Advert

Temizlik hayatın kendisidir

Temizlik; maddi ve manevi anlamda kirden arınmak, pak ve nezih hale gelmektir. Rabbimizin bizlere emanet olarak verdiği bedeni, iman ile huzura kavuşmuş kalbi duru tutmaktır. Temizlik hem sağlıklı bir hayatın kaynağı hem de mümini kötülükten alıkoyan namaz gibi kıymetli bir ibadetin ön şartıdır.

Temizlik hayatın kendisidir

“Allah, size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez, fakat O sizi tertemiz kılmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz” Maide, 5/6.

Muhterem Müslümanlar! Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de, mümini maddeten ve manen temizleyen abdest, gusül ve teyemmümü emrettikten sonra şöyle buyurmuştur: “Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez, fakat O sizi tertemiz kılmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.”[1]

Hadis-i şerifte Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Allah her türlü noksanlıktan, kusurdan münezzehtir, davranışlarında, sözlerinde nezih olan kullarını sever; temizdir, temiz kullarını sever.”[2]

Aziz Müminler!

Temizlik; maddi ve manevi anlamda kirden arınmak, pak ve nezih hale gelmektir. Rabbimizin bizlere emanet olarak verdiği bedeni, iman ile huzura kavuşmuş kalbi duru tutmaktır. Temizlik hem sağlıklı bir hayatın kaynağı hem de mümini kötülükten alıkoyan namaz gibi kıymetli bir ibadetin ön şartıdır.

İslam; maddi ve manevi her türlü temizliğe teşvik eden bir fıtrat ve hayat dinidir. Kâinat daimi bir yenilenme ve arınma içindedir. Yeryüzündeki bütün canlılar, fıtratları gereği temiz olmaya çalışır. Ancak temizlik hususunda, eşref-i mahlûkat olan insanoğlunun bütün canlılar içinde ayrı bir yeri ve sorumluluğu vardır. Nitekim doğayı kirleten de, temiz tutacak olan da odur.

Değerli Müminler!

Temizlik bir yönüyle maddi kirlerden arınmadır. Vücudumuzun sıhhati, iç âlemimizin huzuru temizlikte saklıdır. İnsan olmanın onuruna yakışan vücut temizliği, ağız ve diş bakımı maddi temizliğin başında yer alır. Sevgili Peygamberimiz de ümmetine zor gelmeyeceğini bilse her namaz vaktinde misvakla ağız temizliğini emredecek[3] kadar bu konuyu önemsemiştir. 

Kıymetli Müslümanlar!

Peygamberimiz (s.a.s), Hira mağarasında geçirdiği inziva döneminden sonra vahiy alarak risâletle görevlendirildiği zaman “Elbiseni tertemiz tut. Her türlü pislikten uzak dur”[4] emrini almıştır. Önemli olan elbiselerin eski olması değil kirli olmamasıdır. Camilere kirli elbise ve çoraplarla gelmek, nahoş kokularla kardeşlerimize rahatsızlık vermek doğru bir davranış değildir. Mümin, hangi ortamda bulunursa bulunsun temizliğin, zarafetin ve ferahlığın timsali olmalıdır. Allah Resûlü, üzerinde kirli elbiseler bulunan bir adama rastlayınca, “Bu adam elbisesini yıkayacak bir şey bulamamış mı?”[5] diye buyurmuştur.  

Gelecek nesillere karşı sorumluluğumuz var

Beden ve elbise temizliğinin yanı sıra çevre temizliğine dikkat etmek, müminlere namazgâh kılınan yeryüzünün tamamını temiz tutmak dini ve insani bir görevdir. Tabiatta yüzyıllarca kalan ve zehir saçan plastik ve benzeri atıkları rastgele savurmak yerine geri dönüşüm kutularına atmak, çevre ahlakına uygun davranmak gelecek nesillerimize karşı sorumluluktur.

Muhterem Müminler!

Temizlik aynı zamanda insanın manevi kirlerden kurtulması anlamı taşır. Bu yönüyle temizlik, müminin İslâm’la aydınlanan kalbini karanlıktan, kirden, pastan uzak tutmasıdır. Gönlünü kibir, riya, haset, yalan, cimrilik gibi hastalıklardan arındırması; tevazu, dürüstlük, cömertlik, merhamet, edep gibi güzel hasletlerle donatmasıdır. Ruhunun aynası, kalbinin tercümanı olan dilini kaba ve yüz kızartıcı sözlerden, terbiye dışı konuşmalardan, yalan ve iftiralardan beri kılmasıdır. Göz, kulak, el, ayak gibi azalarını kötülüklerden ve haramlardan korumasıdır. Her işinde helal olana yönelmesidir. Hata ve yanlışlarından tövbe ederek günah yükünden kurtulmasıdır. Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Tövbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, dünyada yolcu gibi yaşayanlar, rükûa varanlar, secde edenler, iyiliği teşvik edip kötülükten alıkoyanlar, Allah’ın sınırlarını gözetenler; işte o müminleri müjdele!”[6]

Aziz Müminler!

İmanımızın gereği temiz ve nezih olmaktır. Dinimizin emri olan maddi ve manevi temizlik kaidelerine dikkat edelim. Ne vücudumuzu bakımsız bırakıp dağınık olalım, ne de bakımlı olmak adına aşırılıklara meyledelim. Dünya ve ahiret saadetini uman müminler olarak temizliğin ve güzel ahlakın örneği olalım. Etrafımıza dış görünüşümüzle umut; söz ve davranışlarımızla huzur ve güven verelim. Temizliğimiz imanımızın delili olsun. İçimiz dışımız, etrafımız tertemiz olsun.

Kıymetli Müslümanlar!

Diyanet İşleri Başkanlığımız, aziz milletimizin desteğiyle yurtiçinde ve yurtdışında nice camiler inşa etmektedir. Âl-i cenap milletimizin dün olduğu gibi bugün de camilerin yapımına katkı sağlayacağına olan inancımız tamdır. Yüce Rabbimizden niyazımız tertemiz bir bedenle, dupduru bir gönülle yaşam sürmek, camisiz ve ezansız kalmamaktır.

[1] Maide, 5/6.

[2] Tirmizî, Edeb, 41.

[3] Buhârî, Cum’a, 8.

[4] Müddessir, 74/4-5.

[5] Ebû Dâvûd, Libâs, 14.

[6] Tevbe, 11/112.

AFFETMENİN HAFİFLİĞİ

Günümüzde sosyal bilimciler, affetmenin fiziksel sağlık, ruh sağlığı ve sosyal ilişkiler üzerindeki faydalarını keşfettikçe, affetme üzerine yapılan çalışmaların sayısı da ciddi derecece artmıştır.

Kendilerini üzen kişilere kin tutmayıp onları affetmenin kişilerin sağlıklarını olumlu yönde etkilediği, affedenlerin kan basınçlarının düştüğü ve kalp sağlıklarının daha iyiye gittiği San Diego Üniversitesi'nde 200 kişi üzerinde yapılan bir araştırmada tespit edilmiştir. Bu ve benzeri klinik araştırmalar, negatif duyguların insanın hem psikolojik hem de fiziksel sağlığına zarar verdiğini göstermektedir.

Affetmek; en başta doğru bakış açısı geliştirmemize ışık tutar. Çünkü çamurla kaplı gözlüğümüzü yıkadığımızda hem camı temizlemiş oluruz hem de rahat bir görüşe kavuşuruz.

Affetmek; omuzlarımıza ağırlık, sırtımıza kambur olan yükleri boşaltıp daha objektif bir bakış açısıyla kendimizi kabul etmektir.

Affetmek; hürriyetimizin nişanesidir, kendimize yaptığımız en büyük iyiliktir. Aksi durumda insanoğlu affetmeyerek sürekli kendini cezalandırır, ruhuna ağır yükler taşıtır.

Affetmek; öz benliğimizle çok sıcak bir ilişki kurmamız anlamına gelir ve kendi ruhumuzla daha iyi sohbet etmemize yardımcı olur.

Affetmek; içten gelir. Affedemiyorsak içsel engellerimiz var demektir. Şuuraltımızda muhafaza ettiğimiz bir takım olumsuz düşüncelerimiz kendi gelişimimizin en büyük prangası oluvermiştir. Affetmek, kişinin öz seçimidir. Başkasının telkiniyle olmaz. Affetmek bir süreçtir ve kişinin kendisini hazır hissetmesiyle başlar.

Affetmek; kini, intikamı ve nefreti silmektir. Bağışlayarak affetmek, hataları elbette ortadan kaldırmaz; ancak öfke ve husumeti ortadan kaldıracağı kesindir.

Affetmenin bütün faydası ilk etapta affedenedir.

Affetmeyenlerde; kin, acı, nefret, düşmanlık, öfke ve korku gibi duygular hâkim olur ve bilimsel olarak birine karşı kin ve intikam isteği besliyor olmak da bedenimizde bazı olumsuz farklılaşmalara yol açar. Huzursuzluk halinden tutun, dikkat dağınıklığı, uykusuzluk ve halsizlik, ritim bozukluğu, sindirim ve mide problemlerine hatta baş dönmesine kadar... Bedeni ve psikolojik sıkıntılar mı olurdu tercihimiz yoksa affetmek mi? Günümüzde bu problemler hemen hemen bir çoğumuzda var. Yoksa biz merhameti mi unuttuk? Bencilleştik de başkalarını hep sonraya bırakınca taş mı kesildik bilmiyorum ama ne yaptıysak kendimize yaptık. Biz bugün evladımızı affetmiyoruz, çok basit şeylerden dolayı boşanma sınırına geldiğimiz eşimizi affetmiyoruz, bir ceviz kabuğunu doldurmayan meselelerden dolayı kavga ettiğimiz komşumuzu bağışlamıyoruz...

Oysa affetmek, İslam'ın en fazla üzerinde durduğu, her fırsatta teşvik ettiği ahlaki erdemlerden biridir. Çünkü bağışlamak, yapılan bir hataya karşılık vermek yerine o kişiyi affetmek Hz. Peygamberin yoludur. Her türlü işkencelerle anayurtları Mekke'den çıkarılan Müslümanlar, Mekke'yi fethettiklerinde, onlarla savaşan Mekkeliler Hz. Peygamberin kendilerine ne yapacağını, hangi cezayı vereceğini merakla bekliyorlardı. Peygamberimiz ise onlara bir ceza vermek yerine Hz. Yusuf'un kardeşlerine seslendiği gibi şöyle seslenmişti: "Tıpkı Yusuf Peygamber gibi ben de 'Bugün size kınama yok. Allah sizi bağışlasın. O, merhametlilerin en merhametlisidir.' diyorum, gidebilirsiniz, hepiniz serbestsiniz".

Allah, çok bağışlayandır, O affedicidir, affı ve affedeni çok sevendir. Affedelim ki, Allah da bizi affetsin. Affedelim, hafiflesin göz kapaklarımızın tebessümü. Affın yolunu tutanlardan olabilmek temennisiyle, Yüce Hitaba gönül açarak tamamlayalım günümüzü: "Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir" .(A'raf, 199)

BİR SORU BİR CEVAP

Dua-kader ilişkisi nedir, duanın eceli değiştirdiği, belaları uzaklaştırdığı sözü ne anlama gelmektedir?

Duanın sonuç doğuracak bir sebep olarak görülmesi, konunun kaderle ilişkisini akla getirmektedir. Tabiat olayları, sünnetullah denilen ilâhî kanunlara uygun olarak meydana gelmektedir. Başka bir deyişle tabiatta ortaya çıkan her olayın mutlaka bir sebebi vardır. İnsanın fiilleri de aynı şekilde bir sebep-sonuç ilişkisi içinde cereyan etmektedir. Sebebi ve o sebebe bağlı olarak ortaya çıkan sonucu yaratan Allah’tır (En’âm, 6/17; Yûnus, 10/107).

Dua takdirin bir parçasıdır. Hadislerde duanın belaları def edeceğine (Tirmizî, Kader, 6; Taberânî, ed-Du‘â, s. 31-32; Beyhakî, Şu‘abü’l-îmân, V, 184) işaret edilse de, ezelde duaya bağlı olarak takdir edilmiş şeyler yine dua ile meydana gelecektir. Allah, ezelî ilmiyle kulun yapacağı duayı bildiği için kaderini ona göre şekillendirmektedir. Dolayısıyla dua, diğer sebepler gibi bir sebeptir. Başka bir ifadeyle dua sonucunda bir değişikliğin olmasını Allah dilemişse bu değişiklik, tabii sebep-sonuç ilişkisi içinde hayır veya şer olarak ortaya çıkmaktadır. Dua, kulluğun gereğidir. Yoksa dua, Allah’ın meydana geleceğini ezelde takdir ettiği şeyin gerçekleşmesini önlemesi, takdir etmediği şeyin meydana gelmesini sağlaması için yapılan bir amel değildir. Ayrıca duadan maksat, Allah’ın bilmediği şeyi ona hatırlatma anlamını asla taşımaz. Dua, kişinin kulluğunu göstermesi, aczini ve ihtiyacını Allah’a arz etmesidir. https://kurul.diyanet.gov.tr/Cevap-Ara/772/dua-kader-iliskisi-nedir--duanin-eceli-degistirdigi--belalari-uzaklastirdigi-sozu-ne-anlama-gelmektedir-

Günün Ayeti

Sizin yaratılışınızda ve Allah’ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. (Câsiye, 45/4)

Günün Hadisi

Allahım, ey insanların Rabbi! Sıkıntıyı gider, şifa ver. Şifayı veren ancak sensin. Senin vereceğin şifadan başka şifa yoktur. Öyle bir şifa ver ki, hastalık nedir bırakmasın. (Al-Bukhari, "Tıb",37)

Günün Duası

Allah’ım! Fayda vermeyen ilimden, huşu duymayan kalpten, kabul olunmayan duadan, doymayan nefisten sana sığınırım.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500