Advert

Türkiye risk altında

2. Çevre Sorunları ve Ekoloji Sempozyumu’na konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. Gürkan Semiz, küresel ortalama sıcaklığın giderek arttığını aktararak, “Deniz seviyesinin de son yirmi yılda 20 santim yükseldiğini biliyoruz, bu ülkemiz için ciddi bir risk demektir. Birçok yaşam alanının da tahrip edilmesi anlamına geliyor” dedi.

Türkiye risk altında

Özlem ATAÇ

Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Topluluğu’nun düzenlediği 2. Çevre Sorunları ve Ekoloji Sempozyumu düzenlendi. Açılış konuşmasını yapan Bursa Uludağ Üniversitesi Biyoloji Topluluğu Danışmanı Prof. Dr. Sibel Taş, “Biz biyoloji topluluğu olarak 2020 öğretim yılı vesilesiyle özellikle çevre, çevre sorunları ve ekolojik dengeyle ilgili farklı konuları farklı zamanlarda düzenlediğimiz sempozyumlarda konunun uzman hocalarını öğrencilerimizle bir araya getirmek için çaba sarf ediyoruz. Biliyoruz ki insan olmadan tabiat olmaz, tabiat olmadan da insan olmaz. Dolayısıyla biz beraberce bir bütünüz. Bunun içinde birey olarak üstümüze ne düşüyorsa bunları yapmaya çalışacağız. Şairin biri diyor ki ben nezaketi ağaçtan öğrendim, ben ona tekme attım o bana başımın üstünden çiçeklerini yağdırdı. Dolayısıyla tekme açmayacağız, kesmeyeceğiz, koruyacağız ve kollayacağız” dedi.

SON YİRMİ YILDA 20 SANTİM

Pamukkale Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Prof. Dr. Gürkan Semiz, ‘Küresel Isınma Ölçeğinin Türkiye ve Biyoçeşitlilik Üzerine Etkileri’ konulu bir sunum gerçekleştirdi. Küresel ortalama sıcaklığın giderek arttığını aktaran Prof. Dr. Gürkan Semiz, “Yüz yıllık süreç içerisinde sıcaklıkta ciddi bir artış olduğunu görüyoruz. Genelde öğrencilerimiz ve meslektaşlarımız 1 derece sıcaklık artınca ne olabilir ki diye soruyor. Biz bu artışı hayatımızın akışı içerisinde çok fazla fark edemeyebiliyoruz. Ancak sadece 1 derecelik bir artış ile yeryüzünden kaybolabilecek çok fazla böcek ve bitki türü var. Deniz seviyesinin de son yirmi yılda 20 santim yükseldiğini biliyoruz. Eğer bu şekilde devam edersek de 2100 yılında bu yükselmenin yaklaşık 60 santim olacağını ve kıyı şehirlerimizin ciddi oranda kayıp yapabileceğini öngörüyoruz. Türkiye nüfusunun yüzde 55’i kıyı şehirlerinde yaşıyor. 60 santimlik yükselme demek, ülkemiz için ciddi bir risk demektir. Birçok yaşam alanının da tahrip edilmesi anlamına geliyor” diye konuştu.

YAPAY ETMENLERİN SORUMLUSU BİZİZ

“Dediğimizde küresel ısınma adı üstünde global, yeryüzünü tamamen etkileyen bir şeyden bahsediyoruz” diyen Semiz, “Yer küremiz üzerinde yıl boyunca olan kara, deniz ve havadaki ölçüler herhangi bir parametredeki ortalama sıcaklıklarda olan değişikliklerden bahsediyoruz aslında. Bu ne Bursa ne Ege ne de Anadolu ölçeğinde bir şey. Biz burada genel anlamdaki ifadesini düşünmek zorundayız. Burada iki farklı anlam karşımıza çıkmakta birincisi küresel ısınma diğeri iklim değişikliği. Eğer dünyanın küreselliğini etkiliyorsa iklim değişikliğinden bahsetmemiz gerekiyor. Parametrelere baktığımız zaman sıcaklık, yağış, nem gibi iklimsel kavramlardan bahsediyoruz. Bu yeryüzünde bahsettiğimiz değişim yani küresel değişim hangi etmenlerden oluşur dediğimiz zaman, doğal ve yapay etmenler diye 2’ye ayırabiliriz. Doğal etmenleri de kendi içinde güneş etkisi ve dünya hareketi diye 2’ye ayırıyoruz. Yapay etmenler ise fosil yakıtlar, sera gazlarıdır. Doğal etmenlere biz müdahale edemezken, yapay etmenlerin tamamen sorumlusu biziz” diye konuştu.

FENOLOJİK DEĞİŞİMLER KORKUTUYOR

Küresel ısınmanın biyoçeşitlilik üzerine etkilerinden bahseden Semiz, “Bilim insanları 3 temel etkinin üzerinde durmakta. Bunlar fenolojik değişimler, yayılış alanları değişimleri, yok oluşlardır. Fenolojik değişimler dediğimiz zaman mesela baharın erken gelmesi veya şöyle örnek verebiliriz; deniz kaplumbağalarında cinsiyet yumurtanın bırakıldığı kumun sıcaklığıyla alakalıdır, eğer kum sıcaklığı 29 derecenin üzerine çıkarsa oluşan yavrular genelde dişi, 29 derecenin altına düşerse oluşan yavrular genelde erkek oluyor. Bizim sahillerimizde yapılan çalışmalarda dişi kaplumbağaların arttığı gözleniyor. Yani erkek az dişi fazla, çünkü kum sıcaklığımız giderek artıyor. Yayılış alanları değişimleri ve yok oluşları anlatmayı gerek bulmuyorum” diye anlattı.

AKDENİZ VE EGE TEHLİKEDE

Ülkemizde neden Akdeniz ve Ege için tehlike daha fazla olduğunu anlatan Semiz, “Isınan bir iklimde tehlikede olan türler asıl olarak soğuk seven, bu nedenle dağ zirvelere lokalize olmuş, popülasyon büyüklükleri sınırlı türlerdir. Torosların yüksekleri sarptır ve uygun habibatlar sınırlıdır. Toros dağlarında su kaynakları sınırlıdır ve sınırlı kaynaklar çoğunlukla yerleşim yerlerine taşınmıştır. Bu durum zaten sınırlı olan habitatları daha da azaltmaktadır. Toroslarda, Türkiye’nin diğer yerlerinden farklı olarak, hayvancılık çoğunlukla orman üstü açık alanlarda yapılmaktadır. Otlatma baskısı dağ zirvelerine sığınmış popülasyonlar üzerinde ciddi bir yok oluş baskısı oluşturmaktadır” şeklinde konuştu.

BURASI SÖĞÜT GÖLGESİ Mİ?

Tüm ilaçların bitkisel kökenli olduğunu belirten Semiz, “Kullandığımız ilaçlar için bitkilere teşekkür etmek zorundayız. Çünkü, maddeleri bitkisel kökenlidir. Ama biz şu an artık sentetik olanları kullanıyoruz. Haşhaş, salkım söğüt, keşiş gibi. Aspirin salkım söğütten elde edilen bir ilaçtır. Bir söz vardır ‘kalk burası söğüt gölgesi mi’ diye. Neden denir hiç düşündünüz mü? Çünkü söğüdün altında oturursanız doğal aspirin içmiş gibi olursunuz. Birkaç dakika uyursanız altında 4-5 saat uyumuş gibi hissedersiniz. Haşhaştan da çocuk ilacı, morfin ve kanser ilacı gibi kullanılıyor” değerlendirmesinde bulundu.

BİYOÇEŞİTLİLİKTE EN ZENGİN ÜLKEYİZ

Ülkemizin biyolojik çeşitlilik bakımından çok zengin olduğunu hatırlatan Semiz, “Türkiye kuzeyde ve güneyde dağlar denize paralel, farklı topografik yapıya sahip, üç yanı denizlerle çevrili, farklı iklim özellikleri görülüyor, değişik yağmur rejimleri ve farklı kuşakların kesişme noktasına sahip. İngilizler bir söz kullanmışlardı yıllar önce ‘Türkiye Türklere bırakılamayacak kadar zengin bir ülkedir’. Çünkü Türkiye’de inanılmaz bir bitki kuşağı, coğrafik yapısı, dört tarafının denizlerle çevrili olması gibi. Mesela Antalya’da yukarda kayak yaparken aşağıda Konyaaltı sahilde kayak yapılıyor. Aynı anda hem kayak yapmak hem yüzmek bu dünyanın hiçbir yerinde yok. Sümerler gül, incir ve üzüm çeşitlerini toplamak ve tarımını yapmak üzere Anadolu’ya geldikleri biliniyor” şeklinde konuştu.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500