Advert

Sanat, kalıba girmez

Sessiz, içine kapanık, durgun bir yapısı vardır. Çekingen görünür. Söyleşilerde kendiliğinden söz alıp konuşmaz. Söz verildiğinde konuşur. Konuşma başladığında engin bir birikiminin olduğunu hemen anlarsınız.

Sanat, kalıba girmez

Zeki BAŞTÜRK

O'nun tarihsel konulardaki donanımı sizi kendine çeker. Şiir  ve edebiyat konularında  konuşurken kendinizi alamazsınız. Tüm dikkatinizi ona verirsiniz. Sizi şiir evreninde gezdirir; duygularınızı  doruklara çıkarır.

Sosyal ve toplumsal konulara çok duyarlıdır. Ülke sorunları gündeme geldiğinde  o sessiz, içine kapanık insanın içinden avının üstüne atılmaya hazır bir aslan, bir kaplan çıkar.

Mücadeleci kimliği şiirlerine de yansır. Halkçı bir yanı, halktan yana olma özelliğini görürsünüz.

Sözcükler, ayağa kalkar, dizeler şahlanır. Şiir, tamamlandığında bir çağlayan gibi çağlar.

Güvenilir bir dosttur. Kimsenin arkasından konuşmaz. Arkadaşının, dostunun arkasında bir kaya gibi durur.

Bugün size böylesi ilginç bir kişiliği olan öğretmen ozan arkadaşımı tanıtmak istiyorum.  

Corona günlerinde sanal ortamda yaptığımız söyleşiyi keyifle okuyacağınızı düşünerek  sorularıma geçiyorum .

Sizi tanımak isteriz. Kendinizi bize ve okurlara anlatır mısınız?

Yozgat'ın Çandır ilçesinde doğmuşum. Ben üç yaşındayken İskenderun' a taşındık. İlk okula orada başladım. Daha sonra babamın tayininin Kırşehir'e çıkması sonucu, ilk  ve  ortaokul öğrenimimi Kırşehir'de tamamladım. Orta okuldan sonra girdiğim öğretmen okulu sınavını kazanmam sonucu yine Kırşehir' de Öğretmen Okulunu yatılı okudum (gündüzlü  olarak sadece kızları alıyorlardı) .

1970 yılında mezun oldum. Tayinim Van Muradiye, Çaldıran beldesine bağlı Direkli köyüne çıktı. Bu köyde iki yıl çalıştıktan sonra, kendi isteğim sonucu Van Çatak İlçe merkezine  atandım. Burada bir öğretim yılı görev yaptım. O yıl üniversite sınavlarına da girmiştim, puanım yüksek olmasına rağmen öğretmenliği çok sevdiğim için 1974 yılında Bursa Eğitim Enstitüsü TÜRKÇE bölümüne kayıt oldum.

İlk yıllarda fazla  sorun yaşamadım. 

1975--76--77--78   yıllarında  neredeyse  tüm  yüksek öğrenim kurumlarında savaş vardı.Bu savaşlardan sağ çıkarak 1978 yılında mezun oldum. Atamam o yıl, Bursa Kız İmam Hatip Lisesine yapıldı. Öğretim yılının sonunda kendi isteğimle atamam, Hürriyet Orta Okuluna geçtim.  Askerliğimi 16 ay asteğmenlik yaptıktan sonra uzunca bir süre görev verilmedi. Fransa'da tanıdıklarım vardı. Oraya gitmek istedim. Yurt dışına çıkma yasağım varmış çıkamadım.

Geçim derdi nedeniyle atamam yapılıncaya dek portre ressamlığı yaptım .

Sonra bir dostun yardımıyla Milli Eğitim Bakanlığından sorumlu subayın ikna edilmesi sonucu Kestel Orta Okulu'na atamam yapıldı. Öğretim yılı sonunda kendi isteğimle, yine bir dostun yardımı sonucu atamam, Değirmenlikızık Orta Okulu'na yapıldı. Orada altı yılın sonuna doğru, teftiş için gelen Bakanlık müfettişınin isteği ve önerisi sonucu atamam Bursa Kız Lisesine yapıldı. 

O  yıllarda fark derslerini vererek, Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği diplomasını aldım. Kız Lisesinde  on yıl çalıştıktan sonra, kendi isteğimle emekli Oldum. ( 1999)

Çileli geçen  bir yaşamınız  olmuş. Başarılı bir öğretmen,  iyi bir eğitimci olduğunuzu biliyoruz. Okuyucular adına soruyorum: Nasıl bir öğretmendiniz? Sizi zümre arkadaşlarınızdan ayıran özelliğiniz neydi?

Öğretmen ve öğrenci, bence ortak arama, araştırma, bilgi biriktirme ve bildiklerini bilmeyenlere aktarma sürecidir. Öğrencilerimi  güç  ve emek ortağı gördüğüm için en yakınım olarak kabul ederim.

Köy öğretmenliği yaptığım yıllardan unutamadığım iki anımı anlatmak istiyorum;

Van'ın Direkli köyünde ilk yılım. Kış çok sert geçiyor. 3. sınıfta bir öğrencim her sabah erkenden lojmanın önüne gelerek kapıyı tıklatıp : "Öğretmen ,ben sana yemek yapacağım, senin annen yok" demesini hiç  unutamam.

Daha acısı bu öğrencim o kış çok hastalandı. Dedesinden başka kimsesi yoktu.

Onu doktora götürecek kimse de yoktu. (O bölgede çocukların hiç değeri yok - Allah verdi, Allah aldı)anlayışı hakimdi, ölen küçük çocukları için ağlamazlardı bile) 

Öğrencimi sağlık ocağına götürme işini üstlendim. En yakın sağlık ocağı elli beş kilometre uzaklıktaydı.

Kar kalınlığı iki metre vardı. Araç yok. At ya da katır da bu karda batar, yürüyemezdi. Mecburen yürüyecektik! Uzun zor yolculuktan sonra  sağlık ocağına ulaştık. İlaçları aldık, o gece orada konakladıktan sonra, erkenden dönüş yoluna koyulduk.

Öğrenci arada bir yürüyor, zorlandığı yerlerde omzuma alıp yola devam ediyordum. Yolculuk sırasında da söyleşiyorduk. Bir süre sonra, konuşmalarıma öğrencimden yanıt gelmedi. Merak edip omzumdan indirdiğimde  onun ölmüş olduğunu gördüm.

Köye ölüsünü getirdim. Bu acıyı yaşamım boyu unutamam.

İkinci unutamadığım anımı da Çatak ilçesinde yaşadım;

23 Nisan Bayramı törenleri için ilçe meydanına inerken okulun hademesinin koluma girmesine izin verdiğim için uyarı cezası almam.(Hademe babam yaşında birisiydi).

Çileli  yaşamınız  sizi  hiç  bırakmamış. Öğretmenlik yıllarınızda  öğrencilerin yaşamına dokunduğunuzu, pek çok öğrencinin yaşamını değiştirdiğini biliyoruz.  Bu konu ile ilgili birkaç örnek verebilir mısınız?

Edebiyatı, özellikle şiiri sevdirdiğimi düşünüyorum, azımsanmayacak sayıda öğrencimle branşdaş olduk. Hâlâ çoğuyla bağımız var, görüşüyoruz.

Öğretmenlik dışında başka işlerle de uğraştığınızı   öğrendik. Hangi işlerde çalıştınız? Bu duruma sizi zorlayan etkenler nelerdi?

Görevlendirilmediğim  yani öğretmenlikten uzak kaldığım  dönemlerde, ressamlık, pazarlama işleri  yaptım.  Emekli olduktan sonra da on yıl öğrenci pansiyonculuğu  işi ile uğraştım. Ama hiçbiri öğretmenliğin yerini tutmadı.

ŞİİR, BENİM OLMAZSA OLMAZIM. ŞİİRSİZ BİR DÜNYA DÜŞÜNEMİYORUM.

Şiirle ne zaman ve nasıl tanıştınız? Şiirin  sizin için , sizin yaşamınızdaki  yeri nedir?

Şiirle ilk okul yıllarından beri ilgiliyim. Şiir benim olmazsa olmazım, yaşamımda beni en çok etkileyen sanat dalı.

İlk okul ve orta okul yıllarında daha çok halk ozanları ve onların öyküleri ilgimi çekiyordu.

Karacaoğlan, Yunus Emre, Summani, Dadaloğlu, Pir Sultan Abdal ,vb.  Yusuf ile Züleyha, Kerem ile Aslı, Mecnun ve Leyla gibi.

İlk gençlik yıllarımda ilgimi daha çok duygusal şair ve şiirleri çekiyordu; Ümit Yaşar Oğuzcan, Turhan Oğuzbaş , Atilla İlhan ve Nazım Hikmet şiirleri. Hatta bütün umudum Atilla İlhan gibi şair olabilmekti şiirlerine hayrandım,  çoğu şiirlerini ezbere arkadaşlara okurdum, Nazım Hikmet, Enver Gökçe, Hasan Hüseyin, Ahmet Arif şiirleri ünivrsite yılları ve daha sonra ses ve duygu bayrağımız oldu.

Olgunluk dönemi dediğimiz yıllarda ilgi duyduğum ve beğendiğim şairlerin başında ; Yılmaz Odabaşı gelir, Nazım Hikmet'in günlük konuştuğumuz dille şiir dilini oluşturmasına hayranım. Yılmaz Odabaşı"nın isyan ve başkaldırıyı aşka bile şiirle uyarlaması çok güzel. (Feride) şiirinde olduğu gibi.)

Yabancı şairlerden çeviri şiirlerine ilgi duymuyorum;  çünkü, şiir başka dile aktarılırken vurgu ve duygusal aktarım zayıflıyor  diye düşünüyorum.

Şiirlerinizin teması  genelde sosyal ve toplumsal içerikli.  Yaşam biçiminizden  ve toplumsal olaylara bakışınızdan mı  kaynaklanıyor?  Sizce şiir bu mudur?

Sanat adına yola çıkmışsak, yaşadığımız topluma ilgisiz olamayız. Acılar, sevinçler ve mücadele hepimiz için.

Toplumsal  konulara, halkın sorunlarına duyarlısınız. Pek çok Sivil Toplum Kuruluşuna üyesiniz ve gönüllü çalışmalar yapıyorsunuz? Bunun bir nedeni var mıdır?

Dediğim gibi, toplumu daha ileri, daha aydınlık, daha onurlu yaşanır hale getirmek için güç birliği, ortaklık gerekiyor. Bu inançla üye ve destek olmaya çalışıyorum.

Son soruyu kendinize  sormak isteseniz ne sorardınız? Okuyuculara ve topluma vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

Sanatın her türlüsüne insanlar ilgi duymalı, yeteneği ve ilgisi ölçüsünde katılmalı. Çünkü; iç dünyası güzelliklerle biçimlenmemiş  insanın iç dünyası ilkeldir, gelişmemiştir. Sanat, kaliteli insanı üretir; kaliteli insan da kalliteli dünyayı...

Şiirin dili, şairin sosyal yaşamda kullandığı dilden çok farklıdır. Çünkü, şair, şiirlerinde, beyninin ve yüreğinin dengelendiği dili kullanır ama bütün yük genelde yürektedir. Onu anlamak için şairin yüreğinin dilini anlamamız gerekir. Şair sözcüklerle sevişir, tuzak kurduğu sözcüklere aşıktır şair.

Teşekkür ederim. Sevgiler...

Bu güzel söyleşi için biz de ozan dostumuza teşekkür ederiz. Ozan diliyle dileklerde bulunuyoruz.

Şiirle bir evren oluşturun kendinize.

Şiirle kalın.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500