Advert

Nimete şükür musibete sabır gerek

Bizler Allah’tan geldik ve O’na döneceğiz. Rabbimizin dünyada hepimizi çeşitli şekillerde imtihana tabi tuttuğunun idrakindeyiz. Bu dünyanın geçici, ahiret hayatının ise ebedi olduğuna yürekten inanıyoruz. Rabbimizin verdiği nimetlere şükrediyor, musibetler karşısında ise sabır ve sebat gösteriyoruz.

Nimete şükür musibete sabır gerek

Ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu; böylece Allah dönüş yapsınlar diye işlediklerinin bir kısmını onlara tattırıyor.” 
Hadis-i şerifte ise Resûl-i Ekrem (s.a.s), şöyle buyuruyor: “Batan bir diken bile olsa Müslüman'ın başına gelen her bir musibeti, Allah onun günahlarına kefaret kılar.” 
Aziz Müminler! 
Bizler Allah’tan geldik ve O’na döneceğiz. Rabbimizin dünyada hepimizi çeşitli şekillerde imtihana tabi tuttuğunun idrakindeyiz. Bu dünyanın geçici, ahiret hayatının ise ebedi olduğuna yürekten inanıyoruz. Rabbimizin verdiği nimetlere şükrediyor, musibetler karşısında ise sabır ve sebat gösteriyoruz. Rabbimize güveniyor, O'na tevekkül ediyoruz. Ancak doğal afetlere karşı insan olarak üzerimize düşen sorumlulukları da yerine getirmeye çalışıyoruz. 
Kıymetli Müslümanlar! 
En büyük galaksilerden en küçük karıncalara kadar, tabiat bir bütün olarak Allah tarafından yaratılmıştır; her an O'nun kontrolü altındadır. Tabiatın muhteşem uyumu ve dengesi, Allah'ın hükmüne ve kanunlarına bağlıdır. 
Kimi zaman yaşanan afetler ise tabiatı alt üst ettiği gibi, insanların hayatını da acı bir şekilde etkiler. Tarihte yaşanan deprem, sel, heyelan ve yangın gibi nice afet, can ve mal kaybıyla sonuçlanmıştır. Ülkemizde de yakın tarihte yaşadığımız deprem ve sel felaketlerinin acısı hala yüreğimizdeki tazeliğini korumaktadır. 

Bozgunculuk yapmayın

Değerli Müminler! Kur’an-ı Kerim’in insanlığa şöyle bir çağrısı vardır: “Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.”3 Nitekim tabiata sorumsuzca müdahale eden, kendi menfaati için ormanları kesen, suyu ve havayı zehirleyen, toprağı kurutan insanoğlu, yeryüzünde dengeleri bozmaktadır. Afetlerin kötü neticelerinin önemli bir kısmı bizim kendi hata ve ihmallerimiz sebebiyledir. Nitekim Yüce Rabbimiz bu hususta şöyle buyurur: “Başınıza gelen her musibet kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir; kaldı ki Allah birçoğunu da bağışlar.” 
Aziz Müslümanlar! 
Mümin, Allah’ın takdirinin muhakkak gerçekleşeceğine iman eder. Ama aynı zamanda tabiat olaylarının, ilâhî düzen ve kanunlar gereği, sebep-sonuç ilişkisi içerisinde meydana geldiğini de idrak eder. Çalışmayı ve sebeplere sarılmayı terk edip “Allah’ın dediği olur” diyerek kolaycılığa kaçmaz. Tabiata zararlı adımlar atarak, göz göre göre afeti davet etmez. İşini sağlam yapar. Her türlü tedbiri alır. Maddi ve manevi sebeplerin tamamına başvurduktan ve sorumluluğunu yerine getirdikten sonra Rabbine tevekkül eder. Peygamber Efendimizin ifadesiyle “önce devesini bağlar, sonra tevekkül eder.”
Kıymetli Müminler! 
Güvenli bir hayat için gerekli tedbirleri alalım. Afetlere karşı bilinçli ve hazırlıklı olalım. Deprem, heyelan ve sel riski bulunan bölgelere ev inşa etmeyelim. Ailemizi afet ve acil durumlar hakkında bilgilendirelim. İlkyardım eğitimi, bilgi ve destek için yaşadığımız şehrin AFAD il müdürlüklerine müracaat edelim. 
Yarın yirminci sene-i devriyesi olan 17 Ağustos Marmara depreminde ve bu güne kadar ülkemizde meydana gelen afetlerde hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyoruz. Yüce Rabbimiz, bizi, ülkemizi ve İslam beldelerini afetlerden muhafaza eylesin. Bizlere de afetlerden gerekli dersleri çıkarmayı, sorumluluklarını yerine getirip huzurlu ve güvenli bir hayat sürmeyi nasip eylesin.


YARIM KALAN
Ne çok yarım kaldık şu kısacık hayatta. Bu yarım kalmışlık, isteklerimizin doyumsuzluğundan mı yoksa dünyanın tabiatından mıdır konumuzun dışında tutalım. Biz, yarım elma gönül alma, yarımlığımızı arayalım yalnızlığımızda.
Daha anne karnındaki huzuru yarım kalmıştı bebeklerin, sebepsiz sezeryanla. Gözlerini açmadan hayata, ağlaması yarım kalmıştı en hızlı müdahaleyle. Sonra, anne sütü yarım kaldı mama kolaylaştırınca. İlk gülücükleri yarım kaldı, baba ile anne tartışmanın sesini gözlerine yansıtınca...
Muhabbeti yarım kaldı çocukların, terbiyesi yarım. Eğitimi sevemedi öğretimi yarım. Puan toplayan sanal bir oyunun kahramanı misali, mahallenin en hırslı delikanlısı oldu çıktı sosyalliği yarım. Sonra sevdi, aşık olduğunu zannetti ya da aşkı biriktirdiği yarımlık kadar zannetti, aldığı reddiye ile uyuşturdu geleceğini, çünkü benliği yarım.
Öğretim tam ortasından bitti hayatın derken yükseği başladı kimine. Kendini bilemediği için tercihi başkalarına özendi ve mesleği kaldı yarım. Atandı atanamadı derken evliliği erteledi, yuvası kaldı yarım. Pamuk ipliği sanal huzurlu evlilikler yaptı da en yakın kış mevsiminde üşümeye başladı huzuru kaldı yarım.
Her defasında, en istediğini yapamadı insanoğlu yaptığı her iş kaldı yarım. Mürebbiliği yarım, emekliliği aynı. Dostlarını kaybetti ansızın, en sevdiklerini bir de, sırları kaldı yarım. Neden diye sormasınlar diye sildi gözlerini, gözyaşları yarım. Hastalandı tedavisi yarım kaldı çoğunun ilaçları yarım.
Aslında ne çok şey söyler yüreklerimiz bir anlatabilsek lakin hazinelerimiz kısırlaştı cümlelerimiz eksik kelimelerimiz yarım. Şarkılarımız, türkülerimiz, manilerimiz güftesiz kaldı, bestelerimiz yarım. Göçtük baba yurdumuzdan bir türlü olamadık vardığımız şehirlerin. Ne dönüşümüz olabildi ne kalışımız, gurbetimiz yarım. Duyuşumuz, görüşümüz yarım kaldı elimizde hislerimiz yarım.
İnsanoğlu kendinden, kendi yüreğinden, kendi vicdanından, kendi hayallerinden uzaklaşmaya başladığında başladı yalnızlığı. Ne dost bulabildi tam anlamıyla ne de post.
 

Kulun aklında fikrinde Allah varsa

Aslında bütün bunları biliyordu, insanı topraktan yaratıp toprağa döndüren Yüce Rabb. Ademoğlunun içindeki yalnızlığa konuştu gönderdiği kitaplarıyla. Kullandığı sembolleri kulları anlayamazlar diye peygamberler gönderdi. Ben varım. Aklında fikrinde ben oldum mu kulumun, o artık benimledir ve yalnız değildir dedi. Ve ademoğlu, vahiyden uzaklaştıkça hep yarım kaldı. Hep yalnız kaldı milyarlarca insan.
Ve gidince anladı kıymeti yarım kalmış insan. Gözler gidince görmenin, sözler gidince kelimelerle cümle örmenin. Secdeye eğilemeyince anladı yükselmenin merdivenlerinin oradan başladığının. Ayakta duramayınca anladı rükunun Allah'tan başkasına eğilmemek anlamına geldiğini.
Okumayı öğrendi kitabı kaldı yarım. Yazmayı öğrendi defteri kaldı yarım. Ruhu gidince her bir şeyin, şekle büründü her şey; ruhsuz ibadetler yarım, dostluklar yarım, yolculuklar yarım... Bir şeytandı asiliğinde tam, ona uyanlar yarım. İbadet yarım, itaat yarım...
Aslında yalnız olmadığımız, her daim imtihan olduğumuz şu kısacık hayatın bir sahibi mutlak olarak vardır ve canlılığı sonsuza kadardır. O, yarattığı kulu samimiyetle huzuruna vardığında ona dost olandır. O, herşeyi bilendir. O, içimizdeki en kısık sesi dahi net bir şekilde işitendir.
Yalnızlığımıza dostluk, samimiyetimize yankı, içimize huzur ve fikrimize güven vermesi temennisiyle ve O'nun hitabına bırakalım yarımlığımızı:
"Zira, Rabbinin vaadi doğruluk ve adaletle yerine getirilmiştir. Onun vaatlerini(n gerçekleşmesini) engelleyebilecek hiçbir güç yoktur: ve yalnızca Odur her şeyi duyan, her şeyi bilen." (En'am,115)
 

BİR SORU BİR CEVAP 

Adak kurbanı kesmenin hükmü nedir? Etinden kimler yiyemez?
Kurban adayan kişinin kurban kesmesi vaciptir. Eğer kişi bu adağı, bir şartın gerçekleşmesine bağlamışsa bu şart gerçekleşince kesmesi gerekir. Adak kurbanının etinden adak sahibi, eşi, usûl ve fürûu (neslinden geldiği ana, baba, dede ve nineleri ile kendi neslinden gelen çocukları ve torunları) yiyemeyeceği gibi, bunların dışında kalıp zengin olanlar da yiyemez (Zeylaî, Tebyîn, VI, 8; Bilmen, İlmihal, s. 304-305). Eğer kendisi veya bu sayılanlardan biri yerse, yenilen etin bedelini yoksullara verir (İbnNüceym, el-Bahr, VIII, 199-203).
https://kurul.diyanet.gov.tr/Cevap-Ara/719/adak-kurbani-kesmenin-hukmu-nedir--etinden-kimler-yiyemez-

Günün Ayeti

Hayır artık çok geç! Can boğaza gelip dayandığında; Yok mu bir şifacı? dendiğinde; (Hasta) bunun beklenen ayrılış olduğunu anladığında; Ve bacaklar birbirine dolaştığında; İşte o gün sevkedilen yer sadece rabbinin huzurudur. (Kıyâme, 75/26-30)

Günün Hadisi
“Biriniz işini güzel ve özenerek yaptığı zaman Cenâb-ı Hak buna memnun olur.” (Beyhâki, Şuabü’l-İman, 5-334)

Günün Duası
Allahım! Önümden, arkamdan, sağımdan, solumdan ve üstümden gelecek tehlikelere karşı beni koru. Ansızın altımdan gelecek tehlikelerden de sana sığınırım.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500