Advert

Onların sihirli sözcüğü fırsat verildiğinde olur

10 - 16 Mayıs Engelliler Haftası. Ben böyle zamanların, üzülerek söylüyorum ki; bereketsiz geçtiğini düşünüyorum demeyeceğim, öyle olduğunu görüyorum. Pek çok oluşumun içerisinde yer almış, pek çok etkinliğe katılmış biri olarak; bize icraat lazım diyorum. Bu her alanda böyle. Konferans salonlarında engelli hakları verilmez kimseye. Sorunlar belli, çözüm yolları belli, çözecek yetkililer belli. Ne duruyorsunuz o halde?

Onların sihirli sözcüğü fırsat verildiğinde olur

Büşra EKİM

Genelde Merinos Parkında görürüm onu. "Ayhan Baba" der sarılırım. Ayhan Zenbilci. Yüzü hep güler, insana moral verir kahkaları. Bu haftaya denk geldi sohbetimiz ama engellilerin sorunları ömürlük...

B.E: Ayhan Zenbilci şiir okur, yazar - çizer. Sahneye çıkar türkü söyler. Etrafındakilerin Ayhan Abisi, dostu, arkadaşı, Ayhan Babası... Bir de kendisinden dinlemek isterim; kimdir Ayhan Zenbilci?

A.Z: 1964 Kahramanmaraş doğumluyum. 1965 yılında çocuk felcine yakalanmışım. 1984 sonlarında Bursa’ya taşındım. 1985 yılında bir tekstil atölyesinde işe başladım. Manevi Abim, Kutsal Bekdemir’in çağrısı ile 1992 yılında Türk Telekom’a işçi olarak işe başladım ve 2002'de de emekli oldum.

Sonrası:

Bir garip ademdir aslında sıradan kendi halinde ama yaşadığı topluma kendini borçlu hisseden.

Borcunu ödemek için de elinden geldiğince kent sorunlarının çözümüne, engelli camiasının feryatlarına ses olmaya çalışan ademoğlu.

Yukarıda belirttiğiniz sıfatların sorumluluğunun bilincinde olan ve sevildiği kadarda insanları seven, ayrımcılıktan hoşlanmayan, haksızlığa tahammülü olmayan, yalan beyanlardan ve yalandan çıkarları için -mış yapmaktan kaçınan.

Yaşadığı ülkesinin değerlerine sahip çıkmaya gayret gösteren ve engelli arkadaşlarının, kardeşlerinin, yaşam kalitelerini hak ettiği yerde görmek için mücadele eden bir garip ademoğludur Ayhan Zenbilci.

B.E: Bursa Engelliler Federasyonu Genel Sekreterliği görevinden tanıyoruz seni Ayhan Abiciğim. Pek çok çalışmanın içinde yer alıyorsun. Nasıl başladı bu serüven?

A.Z: Genel sekreterlik kısa bir dönemdi. Emekleri hak etmediğini düşündüğüm bir kurum halini alan, Bursa Engelliler Federasyonu süreci hayatımdan ve anılarımdan çıkartmak istediğim bir olaydır.

1994 yıllarında başladı serüven aslında. Memleketim Maraş’tan Bursa’ya gelişim, iş başı yaptığım kamu kurumunda tanıştığım can dostum Sebahattin abi ile engellilerle ilgili ne yapabiliriz sohbetleri sonucunda medya ayağının bu konuyu topluma sunması gerektiğini ve bunun üzerine bir çalışma yapılabileceğinin kararı ile Bursaspor taraftarlar derneğinin olan radyo şampiyon da Umuda Yolculuk adı altında program yapmaya başladık Sevgili Abi ile... Sonrası çorap söküğü gibi geldi. Çeşitli radyolarda ve yerel televizyonlarda Umuda Yolculuk 2016 yılına kadar devam etti ve ben kendimi sürecin içerisinde buldum... İyi ki buldum ve kendimi buldum! Bu arada en azından hiç gündeme gelmeyen engelliler yavaş yavaş, çalışmalarımıza destek veren kurumlar, kişiler ve dostlarımızla gündeme gelmeye başladı. Güzel işlere imzamızı attık. Ekip arkadaşlarım Sebahattin Abi ve koordinatörümüz sevgili Akın Karakız ile.

Umuda Yolculuk programına inanan ve güvenen bize kapılarını açarak yayınların kamu oyuna ulaşmasını sağlayan Olay medya, Bursa As tv yöneticilerine ve genel müdürlerine teşekkür etmeden geçemeyeceğim.

B.E: Türkiye'de engelli olmak desem... Aklıma, konferans salonlarında anlatılan pek çok hak ve dışarı çıkıldığında yaşanan ulaşım, kaldırım sorunları gelir benim...

A.Z: Son 30 yıl içerisinde sanırım dünya ülkelerinin içinde konuyla ilgili en fazla toplantı yapan ülke bizim ülkemizdir.

Kendimden biliyorum ilimizde 1993/2020 yılları arasında çok çeşitli eğitimler, komisyonlar, toplantılar yapıldı. Alınan kararlar hayata geçirilmiş olsaydı günümüzde hala bahsettiğiniz kaldırımlar, merdivenler, ulaşım sıkıntıları konuşulmazdı.

Ben hep aynı örneği veriyorum. Ben 56 yaşındayım ve 1 yaşında engelli olmuşum. Çocukluk dönemimde yaşanılan eğitim sorunları farklı başlıklar altında hala devam ediyor. Sorun tam manası ile çözülmüş değil. Evet teknoloji ilerledi ama teknolojiye erişim zor.

Ana arterlerde yapılan bir takım düzenlemeler güdük kalıyor yani bir ayağı eksik. Ölçüler tutmuyor, önüne direk çıkıyor, esnafın malzemesi çıkıyor, kısaca engelin şekli değişiyor ama devam ediyor.

Otobüse, metroya gereken önlem alınıyor ama fiziksel ve ruhsal engel çıkıyor. Kaldırımların ölçüsü aynı değil, hizmet veren tüm araç sürücüleri aynı görüşe sahip değil. Kısaca toplum engelli algısını henüz aşmış değil. Toplumsal algıyı yönetmek STK'lara düşüyor, imkanları kısıtlı olmasından kaynaklı verimleri düşük oluyor.

Lokal çalışmaları, belirli kesime hizmetleri tartışılmaz elbette her dernek kendi çevresine ulaşabildiklerine yine kendi imkanları içinde destek sağlıyor elbette ama bu genel sorunların çözümlenmesinde pek de fayda sağlamıyor.

Kısaca bir parka engellilerle ilgili bir aparat koyarak tüm engelleri aştığını anlatan yerel yöneticiler ile çözümlenmez sorunlar... Bir STK'nın yaptığı kampanyada; "bana 10 tl yolla engellilere özgürlük verelim" demeyle de olmaz... Kısaca mış gibi yaparak çözümlenmez sorunlar.

Garip bir durumdur bu ülkede engelli olmak... Engelli çocuğa sahip olmak... Serüven daha eğitim çağında başlar ve sürer gider. Yetişkinler iş bulamaz, çocuklar gerekli eğitimi alamaz ama kamu spotlarında her şey güllük gülistanlıktır. Bir de fotoğrafın diğer yüzü vardır oraya da bakmak gerek.

Kısaca hepimiz insanız. Bazılarımızın özel gereksinimleri var ve bu gereksinimlere sosyal devlet şemsiyesi altında bürokrasinin az olduğu ortamda ulaşmak gerek.

Akülü sandalye ülkemizde son yıllarda gündemde. Aslında devlet sana bu aracı edinmenle ilgili sözde kolaylık sağlamış ama demiş ki doktordan akülü araç kullanabilir raporu al gel 

Vatandaş doktora gitmiş heyete girmiş aslında güç hareket ediyor, kas hastası olabilir, spastik engelli olabilir, kısmi felç geçirmiş olabilir ama kollarını ve elini kullanabilir durumda. Doktor, "ben bu raporu veremem sana" der. "Senin kolların çalışıyor, manuel al." der. Arkadaş manuel al diyorsun da onu alırsam bağımsız olamam. Arkamda birinin desteğine ihtiyacım olacaktır. Yok der inatla, senin sağlığın için vermiyorum der dalga geçer gibi... Ama kendisi arabasına biner gider e Müslüman o zaman sen de bisiklete bin sağlığın için neden arabaya biniyorsun ki derim ben de.

Ama yine de alamam o raporu ve hayatımı biraz daha kolaylaştıramam.

Ancak tansiyon hastası, kalp hastası, nefes darlığı gibi ekstra hastalıklarımın da olması lazım alabilmem için. Sistem göster ama verme sistemi.

Kendisi spastik engellidir eşine araç alacaktır ama doktor %90 vermez. Sistem, ehliyet vermez, araba vermez ama kanun vardır. Engellinin 1.derece yakını onun üzerinden araç alabilir komedi işte ülkede engelli olmak.

Kas hastaları, Cp hastaları, spastik engelliler ömür boyu fiziğe ihtiyaç duyarlar ama sistem, sene içinde 30 seans artı bir raporla 10 gün daha verir. Yahu bu ömür boyu bu dertle yaşayacak neden fizik tedavisini sınırlıyorsun. 52 haftaya böl, haftada 2 gün ver bırak 30 günde aldığı fizikle rahatlayan kasları yıl içinde körelmesin komedidir ülkede engelli olmak.

Birileri yol boylarında dergi satar, kalem satar, defter satar, engelliye yardım ediyoruz diye vatandaş da acır ve alır para kime gider bilinmez.

Kimse sorgulamaz, "aman" der "ne olacak" milyonlar döner... Birileri engellinin sırtından para kazanır, engelli faydasını görmez.

Aslında dert yumağı ile boğuşmaktır Türkiye'de engelli olmak... Hep eziksin, hep mahcupsun ve hep yıllar sonrasını hesap edersin.... Yaşarken duan şudur; "Allah’ım beni kimseden bir bardak su bekler hale getirme..."

Sorunların çözümü; önce gerçek sayımızı öğrenmeyle başlar. Sonra bölgesel programlar hazırlayarak, ilimiz, 7 coğrafya 7 iklim şartları ile donatılmış onun için bölgesel sorunların tespiti yapılmalı, gerçekten sayımız nedir, hane sayımı yapılmalı.

Pandemi sürecinde Sağlık Bakanlığı bir uygulama başlattı. Akıllı telefonlara yüklenen çok basit bir çalışma ile sayı tespiti yapılabilir ama sanırım gerçeklerle yüzleşmek işlerine gelmiyor hükümetlerin.

B.E: Ulaşım engeli, kaldırımlar dedim ama bunları buzdağının görünen yüzü. Asıl görmediğimiz, görmedikleri, yaşanan onca engel var. Nasıl özetleriz bu engelleri?

A.Z: Algı! Toplumsal algı mutlaka değişmeli. Sosyal politikalar, engelli bireyleri aciz gösterecek şekilde olmamalı. İnsanlar engelli bireylerin üretken kesim olduğunu görmeli. İnsanlar sanıyor ki her engelli devletten binlerce lira yardım alarak hayatını keyifle yaşıyor ve sokakta şu cümleyi duyarsınız bir çok ağızdan "oh sırtını devlete dayamış gel keyfim gel."

Ama benim bir çok arkadaşım uzaktan eğitim yani açık öğretim sayesinde birden fazla üniversite bitirdi buna rağmen iş bulamıyor. Neden bir çok özel sektör fiziki olarak hazır değil? Servis araçları uygun değil. Tüm bunlarla ilgili gerekli kanunlar olmasına rağmen hala sıkıntı dağ gibi.

Bizler dilenci tüketici değil, üretici tüketici kesimiz sadece fark edilmesi gerekir. Örnekler çok. Bir arkadaşın başarısını toplumun gözüne gözüne sokarak bunu çözemeyiz sadece. Engelli bireylerin önünü açarak, engelleri kaldırarak, toplumda eşit hale getirip, onun neler başardığını birlikte görün derim.

Tüm sorunlar zincirin halkasıdır, sırayla halkaları kaldırmak gerek. Siz ulaşım, erişim sorununu çözmeden eğitimi çözemezsiniz. Mümkün değil bu. İstihdamı, sosyal hayata katılımı çözemezsiniz. Kısaca sorun bir deyip temizlemek gerek sırayla.

B.E: 2022 ve 5378 sayılı kanunlar hangi hakları tanıyor engelli bireylere?

A.Z: 2022 daha çok sosyal yardımın maddi kısmını kapsıyor ancak kanun tek başına yetmiyor ki kanun var bir de yönetmelikler var. Kanunla yönetmelik örtüşmüyorsa sıkıntı yaşarsınız ve yaşanıyor da.

2022 yasa, engelli birey 18 yaşına geldiğinde çalışmıyorsa bir iş bulup çalışıncaya kadar kendisine eskiden 3 ayda birdi şimdi aylığa döndü maaş bağlanması ile ilgili maddesi. Sonradan yapılan bir sürü değişiklikle zorlaştırıldı. Yok evin kişi başı geliri, yok akrabanın maaşı... Ee kardeşim sen sosyal devlet olarak 18 yaş üstünü sorumlu sayıyorsan, aile gelirine neden bakıyorsun? O vatandaşı iş bulana kadar sorgusuz, sualsiz destekle iş bulmasına yardımcı ol ama nerde?

5378 sayılı kanun, aslında bir çok konuya parmak basan bir kanundu. Biliniyor ki kanun tek başına iş görmüyor yönetmelikler hazırlanırken, kurumlar arası anlaşmazlıklar ve iş birliğinin eksik olması, sorunlar yumağını çoğaltıyor sadece kanunun ön gördüğü yasal haklar yönetmeliklerle deveye hendek atlatacak cins haline geliyor.

B.E: Yakından tanıklık ettiğim bir konudur, engelli raporları. Ya da rapor çilesi mi desem?

A.Z: Sözde engelli raporları içler acısı hale geldi buna bağlı hakların bir çoğu kaf dağının arkasına saklandı.

ÖTV muaflı araç alımları arap saçına döndü. Sol ayak, sağ ayak, bedensel engelli, işitme engelli, görme engelli, zihinsel engellilerin durumu daha da beter. Veliye çocuğun üzerinden araç alabilirsin dediler %90 kriteri koydular ama o oranda rapor alan yok.

Rapor çeteleri türedi, bastır parayı sahte rapor al. Bastır parayı oranın değişsin gibi örnekleri basında çoktur yani kısaca devlet dedi ki; şu istimal var bana ne kim suçluysa onu cezalandır. Benim önüme engel koyma yani kurunun yanında yaş da yanıyor.

Kurumlara isterse engelliden yeniden rapor isteme hakkı verildi ama bir kere aldıysan sistem bir daha vermiyor gibi "mevzuat efendinin" elden geçmesi gerek.

B.E: Bir İsveç modeli çizmeye çok uzağız biliyorum ama engelliler ve eğitim hala bir bir sorun mudur bizim için? Yoksa aştık mı bu engeli? Ya da ayda 8 ya da 12 saatlik bir eğitim ile ne kadar aşabiliriz?

A.Z: Eğitim süreci engel türlerine göre değişir evet özel eğitim gerektiren bireyler ayrı ama bedensel engelliler ve görme engelliler normal özgün eğitim alabilirler. Fiziksel engellilerde okulların fiziki şartları düzeltilmeli. Görme engellilerle ilgili brila alfabesi ile basılacak eğitim materyalleri önemli. İşitme engelliler de işaret lisanı bilen eğitmenlerle sorun çözülecektir.

Biz ülkemizde işaret lisanını belirli akademik okullarda mecburi tutmalıyız. Bir doktor, savcı, hakim, avukat, polis memuru, hemşire gibi vatandaşla bire bir muhatap olunan mesleklerde mutlaka olmalı (tercihen değil mecburen). Sayıları yüzbinlerle anılan işitme engelli evlenirken sorun yaşar, hastaysa sorun yaşar, şikayet edecek olsa sorun yaşar, yaşar da yaşar çözümü gelecek nesiller bunları yaşamasın diye şimdiden önlem alınmalı yoksa biz havanda su dövmeye devam ederiz.

Özel eğitim süreci mutlaka uzamalı adı üstünde öğrenme güçlüğü yaşayan bireyler. Özel eğitim kurumları, rehabilitasyon merkezleri daha sıkı denetlenmeli ve kontrol altında tutulmalı. O çocuklar para kazanma aracı olarak görülmemeli. Bu eğitimi devlet kendi eli ile vermeli. Özel eğitim öğretmenleri daha titiz seçilmeli. Formasyon ile özel eğitimci olunması çok zordur. Sabır ister, hoşgörü ister, merhamet ister, ince elenip sık dokunmalı.

Lütfen cümlelerim yanlış anlaşılmaya neden olmasın. Bu cümleler yaşanılan olaylara dayalı tecrübeden kaynaklı. Biz işini iyi yapan eli öpülesi öğretmenler de biliyoruz.

Özel eğitimcilerin ayrıcalığı olmalı. Teşviki olmalı ve sözleşmeli eğitimciler daha titiz seçilmeli. Özel eğitim zor bir alan... (hoş ben özel eğitimde sözleşmeli eğitmeni tartışmaya açık bir konu olarak bilirim meslek hocaları da olsa süzgeçten geçmeli)

Bursa, engelleri ne kadar aştı!

 

B.E: Bursa'da dünden bugüne neler değişti ve neler öncelikle düzenlenmeli sence?

A.Z: Bursa Türkiye’ye çalışmaları ile örnek olmuş hatta ödüller almış bir ilimizdir. Kimse alınmasın bunda Yerel Gündem sürecinin büyük katkıları olmuştur. Gündemde kalabilmek adına 1997 1998 yıllarında, Engelliler Çalışma Grubu dönemin İşkur İl Müdürü Kazım Yiğit, dönemin Belediye Başkanı Sayın Erdem Saker'in desteğini ve Yerel Gündem 21 imkanlarından faydalanarak o dönemde aktif olan dernekler ile engelliler çalışma grubunu kurması ile başlar değişim. Elbette derneklerin de katkısı olmuştur. Süreç içerisinde 22 yıllık bir geçmişi vardır şimdiki adı ile Bursa Kent Konseyi Engelliler Meclisinin.

Bizim de hayata geçirdiğimiz, Umuda Yolculuk programı bu süre içinde büyük katkı sağlamıştır, Bursa ilinde yaşayan engelli camiasının sesinin duyurulmasına ve toplumsal değişime. O yıllarda çok sık göremediğimiz engelli arkadaşlarımızın sokağa çıkabilenleri sokağa çıkmış ve haklarını bizzat kendileri ifade etmiştir dönemin yetkililerine.

O günden bu güne göreve gelen tüm Belediye başkanları YG 21 Genel sekreterleri, Kent konseyi başkanları konuya sahip çıkmış ve desteklerini esirgememiştir bu vesile ile kendilerine teşekkür ediyorum.

Öncelik ne olmalı?

17 ilçe belediyesi mutlaka özel rampalı araçlardan filosuna katmalı. En az 2 adet.

Sosyal yaşam alanlarını ivedilikle erişebilir hale getirmeli.

Toplu taşıma araçlarının sayısı yeterli gibi görünse de durakların halleri ortada. Durakların nizami olmaması hizmet kalitesini küçültüyor, bu düzenlenmeli.

Akıllı duraklar hizmete girmeli, görme engellilerle ilgili sesli ikaz sistemleri tüm toplu taşıma araçlarında hayata geçirilmeli.

Ortak akıl hayata geçirilmeli ve engelli vatandaşlara hizmet verebilen düzenlemeleri yapan iş yerleri teşvik edilmeli. Gelişi güzel yapılmış rampalar sökülmeli, özellikle Fatih Sultan Mehmet Bulvarında bunlardan çok var. Ölçüleri nizami olmayanlar uyarılmalı.

Yapılan düzenlemeler TSE standartlarına uygun olmalı ve denetlenirken sıkı denetlenmeli, yasak savmak için yapılan işler komedi malzemesi olmamalı.

Engelliler ayrıcalık değil birlikte yaşamak, hayat kavgasını birlikte vermek istiyorlar. Omuz omuza, yan yana olmak ve birlikte yol almak istiyorlar, bu sağlanmalı.

B.E: Sen, "Sihirli cümle ”FIRSAT VERİLDİĞİNDE” dersin Ayhan Abi. Bursa'da da pek çok örnekleri var bunun. Sporda, müzikte... Biraz da onlardan bahsedelim mi?

A.Z: Allah bir insanı eksik yaratmışsa onu kapatacak bir yetenek vermiştir.

O yeteneği ortaya çıkartacak fırsatlar verildiğinde başarılı bir müzisyen, başarılı bir sporcu, başarılı bir hekim, avukat olacaktır.

Hatta benim iddiam bizde öyle yetenekler var ki ülkeyi bile yönetebiliriz.

Engelli bireyler, sağlık raporları ile değil sosyal yetenekleri ile hizmet alabilmeli. Bir hekimin görüşü önemli elbette ancak bireyin kendisini geliştirebileceğini hesaba katarak, engelli arkadaşların politikaları, sağlık sistemi üzerinden değil sosyal politikalar üzerinden ele alınmalı derim.

Bursa özellikle spor konusunda güzel çalışmalara imza atan bir il. Ancak spor kulüpleri ve sporcular daha çok desteklenmeli. Bizde bireysel sporlarda, Avrupa şampiyonları var. Kulüplerimiz kupaya doymuyor ama sorunları da bitmiyor. Kendi söküklerini dikmeye çalışırken, spora yeterli zaman ayıramıyorlar.  Aslında temsilcilerin ve sporcuların katılım sağladığı her il, kendi spor şurasını düzenlemeli ve ülke sorunlarının ve sporun bir el kitabı olmalı. İçinde çözüm önerilerinin de olduğu yöneticilere baş ucu kılavuzu olmalı.

Yazarların bir etik kurulu olmalı. İyi yazarla, yazar ayrılmalı. Sırf engelli diye yazdığı kitaplar alınmamalı. Kitapların başlığında bu ENGELLİ YAZAR olmamalı. Eğer böyle olmaya devam ederse gerçek yetenekler arada kayıp olacaktır.

Anlatmak istediğim; sanatçının, edebiyatçının, şairin, sakatı sağlamı olmaz ya vardır ya yoktur.

Ben az ifade ettim siz çok anlayın. Bunlar gelecek nesillere sağlıklı bir ortam bırakabilmenin adımlarıdır. Bugünden yarına olmaz elbette.

Ne demiştim yukarıda, insanlar engelliye yardım adı altında dergi satıyor, kalem satıyor, bunlar insanların zayıf tarafıdır, kullanıyor.

Eğer toplumsal eşitlik kavramı diyorsak yeteneklerin başındaki ENGELLİ ifadesini kaldırmamız gerek bence.

Belki ifadelerim birilerini kızdıracaktır ama sözüm bireylere değil insanlar istedikleri gibi davranmakta özgürdür.

Sözlerim, algı değişikliği ile ilgili. İzlenen yöntemlere bir atıfta bulunmak ve tavsiye etmekten ibarettir.

Dileyen istediği sıfatı kullanır, istediği yöntemde satış yapar ama AYHAN ZENBİLCİ böyle düşünüyor, böyle öneriyor dememiz gerekir. Amaç kimseyi suçlamak, hor görmek ve aşağılamak değildir bilinsin lütfen.

Eğer kırılan alınan varsa da şimdiden özür dilerim.

B.E: Yüreğine sağlık Ayhan Abiciğim... Çok teşekkür ediyorum sohbetin, verdiğin bilgiler ve hatırlattığın gerçekler için.

A.Z: Ben teşekkür ediyorum. Bu vesile ile topluma mesaj göndermeme aracı olduğun için, gülen gözlü güzel kardeşim.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500