BURSA
Giriş Tarihi : 02-09-2020 09:05   Güncelleme : 02-09-2020 09:05

Onun yaşamı şiirden ibaret

Şair Dostlarla söyleşinin ilkini şiiri yaşam biçimi  haline getiren, YAŞAMI ŞİİRDEN İBARET OLANGÜLSÜM IŞILDAR ile yaptık. Corona günlerinde herkesin birbirinden uzaklaştığı, her şeyden soyutlandığı bir dönemde sanal oramda yaptık bu söyleşiyi. Bilinen, tanınan ve sevilen bir ozan olması nedeniyle doğal olarak söyleşinin konusu da şiir oldu. Şiirini ilginç imgelerle ve söz sanatlarıyla bezeyen Gülsüm Işıldar'ı okurlara tanıtmak için hemen sorularımıza geçiyoruz.

Onun yaşamı şiirden ibaret

Zeki BAŞTÜRK

İlk çağlardan beri var olan şiirin bu güne değin binlerce tanımı yapıldı. Yine de net olarak bir tanımı yok. Sizce şiir nedir? Nasıl yazılır? Niçin okunur?

Bence dünyanın en zor sorusu, şiir nedir? Ne  olmalı? Çünkü bu güne kadar şiirin binlerce tanımı yapılmış ama tam olarak şudur diyebileceğimiz bir tanımı olmamıştır.

Şiir, estetiğin, matematiğin, duygunun,  çırılçıplak halidir. Hayatınızdan kırkayak geçtiyse, her bir ayakla tek tek yüzleşmektir. Ancak bunu sıradan bir şekilde yaparsanız şiir olmaz, başka bir şey olur.

Şiir,hem duygu yoğunluğunu yansıtmalı, hem de bunu, saygın bir şekilde yapmalıdır.

Roman ve öyküden farklı bir yazın türüdür. İmgeye dayalı olduğu için anlaşılması güçtür. Şiirin, anlaşılabilmesi için okurun çaba göstermesi gerekir. Okunduğu anda tüketilen şiirlerin kalıcılığı olmaz.

Okuyucu, şiirin yazınsal ögeleri ile kendi düşünsel gerçekleri arasında sağlıklı bir ilişki kurarsa, imgeleri çözmesi ve şiiri anlaması kolaylaşır. Şiiri anlamadım demek yerine, şiir zevkini geliştirerek daha seçici bir okura dönüşebilir. Kısacası imgeleri anlamlandırmak, okurun işidir.

Verileni olduğu gibi almak yerine, söylenmeyeni söyleyen, düşünülmeyeni düşünen,  yeni bir bilinç durumu ve katılımcı bir okur kitlesi yaratan şiirlerin edebi değeri de  olduğunu söyleyebiliriz.

Öncelikle insanın, kendini  anlatmak için dile ihtiyacı vardır. Dil aynı zamanda, aklın dışarıya açılan uzantısıdır. İnsanlar, bunu yapabilmek için bir takım kodlar kullanıyor.

Bu kodlar kişisel değil, herkes kullanıyor, işte sanatın ortaya çıkış nedeni de budur.

Bana göre şiir: Ezra Pound’ un dediği gibi: Yoğunlaştırılmış anlamdır ve hassas bir söz sanatıdır.Oktavia Paz ise şiirin, hem bir üst konuşma sanatı, hem de ilkel bir dil olduğunu,  hem masum,  hem günahkâr, hem  melek, hem şeytan olduğunu, bütün  çelişkilerin onda çözümlendiğini söyler.

Hilmi Haşal, şiirin, gökyüzüne salıncak kurmak olduğunu  söylemişti…

Z. Betül Yazıcı, bir şairin poetikası, estetik, dil, biçim, anlam ve gönderge” bildirim”den oluşur. Bunlardan biri eksik olursa, yapılan şiir değerlendirmelerinde, diğerlerini öne çıkarmış, onu ötelemiş oluruz diyor. Bu nedenle şiiri bir bütün olarak incelemek gerekir ki, bu da uzun okumalar sonucunda kazanılan bir yetenektir. Çünkü herkes  şiirden, ancak, anlayabildiği  kadar etkilenir.

Sırf bestelenmek için kafiye, uyak gibi kaygılarla yazılmış mısraların şiir olduğunu sanmıyorum. Çünkü belli ölçülere uyma zorunluluğunun olması, şiirdeki duyguyu bozabilir ve yavanlaştırır…

İnsanın, kâdim zamanlardan beri bildiği tek şey, ölecek olması. Bu değişmez gerçek, ancak ölümsüz olabilmek için kalıcı olmanın bir yolunu araması, yâni bu çaresizliğe isyan etmesi de doğaldır.

Şiire de,  şairin isyanı diyebiliriz.

Aslında şiir, yalnızca okunmak için yazılmaz,  aynı zamanda bir yaşam biçimidir. Bu anlamda, beni şiir doğurdu dersem çok iddialı bir söz sayılmamalı, çünkü bütün hayatım tek bir şiirden ibaret. Bana göre insanın tek bir şiiri vardır, ve bütün şiirleri onun devamıdır. Ölünceye kadar bu şiir sürer gider. Bu serüvende,  karşıma çıkan, yolumun kesiştiği ve yorumlarıyla ufkumu açan herkese teşekkür borçluyum.

BENİM BU DÜNYAYA  İSYANIM VAR!

Nasıl şair olunur? Şiirini nasıl yazarsın? Şiir yazarken nasıl bir ortam ararsın?

Hilmi Yavuz, ”yeryüzündeki hüzünler, şairlere yetmeyecek kadar azdır” derken çok doğru söylüyordu. Çünkü Türk insanının geleneksel olarak iletişimi sözlü kültürdür. 

Halkı etkileyen acı olayların, ozanlar tarafından, nesilden nesile aktarıla gelmiş olması da bunu gösteriyor. Ben bu serüvene katılmadan önce de, çok güzel şiirler vardı, benden sonra da yazılacaktır, katılmam veya katılmamam hiç bir şeyi değiştirmeyecek.

Ancak,  benim bu dünyaya ait dertlerim ve isyanlarım var. Haksızlıklar, savaşlar, ayrılıklar, acılar, hastalıklar, hasret, açlık, emek ve din sömürüsü, vb. İşte bu isyanım bilinsin ve paylaşılsın istiyorum ve haykırıyorum:  Hey, oradakiler, benim  bu dertlerimi,  acılarımı paylaşır mısınız? Çünkü acılar, paylaştıkça azalır, sevgiler de, paylaştıkça çoğalır…

Günümüzde kelime yığınından oluşan şiirler yazılmakla birlikte, çok anlamlı ve güzel şiirler de var. Türk edebiyatı kıymetli bir şiir cevheridir. Geçmişte olduğu gibi bu günde,  güçlü ve yetkin şiirler yazılıyor.

Güzel bir manzaraya karşı oturup da,“hadi bir şiir yazayım “diyemezsiniz. Bu olsa olsa güzel bir mektup ya da başka şey olur.  Şiir, sanki bir volkan  gibi, biriktirilen duyguların patlamasından kaynaklanan bir boşalma halidir ki, şairin, iyi bir şiir yazdıktan sonraki ruh hali anlatılamaz…

Bazen, Orhan Veli'nin dediği gibi kelimeler, duygularınızı anlatmakta yetersiz kalır. ”Bir yer var biliyorum/Her şeyi söylemek mümkün/Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum,  anlatamıyorum”

O zaman, Umberto Econun açık yapıt, kavramını kullanmak gerekebilir. Açık yapıt, çeşitli yorumlara olanak sağlar. Bu yorumlardan biri diğerinden daha değersiz değildir, o yüzden üç nokta ile okuyucuya  anlam seçenekleri sunulmuş olur.

Şiirle ilk karşılaşman nerede ve nasıl oldu? Niçin şiir yazdın? Nereden geldi bu şiir yazma isteği? İlk tepki, ilk beğeni, ilk deneyler.... Kısaca şiir serüvenin nasıl gelişti?

Benim şiir serüvenim ilk okulda başladı. Babam asker,  jandarma,  olduğu için çok sık yer değiştirirdi. Örneğin ilkokulu altı ayrı şehirde okudum. Arkadaşlarımdan, okulumdan, sık sık ayrılmak zorunda kalmak çok üzüyordu, ancak,  içe dönük, hassas, alıngan, ve hiç unutmayan bir çocuk olarak üzüntümü dışa vuramazdım. Yaşadıklarımı, hissettiklerimi, konuşarak anlatmak yerine, yazarak anlatmayı denedim,  bu beni çok rahatlattı.

Yazdıklarım, bir dertleşmeden ibaret günlükler olsa da, zamanla şiire evrildi. Bunları birileriyle paylaşmak, benim için sokakta çıplak gezmekten farksızdı  hep gizli gizli okurdum.

Lisede divan edebiyatına ilgi duymaya başladım. Fuzuli, Nefi, Nedim’ in, dolaylı ve zarif anlatımı, imâ sanatı, az sözle çok şey ifade edilmesi hoşuma gidiyordu. Dergileri, kitapları,  okudukça, kendi yönümü seçmem gerektiğine karar verdim. Bir yandan gelenek ve geçmişle bağımı sürdürürken, diğer yandan özgün birşeyler yazmaya çalışıyorum.

Geleneksel şiiri bir okul, modern şiiri de başka bir okul kabul edersek, bu iki okulun kesiştiği yerde şiirimi konumlandırmaya çalışıyorum.

Mesleğinizin şiirinize  katkısı oldu mu? Yoksa ozanlığını gölgeledi mi? Yaşamınızla  ozanlığınızı nasıl bağdaştırıyorsunuz?

Ne yazık ki mesleğim, şiiri yadsıyan, zıt bir görev,  maliyecilik, tamamen para ve maddiyatla ilgili olunca, uzun süre şiir yazdığımı gizlemek zorunda kaldım. Bir defterdarın aşk şiirleri yazdığı duyulursa, mükelleflerin onu ne kadar ciddiye alacaklarını tahmin bile edemezsiniz.

Hele bir de,  erkek egemen bir meslekte  ve coğrafyada…

Size bir anımı anlatayım:Eski anayasa mahkemesi başkanı, Yekta Güngör Özden’in şiir yazdığını bildiğimden,  bir kitabımı yolladım. Kendisi de bana, bir kitabını yolladı, sonra telefonla arayarak sordu: Defterdar hanım, sizin şiir yazdığınızı herkes biliyor mu? Hayır üstat, köşe bucak saklıyorum. “Yahu, ben de öyle, arkadaşlarım bile bu yaşta aşk şiirleri yazdığımı bilseler, bıyık altından gülerler.

Düşünün Amerika da,  Yüksek yargı başkanı iki dize şiir yazsa, on dakika ayakta alkışlanır, biz saklamak zorunda kalıyoruz…

Uzun yıllar şiirimi,  görevimin arkasına saklamak zorunda kaldım ama  bu, maddi, katı ve acımasız dünyada bile tek huzurlu limanım şiir oluyordu. Sırf bu yüzden erken emekli olmayı seçtim.

Bir insan, salt şiir yazarak yaşayabilir mi? Yaşamalı mı? Bu konudaki düşüncelerini öğrenebilir miyiz?

 Bir insanın salt şiir yazarak yaşaması, şu açıdan mümkün görünmüyor. Şiiri de tıpkı dil gibi yaşayan ve değişime uğrayan, çevremizden etkilenen,  bizi ve çevremizi etkileyen, yaşayan, nefes alan, beslenen, beslenmezse ölen canlı bir organizma gibi düşünürsek, onu besleyen duyguları ve olayları da yaşamamız ve bilmemiz  gerekir. Hiç aşık olmamış birinin, o duyguyu bize  yansıtması ne kadar gerçekçi olabilir, birikimsiz şiir yazılabilir mi? Hem şiir, amatörlük ruhu  kaybedilirse, yazılamaz çünkü  profesyonel bir meslek değildir.

Ben şiir emekçisiyim

Okurlarınıza kendi şiiriniz hakkında ne söylemek istersiniz? Okur, sizin şiirinizi niçin okumalı?

Yedi kitabım var ama ben kendimi henüz şair saymıyorum. Bir şiir emekçisi olarak,  güzel dizeler yazan şairlere büyük hayranlık ve saygı duyuyorum.  Şiirde derdim,  çok az sözle,  çok fazla şey anlatabilmek, kelimeleri damıtarak,  birden fazla anlam yüklemek, kısacası felsefeye yönelerek, yoğunlaştırılmış anlamı yakalayabilmek. Örneğin:  “Söz/mayala/yan” da  olduğu gibi…

Bir şiirin başarılı olup olmadığına  kim karar verebilir? Şiirde başarının ölçütü nedir?

Şiirin başarı ölçüsünün yarışmalar olduğunu düşünmüyorum.  Kalıcılığı, yüzyıllar sonra bile değerinden hiçbir şey kaybetmeden okunması, hâtta, Pir sultan, Dadaloğlu, Karacaoğlan gibi giderek değer kazanması başarı sayılır. Seçkin şiir dergilerindeki eleştirmenleri de,  göz ardı etmemek gerekir.

           Yunus Emre’nin: Bir fakir ölmüş diyeler/üç günden sonra duyalar/soğuk su ile yuyalar/şöyle garip bencileyin/ dizelerinde olduğu gibi, az,  öz,  arı,  duru, bir dille elekten geçirilmiş, ama yıllardır okuyanı hayranlıkla düşündüren  bu dizelerden söz ediyorum.

Yoksa, her aklına geleni, şiirin içine tıkıştırıp, sayfalar dolusu yazılan ve mektup  bile sayılmayan şeyleri şiir saymak doğru olmadığı gibi çok şiir yazmak, çok kitap bastırmak da, şiirin kalitesini ve o kitapların yazarının da, iyi bir şair olduğunu göstermez…

           Bu anlamda edebiyat dergilerinin seçici kurullarından, editörlerinden geçerek yayımlanan şiirleri kayda değer sayabiliriz. Şahsen, Varlık, Eliz, Çini kitap, Akatalpa, Şiiri özlüyorum, Kurşun kalem, Ekinsanat, Berfinbahar, Olimpos, Cazkedisi, Mavi, Sunak, gibi dergilerde şiirlerimi görmek, bana doğru yolda olduğumu söylüyor.

Dünyada ve bizde beğendiğin, senin anladığın türde şiiri en iyi başaranlar kimlerdir? Elbette sizin kişisel görüşünüzü almak isteriz.

Büyük şairimiz, Nazım Hikmet RAN başta olmak üzere, Gülten Akın, Sebahattin Ali, Can Yücel, Cemal Süreya, Orhan Veli, Edip Cansever, Behçet Necatigil, Turgut Uyar, Özdemir Asaf, Atilla İlhan,Sennur Sezer, Murathan Mungan, Küçük İskender ve Sezai  Karakoç’un en kıskandığım dizesi: Lambada titreyen alev üşüyor…

Dünyada, Tagor,  Aragon, Edgar Allen Poe, Pablo Neruda ve Rilke’yi sayabilirim.

Gelecekte yapmak istediklerin, şu anda hatırladıkların, yeni yayımlanacak kitapların var mı? Yeni çalışmaların nelerdir?

Her şeyden önce, 2016 yılında bana, Bursa da, şiire katkı ödülü vererek onurlandıran,  Çini kitap, Eliz ve Bursa yazın derneğinin sevgili seçici kurul üyelerine verdiğim sözü tutarak şiirimi daha da yukarı taşımaya kararlıyım.

Geçen yıl Nilüfer Belediyesi beni,  Gölyazı’ daki yazar evinde 15 gün konuk etti. Orada başladığım şiirleri, bir dosya haline getirdim ancak her okuduğumda düzeltmek ihtiyacı içinde olduğumdan, ki bu, ilerlemeye işarettir. Bir türlü  bastıramadım. İyice demlendikten sonra yeni bir kitap yapabilirim.

Sayın Zeki BAŞTÜRK, bana düşüncelerimi paylaşma fırsatı verdiğiniz için teşekkür ediyorum.

Bize zaman ayıran ozan dostumuza biz de selam ve sevgilerimizle söyleşimizi noktalıyorum.