Advert

ÖĞRENİYORUM: HAKKI GÜLEÇ

"Yani öğrenmek ve anlamak durumundasın. Belki on bin kişiyle görüştüm. 'Aaa...' diyorum bazen. Hemen not alıyorum. Hiç düşünmemiştim diyorum. Kitaplarda hiç okumadığım şeyler diyorum. Yani farklı insanları tanıdıkça da kendini tanıyorsun, sana ayna oluyor. Çok şey öğreniyorsun" Böyle bir öğrenme tutkusu olan insanla çok özel röportaj...

ÖĞRENİYORUM: HAKKI GÜLEÇ

Büşra EKİM

Birkaç yıl önce, Hakkı Hocamın "siyasette beden dili" konulu eğitimine katılmış ve o vesileyle tanımıştım kendisini. Sonraları ise Çanakkale Savaşı'nı anlattığı bir etkinliğinde çok yönlülüğüne hayran kalmıştım. Şimdi ise bilgilerinden daha da faydalanmak için derinlemesine bir sohbete koyulduk.

B.E: Sizi sizden dinlemek isterim hocam. 
H.G: Kökenimden dolayı ‘Antalya/Aksekiliyim’ diyorum ancak Konya doğumluyum ve ilk orta ve liseyi Konya'da okudum. Evliyim ve birisi avukat diğeri eczacı iki oğlumun ikisi de istanbul'da çalışmaktadırlar. Eşim ev hanımıdır. Mezun olduğum Konya Gazi Lisesinden bahsetmeden geçemeyeceğim. Osmanlı'dan kalma eski tarihi bir taş binadır okulumuz, Çanakkale Savaşı'na katılan ve geri dönmeyenlerin izlerini taşır ve son derece başarılı öğrenciler yetiştirmiştir.
Sonrasında ODTÜ'de geçen üniversite yıllarım bende hayata bakış açısından oldukça köklü değişimlere neden olmuştur.  
Üniversite yıllarımda gerek üniversitemizin, gerekse ülkemizin içinde bulunduğu koşullar olağanüstü sıkıntılıydı.   
Ortalama 1955-1965 doğumlu olan üniversite gençliği “78 kuşağı” olarak  adlandırılır ve o kuşak en büyük bedelleri ödemiş ve 1980’in 12 Eylül'ünü yaşamıştır. 

B.E : İkiye bölünmüşlüğün zirve yaptığı yıllar yani…
H.G: Evet maalesef o dönem yaşananlar bir akıl tutulmasıydı!  
O dönemin kaosunu yaşamış olanların ortak özelliği çoğunlukla politize olmaları, politik zekalarının güçlü olması ve çok okumalarıdır. Onlar bugün hayata hangi pencereden bakarlarsa baksınlar bir kalıba girmeleri mümkün değildir. 
Lise çağlarında başlayan ve üniversite yaşamın boyunca devam eden o siyasi çalkantılı dönemde birbirine karşıt olanların her şeye rağmen bugün çok rahat anlaştıkları gözlemlenir. Çünkü geçmişin muhasebesini yapmışlar ve yetişkinlik dönemlerinde gerekli dersleri çıkartmışlardır.
Üniversite yaşamım sonrası Konya’da akrabalarımız dahil ortak kurulmuş bir aile şirketinde bir dönem çalıştım ve  sonrasında kurucusu olduğum özel öğretim kurumu rehberlik servislerinde görev aldım. 


B.E : Sizin etkinliklerinizde çok yönlülüğünüze hayran kalmıştım. Çok yönlü olmaktan bahsedelim mi biraz?
H.G: Mesleğinde oldukça uzman olan doktor, avukat, mühendis öğretmen vb eğer tüm yaşamları boyunca sadece ders kitabı okumuş ve mesleki yayınları takip etmiş iseler onların  cahilliğinden bahsedebiliriz. Yani mesleki bilgilerinin hayattın diğer alanlarıyla olan ilgisini tam olarak kuramayanları kast ediyorum. Sahip olunan bilgiler bağlamından kopuktur. Mesleki bilgiler onun hayatın diğer alanlarıyla olan bağını kurmasını sağlamıyorsa, sadece mesleğinde uzmanlaşmış da olsalar ben bu tip insanlara “meslek robotu” gözüyle bakarım.  Aile danışmanlığı ve rehber öğretmenlik dönemlerinde bu tip kişilerle çok karşılaştım. 
    İnsanın cahillikten kurtulması ancak çok yönlü olmalarıyla mümkündür bunun içinde hangi meslek dalında olursa olsun sosyoloji, psikoloji tarih, ekonomi, siyasi bilimler ve felsefe konularıyla ilgili olarak elinden geldiğince bilgi sahibi olmaları, dünya klasiklerini okumaları, günceli takip etmeleri  sanat, spor çalışmaları ve toplumsal etkinliklere katılmaları, kültürel geziler yapmaları vb onların mesleki bilgilerinin hayatın diğer alanlarıyla olan bağlantılarının farkına varmalarını sağlarken bilgi sahibi olmaktan çok sürekli öğrenen gelişen bir bilge insan olmaya başlayacaklardır. Ve zihinsel gelişimleri oldukça güçlenecektir. 
Beynimizin sağ kısmı sezgilerimiz, sanat, hayal gücümüzü sol kısmı ise mantık hesap muhakeme yeteneği ile ilgilidir.   
Yapılan araştırmalar göstermiştir ki bir insan hem sağ hem de sol lobu güçlendirdiği zaman zihinsel artış oranı 10 misli civarında olabilmektedir. 

Beynin iki lobunu da kullanabilmek 
Örneğin Albert Einsteın’ın çok iyi keman çalıp, spor yapması aynı zamanda matematik, fizik bilimi ile olan ilgisi beynin her iki lobunu da kullanması anlamına gelir. 
Ben eğitim bölümü okudum üniversitede. O zaman rehber öğretmenlik yoktu. Ancak bakanlıkta bu yönde çalışmalar vardı. Bu nedenle PDR bölümünün tüm derslerini aldık. O dönemin Milli Eğitimi Bakanı, ODTÜ Rektörüyle anlaşıyor, buradan yetişen öğretmenler Anadolu Liselilerinde zamanla gündeme gelecek rehber öğretmen olabilsin, ayrıca istediği bir branş dersini  İngilizce anlatabilsin diye düşünüldü. MEB olarak ODTÜ nün İngilizce eğitim alt yapısından yararlanma düşüncesi vardı. 
Branş dersim fizik-matematikti ayrıca seçmeli ders olarak da Tarih dersi aldım. Çanakkale muharebelerini lisede bize çok güzel anlatan tarih öğretmenimizin etkisi vardı. 
Kurucusu olduğum dershanede rehber öğretmen olarak çalışmalar yürütürken ayrıca eğer branş öğretmeni mazeretinden dolayı gelememişse o gün için ben fizik, matematik ve İngilizce derslerine de girebiliyordum.  
B.E : Aile danışmanlığı yapıyorsunuz ayrıca. Aile Danışmanlığı ülkemizde henüz çok yaygın bir alan değil. Bizde ve dünyada gelişimi nasıl aile danışmanlığının?
H.G: Dershanecilik yıllarımdan sonra Uzman Aile Danışmanlığı Sertifika programını takip ettim.Bir dönem Aile Danışmanlığı sertifika programını takip eden gruplara yönelik derslere girdim. 
Şu an mesleki konularımla ilgili çeşitli gazete ve dergilerde haftalık yazılarım yayınlanmakta, birçok kurum ve kuruluşa yönelik “insan ilişkileri ve iletişim”, “aile içi iletişim”, “beden dili ve mikro beden dili”, “duygu kontrol ve rahatlama teknikleri”, “bağımlılıklar (sigara bağımlılığı,  teknoloji bağ, alkol bağ)” “sınav kaygısı” vb konularında seminerler vermekteyim. Ayrıca birçok aile ile danışman olarak görüşmelerim sürmektedir. 
Aile danışmanlığı AB ve ABD de 60-70 yıldır olan bir  meslek dalıdır.  Tarım toplumunda var olan geniş aileden sanayi toplumuna özgü çekirdek aileye geçerken boşanmalarla birlikte suç oranları, sosyal ve ruhsal sorunlar artmaktadır.
Geniş ailelerde yeni evlenenler çoğunlukla kök aileleri ile yaşarlar ve her bireyin toprakla tarımla hayvancılıkla bağ ve bahçe ile olan işleri birbirleriyle olan dayanışma yardımlaşma birlikteliğini güçlendirmektedir.      

Ekstrem durum olmadıkça!...
Kendi kendine yeten kapalı ekonomik  yapıda gelenekselliğin etkisi ile kimin nasıl davranacağı binlerce yıldan beri oturmuştur. Kök ailelerde anne babalar evin büyükleri yeni evlendirdikleri çocuklarına örnektirler onlarla sürekli iç içedirler. Çok ekstrem bir durum olmadıkça boşanma oranı oldukça düşüktür. Çocuklar boş bırakılmaz sahiplenilir. İnsanların özgür olmaya olduğu kadar ait olmaya ve güven duyacağı bir ortamın parçası olmaya çok ihtiyacı vardır. 
  Ancak geniş aileden çekirdek aileye geçişte oluşan boşluğu dolduran Aile Danışmanlarıdır. 
B.E : Aile Danışmanı hangi eğitimleri alır ve hangi alanlarda danışanlarına destek olur peki hocam?
         Pdr, psikiyatri, psikoloji, yüksek hemşirelik çocuk gelişimi gibi bölüm mezunları ortalama 500 saatlik süresi olan ve lisans üstü eğitime denk gelen  eğitimde öğrenciler aile hukuku, nişanlılık, evlilik süreci, boşanma, aile ekonomisi, aile içi iletişim, çocuk ve ergen eğitimi evlilik öncesi psikolojik danışmanlık vb konularda dersler alırlar. 
    Aile danışmanı gerek görürse ve eğer kendisi tedavi süreci konusunda uzman değilse  danışanlarını psikolog ya da psikiyatriste yönlendirebilir.  
   Eş seçimi, eşlerin birbirlerini tanıması, aile içi iletişim becerilerinin geliştirilmesi, evlilik sürecinde yaşanılan sorunların çözümü, biyolojik psikolojik sosyal yönden farklılıkları olan kadın ve erkeklerin birbirini anlamaları, duygu kontrol, çocuk yetiştirme, boşanma sürecinin yönetilmesi gibi birçok alan var. 
    Mevcut hükümetimiz ilk beş yılında konuya oldukça önem verdi Avrupa bunu nasıl çözmüş incelendi ve bizimde takip ettiğimiz eğitim programları geliştirildi ama süreç planlandığı gibi gitmedi ve sağlıklı devam etmedi. 
    Ben Almanya ve İngiltere’de şunu gördüm, teşbihte hata olmaz; bir otomobil kullanmak için kursa gidersiniz ya, yeni evlenecek çiftler evlilik öncesi aile danışmanıyla zorunlu ortalama yirmi saat civarında zaman geçiriyorlar     Bizdeki aile hekimliği gibi onlarda da her ailenin danışmanı var. Ortalama 50-100 aileye bir aile danışmanı düşebiliyor. 
    Aile her karşılaştığı sorunu kendi danışmanı ile paylaşıyor süreci birlikte değerlendiriyorlar. Ancak bizde bazı belediyeler bu konuya ilgi gösterirlerken çoğunluğun haberi bile yok bu konudan.  
    Mesela halen yaşadığım Mudanya’da konuyla ilgili dosya hazırladım; belediye yetkilileri ile görüşmelerim oldu. Birkaç kere konuyla ilgili ailelere yönelik seminer ve söyleşim oldu hepsi bu kadar yani konu ilerlemedi! 
Mudanya ilçesine yönelik proje içeriğinde halkın tümüne yönelik “Evlilik Okulu” başlıklı bölümde evliler, boşanmışlar, boşanma sürecini yaşayanlar, bekarlar ve gençlere yönelik konular vardı. Bu projede yöremizin uzmanları görev alabilecekler, mesai sonlarında haftada birkaç saatlik söyleşi ve eğitimlerimiz devam edecekti…
   Bunun halen uygulamalı örnekleri var geliştirilebilirdi! 
B.E : Size en çok neler sorulur mesela bu konuda?
H.G:
“Ben çocuğumu nasıl yetiştireyim hocam” derler. Ben de derim ki; önce kendinizi yetiştirin, iyi bir karı koca olmadan iyi bir anne baba olamazsınız vb”  Ancak bu konu oldukça uzundur ayrı sürede detaylı görüşme gerektirir. 
 

B.E : En çok şunu merak ettim aslında. Köken Akseki, yaşadığınız yer Konya ve sonra ODTÜ. Bu bir yaşam çeşnisi bence. Kişiliğinizi nasıl etkiledi bu çeşitlilik?
H.G : Çok etkiledi Büşra. Fakat ailemizde hep demokratik bir yapı hakimdi. Esas olarak Türkmen Yörük kültüründen alıyoruz bunu. Bu kültürde kadın erkek birdir. Kaç göç olayı yoktur. Durumu açıklayan folklorun de dahi kadınıyla erkeğiyle yan yanadır insanlar. Dolayısıyla zaten böyle bir anlayıştan geliyordum ama evet ODTÜ çok şeyler kattı bana. Bir defa eğitim oldukça disiplinli ve kaliteliydi hocalarımız çoğunlukla yurt dışında eğitim almışlar kitaplarımızın tamamı yabancı ülke basımı ve İngilizce idi . Dersler yabancı öğrenciler olduğundan dolayı İngilizce işlenir hocanın dersi Türkçe vermesi yasaktı. 
      Şu an zamanım her ne kadar Bursa, İstanbul vb yerlerde de geçse  her Konya’ya gidişimde, ben kendimi orada çok  iyi hissediyorum. Çocukluğum, gençliğim, anılarım demekti Konya. Rahatlama tekniklerinden biri de çocukluğumuzun geçtiği yerleri ziyaret etmemizdir. Çocukluk dönemimizi hatırlatan  oyun çağlarımızın anılarını canlandıran o yerler bizi rahatlatır.

Günümüz siyaseti çıkmaz sokaktır

B.E: Günümüz siyasetine bakışınız nedir peki?
H.G : 
Siyaset, insan yaşamının her alanında vardır. Olmalıdır. Ancak particilik bambaşka bir şey.  Türkiye’de particilik değerleri sermaye yapmak demek. 
    Günümüz siyaseti özetle çıkmaz sokaktır çünkü orta çağın geriye götüren değerleri ile bu ülkeyi ileriye taşıyamazsınız.  
    Son elli yıldır özellikle ABD'nin etkisiyle kuruluş ayarlarından uzaklaşan ülkemizin kalkınması, çağdaş demokratik gelişmiş bir ülke olması asla mümkün değildir Tablo her geçen gün daha da kötüye gitmektedir. 
    1980 sonrası tüm dünyada gündeme gelen kapitalizmin en vahşi uygulaması neoliberal politikalarla devletlerin sosyal yönü yok edilirken gelir dağılımı en adaletsiz boyutuna ulaşmıştır. Ülkemizde de siyasalislam neoliberal uygulamalar kol kola giderken tüm alanlarda tam bir yıkım yaşanmakta işsizlik pahalılık yoksulluk yolsuzluk tavan yapmıştır diye özetleyebiliriz. 
 

B.E:  Sizin mottonuz “hala öğreniyorum”. Ve bunu beni çok etkiliyor. Nasıl edindiniz bu ilkeyi?
H.G :   Evet İtalyan bir heykeltraşa aittir bu söz.  Seksen yaşını aşkın bir yaşta söylemiş bunu. Çok etkilendim. O yazısı dershanemin duvarına asmıştım. Homo Sapiens dediğimiz insanın iki yüz bin yıllık serüveninin son elli bin yılda sanatla, kültürle, bilimle ve son üç bin yıldır da felsefeyle ilişkisi onun en üst beyninin, neo korteksinin gelişmesi demektir. Sürekli bir gelişim söz konusu. Dürtüleriyle hareket eden, etiketleyen, siyah ve beyazın dışına çıkmayan, daha bencil, daha az gelişmiş, tepkisel, hayvansal yönünden uzaklaşıp; daha insancıl, gelişim içerisinde olan, entelektüel yönü güçlenmiş insan olmak için hayatla hep bir etkileşim halinde olacaksın.
     Yani öğrenmek ve anlamak durumundasın. Belki on bin kişiyle görüştüm. "Aaa..." diyorum bazen. Hemen not alıyorum. Hiç düşünmemiştim diyorum. Kitaplarda hiç okumadığım şeyler diyorum. Yani farklı insanları tanıdıkça da kendini tanıyorsun, sana ayna oluyor. Çünkü her insan, insanlığın tüm özelliklerini barındırır yaşam koşullarımız hangi yönümüzün güçleneceğini belirler. 
     Ancak ön yargısız , yorumsuz dinlemeyi yani empatik dinleyeceksin halden anlayarak iç seslerini susturarak dinleyeceksin. Empatik dinleme Sempatik dinleme değil. Sempatik dinlemede onula dertleşerek onun hislerini yaşamak vardır. Empatik dinlemede ise kendini kaptırmadan, onun hislerini yaşamadan onu anlama vardır. Çünkü duygu yoğun duruma girmek sağlıklı düşünmeyi zorlaştırır. Siz çok öfkeli anınızda korkan üzülen kaygılı anınızda mantığınız baskılanır. En rahat anlarımız zihinsel verimimizin artığı anlardır. Bu nedenle empatik dinlenilen kişi  “anlaşılıyorum” duygusu içine girerken rahatlar ve kendisini daha iyi görmeye başlar 

Doğduğumuz evden yazılımımız başlıyor
B.E: İnsanın dönüşümü desem? 
H.G : 
Bu bir süreçtir. Konuştuğum her insan bende bir cümledir. O bir aforizmadır. Algılarımız açıksa, söylenileni anlamlandırabiliyorsak tabi. Bu süreç hep devam eder. Bilgisayara benziyoruz aslında Sevgili Büşra. Donanımlarımız yani fiziksel özelliklerimiz hep aynı. Yazılım ise etkilendiğimiz olaylardır, okuduklarımızdır, kaderimizdir. Kaderimiz ise annemiz, babamız, doğduğumuz evden yazılımımız başlıyor. Bir psikiyatrist buna “kader motifi” diyor. Harika bir tanım bu. Anne karnındayken başlar bu motif örülmeye. Altıncı aydan sonra annenin tüm ruh hali etkiler çocuğu. Bir bebeğin  dünyaya geldikten sonra  “seviliyor muyum ve güvende miyim” kaygısı yaşar. 
     Bunu annenin gülümsemesi karşılar. Mesele şu; “insan yedisinde neyse yetmişinde o dur” yanlış kardeşim. Olur mu öyle şey? İnsanın kader motifi onu kötü bir insan olmaya ittiyse, bunu fark ettiği anda “dur” demeli bir şeylere. Geçmiş yaşamlar özellikle ergenlik dönemlerinde kırılmalar yaratsa da yetişkinlik dönemlerinde farkında oluş sürecine girdikçe kendimizle yüzleşiriz ve irademizi ortaya koyarız değişim başlar. 
 

B.E: Eğitim sistemimiz hepimizin en çok yakındığı konulardan. Sizin yorumunuz nedir bu sistemsizliğe? 
H.G : Siyaset konusunda da ifade ettiğimiz gibi beyni hafıza deposu olarak kullanmaya yönelik bir sistem söz konusu. Oysa ki düşünme ve yoruma dayalı olmalı. Sıkıntımız bu noktada başlıyor. Beyinde bilgi çok ama birbirleriyle kurulamamış bir ilgi söz konusu. Gelişmiş ülkeler, kitap defter açık sınav sistemi uygular. Ezberci insanın sorgulama yeteneği kalmıyor. 
 Beyin kullanıldıkça güçlenir, kullanılmadıkça düşünmedikçe de alan kaybeder. Japonlar sürekli uygulamalı ve hayatla iç içe eğitimi Köy Enstitülerini örnek aldılar.  
  Endüstri 5.0'ın, yapay zekanın gündemde olduğu, teknolojinin baş döndürücü gelişimi karşısında en gelişmiş ülkeler çocuklarının zihinsel gelişim sağlayan eğitimine  oldukça önem vermektedirler. Bu anlamda bu ülkelerde özellikle 12 yaşına kadar olan sürede hiçbir konunun ezberlenmesine asla  izin verilmez. 
      Bir ülkede en önemli konu insanların nasıl yetiştiğidir. Hafıza ile öğrenenlerin zihinsel gelişim olmadığından matematik zekası fazla gelişmez matematik zekası düşük olanların da adalet duygusu gelişmez. 
    Çünkü adalet de, matematik de muhakemeyi gerektirir. Hafızların hukuk fakültesine dekan yapanların yaptığı eğitimden ne hayır gelir ki!
Hafız yetişmişlerin yönetici olduğu siyaset ürettiği bir ülkede adalet olmaz adalet olmayınca da devlet olmaz. 
    Halbuki “oku” diye başlayan “akıl edin” diye biten Kur’an-ı Kerim bilimi, düşünmeyi ve aklı yüceltirken yapılan siyaset, sözde savunduklarına da ters düşer
     Bugünün siyasetinin yönlendirdiği eğitim sisteminin kökleri beş bin yıl öncesine Sümerlere kadar dayanır.       
       Halbuki insanlık son üç bin yıldır felsefe ile meşgulken sorgulamayı sistematik düşünme sayesinde akıl çaplarını geliştirmesini sağlamaya çalışırken biz Türkiye olarak  2400 yıl önce “sorgulanmamış hayat yaşanmaya değmez” diyen Sokrates’in gerisine düşmekteyiz.  
B.E : Tıpkı sanatta, estetik anlayışımızda olduğu gibi... 
H.G: Almanlar İkinci dünya Savaşından sonra ilk iş tiyatrolar kurdular çünkü ilk yapacakları toplumu inşa etmekti.   
     Tiyatro sayesinde davranış eğitimine yönelik  istendik davranışların sergilenmesinde görselliğin sanatçı ruhuyla harmanlanarak sahnelenmesinde insanlar üzerinde oldukça kalıcı bir etki yaratır.  
    2500 yıl önceki özellikle Ege ve Akdeniz de yer alan Aspendos Side antik tiyatroları sanat edebiyat ve felsefe sayesinde Yunan medeniyetin demokrasi, atom, elektron, suyun kaldırma kuvveti Arşimet prensiplerini o dönem filozoflarının düşünceleri ve de özellikle İslam’ın altın çağında yetişmiş İbni Sinaların, İbni Haldunların Farabilerin ve yüzlerce aydın bilim adamı yetiştiren ikliminin günümüz yaşamında ne kadar etkili olduğunu biliriz. 
    Özetle bugün ülkemiz eğitim sistemi 2500 yıl önceki aklı, bilimi, sanatı, felsefeyi önemseyen bazı uygarlıkların oldukça gerisindedir.  
 

En güçlü insanlar serüveni

B.E: Beden dili konusuna değinecek olursak peki?
H.G: En mutlu, güçlü, başarılı insanlar kimlerdir sorusuyla başlayalım. Harward Üniversitesi’nin 1974 yılından beri devam eden araştırmasıdır. Cevap; ise önce kendisiyle sonra çevresiyle iletişim becerileri güçlü olan insanlardır. 
    İletişimle başladık şimdi beden diline doğru gidiyor konu. Beden dilinin iletişimdeki etkisi %60 civarındadır. Ses tonumuzla olsun, jest mimiklerimiz olsun, bakışlarımız olsun hepsi beden dilidir. İç dünyamızın dışa yansıması beden dilidir. Ben ne kadar hızlı da konuşsam dakikada en fazla 150 - 200 kelime konuşurum. Dakikada beynimizden geçen düşünceler ise 1000 kelimeyle ölçülürken 150 - 200 kelimeye döküyoruz. Geri kalanı beden dilimizle yansıyor. Çok konuşup hiç mesaj verememek de mümkün, hiç konuşmadan büyük mesajlar vermek de mümkün. 
    Güven ve sempati için sesin, sözün ve içeriğin uyum içinde olması gerekir.
      Beden dilinin 1970'lerde ilk kitaplarını yazan, araştırmalarını yapan Amerikan kökenli FBI ajanlarıdır. Bunların çoğu ruh ve davranış bilimcisi. Onlar emekli olduklarında tecrübelerini kaleme almışlar. ABD de Polisleri mesela o kadar iyi eğitiyorlar ki. Olay yerinde zanlıları beden dilinden dolayı göz altına alma yetkileri var. 
     Gözler çok önemlidir mesela. Bebeklerin göz bebekleri büyük olur mesela. Yaşlandıkça insanların göz bebekleri küçülür. Poker oyuncuları koyu gözlük takar; oyuncunun elini ele veren gözler kontrol edilemez çünkü. Beden dili kültüre göre değişirken, beynimizin duygu üreten kısmı bizim duygusal aklımızdır. Bu bölgenin ürettiği duygusal beden dili ise evrenseldir. Evrensel selam gülümsemektir. Annenin gülümsemesi evrenseldir. 

...

Kompleksiz, bilgisi, kahkası bol Hakkı Hocamla zaman nasıl geçti anlamadım bile. Evrensel selam gülümsemektir ya hani... Bilgisiyle, gülümsemesiyle dünyayı gülümsetenlere selam olsun... 

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500