelikle sana teşekkür ederek başlayayım söze. Yörüklerden sonra bu ikinci söyleşimiz. İyi ki tanışmışız. Birlikte birçok anılar biriktirdik. Ortak sergiler açtık, Yörük şenliklerinde birlikte olduk, bundan sonra da oluruz umarım.

Gelelim Konya’ya.

Bir gezgin için, bir amatör fotoğrafçı için bir umman Konya. Bu şehri hiç görmeyenler bozkırın ortasında kalmış, güzellikleri olmayan bir yer olarak düşünürler.

Öyle değil işte.

Klasik olarak başlayayım anlatmaya. İlkin Mevlana ve dergahı gelir insanların aklına. Bu yüzden Konya demek biraz da Mevlana demektir. Ardından arkeoloji ve etnografya müzeleri gelir. Çok zengin müzelerdir. Birinde şehrin binlerce yıllık tarihini, diğerinde şehrin binlerce yıllık sosyal yaşamını solursunuz. Karatay ve İnce Minare müzeleri de görmeye değer yerlerdir.

Hititlerden Selçuklulara

Sille, yetiştirdiği onlarca şairle antik bir kasabadır ve şehre sadece 8 km. uzaklıktadır. Kilistra Roma medeniyetinin izlerini hala taşıyan bir beldedir. Beyşehir’de Hititlerden Selçuklulara onlarca medeniyetin izlerini taşır. Selçuklulardan kalma tek saray, Kubad abad sarayı gölün batı yakasındadır. Tarihten doğaya yüzlerce güzellik gezginleri, fotoğraf tutkunlarını bekler. Ünlü leylekler vadisi de burada, Yeşildağ beldesindedir. Eflatunpınar ve Fasıllar köylerinde Hititlere kadar gidersiniz.

Bozkır, Ereğli, Karapınar ayrı güzellikler sunar gezginlere. Akşehir’in sırtını dayadığı Sultan Dağları ise anlatılmaz, yaşanır.

B.E: Peki ya doğup büyüdüğün Tatköy nasıl bir yerdi? Nasıl bir kültür, nasıl bir coğrafya?

Z.O: Tatköy, şehrin 16 km. kuzey batısında dağlık, çorak bir arazi yapısına sahip, geçimini tarım ve küçükbaş hayvancılıkla geçiren bir köy. İyi ki bu köyde doğmuşum, diyorum, çocukluğum burada geçti. Yaşlı ninelerden dinlediğim masallarla büyüdüm. Gazilerimizin anlattığı savaş anıları ile yurt sevgisini öğrendim.

Kuzu/koyun güttüm, karasabanla çift sürdüm. İşler yoğunlaştığı zaman ümmeci yapardık, paylaşmayı öğrendim. Kadınlarımızın ölenlerimize yaktıkları türküleri dinledim.

Kazimim türküsü;

 

“mezar arasında harman olur mu?

kama yarasına derman olur mu?

kamayı vuranda iman olur mu?

Memedim türküsü

Kahvenin önünde tabakam da kaldı

Sağımı solumu zaptiyeler sardı

Korkma Memet korkma o yar bize kaldı

Memedim Memedim öldüm elinden

Doldur kadehleri kibar elinden…”

Bizim köyün kadınlarının yaktığı türkülerdir.

B.E: Konya’yı tanımak isteyen bir olarak geldim ve üstadıma sordum diyelim; Konya’da nereleri görmeliyim? Nasıl bir yol haritası çizersiniz bize?

Z.O: Önce Sille ve Kilistra. Sonra Beyşehir, Eflatunpınar Isparta yolunda, orada kısa bir moladan sonra Fele sapağından sola dönüp Anamas dağlarının eteğinden kıvrıla kıvrıla giden yol Yenişarbademli'ye çıkar. Kubad abad sarayı Kurucaova yakınlarında gölün hemen kenarındadır. Anamas yaylaları yalancı dünyanın cennetidir. Beyşehir’e doğru gelirken Leylekler vadisiyle ünlü Yeşildağ beldesi çıkar karşınıza. Gün batımlarının en güzel çekildiği yerlerden biri Beyşehir gölünün kıyılarıdır. Burada hem Eşrefoğlu camisini gezer hem gün batımını çekersiniz.

Seydişehir üzerinden Bozkır’a geçerseniz binlerce yıllık Zengibar Kalesi çıkar karşınıza. Ulupınar köyünün doğusundaki dağın zirvesinde kartal yuvası gibi yükselir burçları.

Sarıoğlan kavşağında bir çay içiminden sonra Çumra’ya düşürün yolunuzu. Çatalhöyük’te binlerce yıllık bir tarih çıkar karşınıza. İnsanlık tarihinde bir çok ilklerin yaşandığı bir yerleşim yeridir.

Başta Meke olmak üzere onlarca obruk vardır Karapınar steplerinde.

Ereğli Akgöl bir kuş cennetidir. İvriz,Hitit Bereket Anıtıyla ünlüdür. Ünlü yazarımız Mahmut Makal’ı yetiştiren okuldur İvriz Köy Enstitüsü.

Akşehir’e giderken ana yoldan değil Sultan dağlarını takip ederek gitmeli. Bu dağların eteklerinde onlarca belde vardır ve doğası ile insan güzelliği ile hepsi birbirinden ayrı güzeldir.

Ağıttır Konyamın türküleri

B.E: Peki ya Konya’nın türküleri desem, Konya’ya has kelimeler desem… Birkaç örnek verebilir misiniz bize?

Z.O: Yukarda bizim köye ait iki ağıttan bahsettim. Çok zengindir Konya kültürü ve türküleri. Çoğu sanatçı oyun havası şeklinde icra etse de çoğu ağıttır Konya türküleri.

Yüzlerce türkü var, sadece bir kaçını sayayım.

Acemoğlu, Aksinneye vardım, Aslan Mustafam, Şakir efendi, Ayağına giymiş sedef nalini, Bağlar gazeli, Ben atımı nallatırım, Bülbülden bir nida geldi, Çayır ince biçemedim, Çek deveci develerin engine, Eczanenin şişeleri, Elmaların yongası, Eşmekayanın kavakları, Konyalı, Memberi, Sille,

BÖLGEYE  HAS KELİMELER

Konyalı, k harfini g harfine dönüştürerek konuşur. Kendine has yüzlerce kelime üretmiştir.

Kiyat: Kağıt

Garannık: Karanlık

Aba :Abla

Accık :Azıcık.

Böcü :Böcek

Bülüç :Piliç.

Güccük :Küçük

Gicişmek: Kaşınmak

Hökele :Ukala

Zimbit :Zifiri karanlık.

Temel: Bahçe Duvarı

Haranı: kazan

Hazaar: galiba

Gumpir: Patates

Duz: Tuz

Pantul: Pantolon

Mezer: Mezar

Ezen: Ezan

Döşşek: Yatak

Terezi: Terazi

Zıttına gitmek: hoşlanmamak

Şebit: Yufka ekmek

Balcan, badılcan: Patlıcan

Tefder: Defter

Mıh: Çivi

B.E: Bizi Sille’ye götürmüştünüz ve çok keyifli bir gün geçirmiştik. Bir düğün yemeğine katılmıştık. Bamya çorbası ve sürekli yenilenen etli pilavın tadını unutamıyorum. Sille’nin öne çıkan özellikleri nelerdir?

Z.O: Antik bir belde Sille. Binlerce yıllık bir tarihe sahip, 1924 mübadelesine kadar Türkler ve Rumlar bir arada yaşamışlardır. 30’u aşkın şair yetiştirmiş bir beldedir. Birçok iş kolunda önderlik etmiştir. Testi ustaları, yapı ustaları yetiştirmiştir. Geçmişte bağcılık önemliydi ve bağ bozumu haftaları yakın zamana kadar yapılıyordu.

Halıcılık çok önemliydi. Kök boyayla üretilen halılar Rum tüccarlar tarafından ihraç ediliyordu. Gevele dağının eteklerinde üretilen cehri bitkisi hem boya üretiminde kullanılıyor hem ihraç ediliyordu.

Gavinna dedikleri balık kurması, calla en önemli yemekleriydi Sillelilerin.

Şehrimin kaybettikleri

B.E: Bu kısmı hiç sevmiyorum ama sormalıyım. Tanıklık ettiğiniz Konya’nın kaybettikleri desem? Hani ağacından, kültürüne… Sorup hatırlayalım ki, başka kayıplar olmaması adına belki bir uyarı olur.

Z.O: Bu kafalar başımızda olduğu sürece hiç uyarı olacağını sanmıyorum. Dergahın girişindeki parkta ulu çamlar vardı, hepsini kestiler, yolunmuş tavuğa çevirdiler dergahın çevresini.

Çocukluk yıllarımda üzüm pazarı, buğday pazarı, diye pazar yerleri vardı. Ahalinin yoğun olarak alavere ettikleri yerlerdi. Yıktılar.

Sillenin girişinde iki bina vardı, eskiler askerlik şubesi olarak kullanmışlar, o güzelim binaları ata yadigarı demeyip yıktılar.

B.E: Konya’da yer adları hep dikkatimi çekmiştir. Tabi son yıllarda bir isim değişikliği mevzusu da var. Nedir bu konunun detayları hocam?

Z.O: Bu konuda daha önce yazdığım bir yazı sana yeterince bilgi verebilir.

YER ADLARININ DEĞİŞTİRİLMESİ ÜZERİNE

Koyunoğlu Müzesinin bitişiğindeki iki katlı eski Konya evi 17 Mayıs gününden itibaren, Konya Yaşam Kültürü Merkezi olarak faaliyete geçti. Konya Fikir, Sanat, Kültür Adamları Birliği Derneği olarak 24 Mayıs günü bir söyleşi programı yaptık aynı mekânda. Bu tür programlar, İkindi Sohbetleri şeklinde her hafta devam edecek.

Program sırasında söz yer adlarının değiştirilmesine geldi. Doğal olarak bütün aydınlar karşıydı bu tür uygulamalara. Fakat yönetimlerin icralarına karşılık da aydınların yapabileceği şey çok sınırlıydı. Yıllardır aydınlarını dinlemeyen yöneticilerin buyruğu altındaydık. Öyle ki bu yöneticiler yer adlarını değiştirirken ihanet içindelerdi demeyeyim, belki ağır gelir ama gaflet içinde oldukları kesindi. Bir yer adının değiştirilmesi öyle basit bir olay değil. Her şeyden önce oranın tarih hafızasını silmek demektir bu. Doğal olarak hafızayı silmekle bitmiyor olay, daha vahim şeyler var ardında.

2005 Yılında Karapınar’ın Yeşilyurt beldesine gitmiştik arkadaşlarla. Karacadağ’ın zirveleri arasındaki Ovacık Yaylasında kamp yapmıştık. Binlerce yıllık kale kalıntılarının arasında, cennet gibi bir yaylada kamp yapmak güzeldi ama o akşam sohbet arasında bize anlatılanlar yürek burkucuydu.

Yeşilyurt 1993 Yılında Salur, Sırçalı, Kıcıkışla ve Bağdaylı köylerinin birleşmesiyle belediyelik olmuş ve adına Yeşilyurt demişler. Bağdaylı ve Salur 24 Oğuz boyundan ikisinin adı. Konya’da böyle adı biçimsizce değiştirilen yüzlerce yer var. Tam 236 tane.

Ad değiştirmenin önemli gerekçelerinden biri, yabancı bir kültüre ait olması. Örneğin binlerce yıllık Kilistra Gökyurt yapılıvermiş. Bu adı sadece gençler kullanıyor, belli bir yaşın üzerindekiler için oranın adı hala Kilistra. Ata dedelerimiz bu topraklara geldikleri zaman ad konusunda hiç müşkülpesent davranmamışlar, yerleştikleri yerin adını kendi dillerine uyarlayıvermişler. Gilisra, Sille, Gonya, Bulumya, Detse, Botsa gibi.

Yer adları belirlenirken üç öğe öne çıkıyor. Yerleşimciler çoğu zaman tarihi adı konuştukları dile uyarlıyorlar. Konya, Sille, Kilistra gibi. Bazen yerleşim yerinin coğrafi konumu öne çıkıyor Obruk, Belören gibi. Bazen de boy, sülale adı veriliyor Yağlıbayat, Yapalı, Saçıkara gibi.

Kadim medeniyetler konusunda Anadolu kadar zengin bir yer daha yoktur sanırım. Üç büyük medeniyetin adını vermek bile yeterli. Hitit, Roma ve Bizans. Hal böyle olunca yer adlarının büyük çoğunluğunun bu medeniyetlerden izler taşıması gayet normal. Biz bunların üzerine Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuşuz. Anadolu topraklarında yerleşmeye başlayınca ilk yerleşimcilerin koydukları adı dilimize uyarlayarak pek az değişiklikle kullanmaya devam etmişiz. Detse, Botsa, Bulumya gibi. Parsana, Numune Hastanesinden Kampüse kadar çok geniş bir alanın adı, bu ad kimlerden kaldıysa olduğu gibi kullanagelmişiz. Hiçbir yerde Türkçe karşılığını bulamadım. Tarihçilerden, dilcilere kadar kimse de doyurucu bir yanıt veremedi ama önemli değil, benimsemiş ve kullanmışız. Birçok yere de bağlı olduğumuz boyun adını vermişiz. Şöyle bir bakın çevrenize onlarca ad çıkar karşınıza. Yağlı Bayat, Çetmi, Saçıkara, Avşar, Yapalı, Kınık, Baydaylı, Salur, Kayıhüyük gibi.

Ata dedelerimiz yer adları konusunda hiç komplekse kapılmamışlar da Cumhuriyet Türkiyesi’nde hangi duygunun sonucu yer adlarını değiştirmişiz?

Son söz, madem değiştirmeye heveslisiniz şu yaşadığınız şehrin adını da değiştirin bari, ne de olsa gavurlardan kalma, İconium…

Diyeceklerim bu kadar, bana zaman ayırdığın için teşekkür ederim cadım.

B.E: İyi ki varsın Gezgin Yürek. Ayağına taş değmesin!